Eğitim

Beykoz’da son söz: Öğretmenlerin!

Beykoz’da son söz: Öğretmenlerin!
2014.11.26 00:00
| | |
8693

Video galeri

Dost Beykoz, ilçeye emek vermiş ve emekli olmuş 3 öğretmen ve faal görevine devam eden 1 okul müdürüyle özel bir söyleşi gerçekleştirdi.

Dost Beykoz, ilçeye emek vermiş ve emekli olmuş 3 öğretmen ve faal görevine devam eden 1 okul müdürüyle özel bir söyleşi gerçekleştirdi. Beykoz’da görev yaptığı sırada emekli olan Ali Şamlıoğlu, Murat Kahraman ve Perihan Harmancı adlı öğretmenlerimize, Türker İnanoğlu Ortaokulu’nun çalışkan Müdürü Osman Bel eşlik etti. Ortaya ise çarpıcı başlıkların da yer aldığı lezzetli bir söyleşi çıktı.

Kimi öğretmenimiz çocuklara olan aşkını ve bitmek bilmeyen sevgisini anlattı, kimi öğretmenimiz sayısal dersler konusunda ülke olarak neden zorlandığımızın şifrelerini verdi… Kimi öğretmenimiz sekülerizmden, yani din ve ahret yaşamının bir kenara bırakılarak dünyevi işlerle meşgul olma alışkanlığımızdan şikâyet etti, kimi öğretmenimiz yeni mezun öğretmenlere öğütler verdi.

Ali Şamlıoğlu

Fizik öğretmeni Ali Hocamız... Meslek yaşamında 30 yılı deviren isimlerden... Beykoz Denizcilik ve Su Ürünleri Lisesi'nde çalışırken emekli olmuş. Emekli olmuş olmasına ancak okumaya devam ediyor. Okutmaya değil; okumaya devam ediyor... Tam 4 üniversite bitirmiş Ali Şamlıoğlu... Şu anda ise Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesi'nde İnşaat Mühendisliği okuduğunu belirtiyor...

Dersler söz konusu olduğunda ise içini Dost Beykoz'a döküyor Ali Şamlıoğlu... Maddi olarak karşılık bulamadığına inansa da manevi olarak öğrencilerinin iyi yerlere geldiğini gördüğünde mutluluk duyduğunu söylüyor:

"Beykoz Su Ürünleri'nde çalışırken emekli oldum. Fizik dersleri veriyordum. 30 yıl çalıştım. Öğretmenlik mesleği, mesleklerin en heyecan vericisi, tatmin edicisi... Ancak Türkiye şartlarında bu tamamen böyle değil. Gerek ekonomik gerekse sosyal konum olarak hayli yıpratılmış bir meslek... Çok eski yıllarda bir öğretmenin maaşıyla 9 Cumhuriyet Altını alınabildiği yazıyordu. Aşağı yukarı bir o kadar da özel dersten alıyordu. Şimdi bir öğretmen, aldığı maaşla ancak 4 tane Cumhuriyet Altını alabiliyor... Ancak manevi olarak karşılığını aldığımı söyleyebilirim. Çok iyi yerlere gelen öğrencilerim var, bundan dolayı memnunum."

'Türkiye olarak sözelde mi yoksa sayısalda mı daha iyiyiz?' sorusuna ise şöyle yanıt veriyor emektar Öğretmen Ali Şamlıoğlu:

"Sayısalda da sözelde de iyi değiliz ancak sözeldeki başarısızlık saklanabiliyor. Ben başından beri dile getirdim ancak yalnız kaldım; Türkiye, sayısal öğreniminde kendini kandırıyor... Hiçbir zaman Türkiye, 'kanıksamak' ile 'kavramak' arasındaki farkı, fark edemedi… Üzgünüm... Türkiye sayısal derslerde başarı sağlayamadı ve maalesef buna öncelik de veremedi. Türkiye daha çok rakamlarla kendini avutuyor."

Murat Kahraman

Dile kolay, tam 32 yılı geride bırakmış ve henüz 1 ay önce emekli olmuş Murat Hocamız… Branşı: Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmenliği... Murat Hoca da dertli mi dertli... Özellikle sekülerizmin, yani din ve ahret hayatının bir kenara bırakılarak dünyevi konulara odaklanmamız gerektiğine yönelik anlayışın, tüm dünyada kabul görmesinin sıkıntı yarattığı inancında... Bunun Türkiye'deki sonuçlarının ise bir dizi sorunu da beraberinde getirdiğini ekliyor ve şunları anlatıyor Murat Kahraman:

"32 yıl çalıştım. Bu yıl 25 Eylül itibariyle emekli oldum. Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeniyim. Hizmet dönemim içerisindeki geri dönüşlerin verdiği enerjiyle diyebilirim ki, bir 32 yıl daha öğretmenlik yapabilirim. Ben 'öğretmenin emeklisi olmaz' diye düşünüyorum. Bir kişi eğer öğretmen olmayı başarabilirse, sonsuza kadar öğretmen olarak kalmaya devam eder.

Global manada sekülerizmin etkisi altına Türkiye de girdi maalesef... Girmeseydi daha iyi olurdu. Bütün dünya bu globalleşmenin ve sekülerleşmenin olumsuz taraflarını maalesef daha çok aldı. Bu da bize sevgisizlik, ahlaki değerlerde çöküntü, moral erozyonu, insanların tahammülsüzlüğü, birbirlerine olan saygısızlığı olarak yansıdı.

Eksiklik ise bence şuydu: Hani bir söz vardır 'Gözden uzak olan, gönülden ırak olur' diye... Bu sözü biz maalesef eğitimde kullanamadık ve dünyada ne kadar kötülükler varsa onları 'özgürlük' adına çocuklarımızın önüne koyuverdik. Onlar da gönüllerine giriverdi. Her şeyin bir zamanı vardır, sınırı vardır. Görüyorum bazen 12-13 yaşındaki çocukların ellerinde akıllı telefonlar... Bu biraz erken oldu.

Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi konusunda müfredat yeterli değil ancak en büyük müfredat aslında iyi niyettir. Eğer sizin niyetiniz iyiyse, düzgün ve dürüst bir insan olmaya gayret gösteriyorsanız; eğitim diğer unsurları olan veli, okul yönetimi ve öğrenci de sizin iyi niyetinizi görüp size destek oluyorsa faydalı neticeler elde edebiliyorsunuz. Bu da biraz sıkıntılı bir durum... Eğitimin bu unsurlarının içinde bazen eksiklikler oluyor. Herkes görevini yapmakta çekingen davrandı ya da tam başarılı olamadı. Birinin eksikliğini diğeri tamamlayamadı. Her ne kadar 'Öğretmen ana gibidir, baba gibidir...' deseler de söylencede geçtiği sadece 'gibi'dir. Bir anne, bir baba değildir. Belki annesinden babasından daha fazla ilgi gösteriyordur ama bu geçici bir durumdur. Dolayıyla öğretmen öğretmenlik, ana analık, baba babalık, devlet devletlik; millet de milletlik yapmalıdır."

Perihan Harmancı

O bir efsane... Geride bıraktığı 30 yılın yorgunluğunu her zaman gülen gözlerinin ve içindeki ışığın arkasına saklamayı başarabilmiş olan Perihan Hocamız, çocuklara olan sevgisi ve düşkünlüğünü saklamıyor. Yeni öğretmen olacak adaylara da 'çocuk sevgisini' öğütleyen Perihan Harmancı, emeklilik öncesi son 5 yılını geçirdiği Türker İnanoğlu İlköğretim Okulu'ndan ve Müdürü Osman Bel'den övgüyle söz ediyor. Perihan Hoca, söyleşide şunları anlatıyor:

"Öğretmenler Günü denilince benim aklıma hemen çocuklar geliyor. Çocukların güler yüzü, anlamlı bakışları... Çocuklar olmasa bizler de olamazdık. Bu işi bu mesleği yapamazdık. Onlar var oldukça biz de varız.

Bence öğretmenlik bir yaşam biçimi... Ölene dek sürer... Mahallede de olabilir, başka yerlerde de olabilir. Her yerde devam edebilir...

Emekli olduktan sonra çocuklardan ayrı kalsam da o sevgi benim sürekli içimde... Onları bir yerlerde görünce de hepsinin büyüdüklerini görüyorum. İki gün önce bir öğrencimin Trabzon'da Jeofizik Mühendisliği'nde okuduğunu öğrendim. Topluma bir birey kazandığımı görünce mutlu oluyorum."

Beykoz'un 30 yılı devirmiş olan emekli öğretmenlerinden Perihan Harmancı, Dost Beykoz aracılığıyla yeni öğretmen olanlara ve olacaklara da yılların tecrübesiyle şu tavsiyeyi aktarıyor:

"Samimi olsunlar, doğal olsunlar ve çocukları çok sevsinler. Hiçbir çocuğu ziyan etmesinler. Her çocuk önemlidir. Bazı çocuklar keşfedilmeyi beklerler. Kesinlikle tembel çocuk yoktur benim gözümde... Benim hiç tembel çocuğum olmadı. Her çocuğun kendine özgü kişilik yapıları vardır ve bunu keşfetmek gerekiyor."

Türker İnanoğlu Ortaokulu Müdürü Osman Bel de Perihan Harmancı'yla yaptığımız söyleşide kendisine eşlik ediyor. Perihan Hoca, emekli olmadan önce uzun yıllar birlikte çalıştığı meslektaşından övgüyle söz ederken, Osman Hoca da emekliliğin yaklaştığını "Benim de yaklaşık 10 yılım kaldı..." sözleriyle haber veriyor.

Osman Bel

Tarih öğretmeni... Derslerin tarihini bilmeyen öğrenciler için 'sıkıcı' olmasından şikâyet ediyor Osman Hoca... Tarih dersinin öğrenildikçe ve işin içine girildikçe sıkıcı olmaktan çıkacağını kaydediyor Osman Bel ve şöyle diyor:

"Geleceğini inşa eden toplumların geçmişini mutlak surette, öğrencilerine, nesline öğretmeleri gerektiğine inanıyorum. Türkiye Cumhuriyeti olarak da çok şanslı olduğumuza inanıyorum. Tarihin ilk zamanlarından bu yana sahnede olan bir milletiz. Devletler kurmuş, devletler yıkmış; medeniyetler oluşturmuş bir milletiz. Dolayısıyla okunacak çok şeyimiz var... Diğer milletlerden, diğer toplumlardan farkımız da bu olsa gerek..."

Dost Beykoz Haber Müdürü Ferdi Güngör'ün ‘öğrenci velilerine bir okul müdürü olarak mesajı olup olmadığını’ sorduğu Türker İnanoğlu Ortaokulu Müdürü Osman Bel, sorunun çok yerinde olduğunu dile getiriyor ve gülümseyerek, "Tam da içimden 'keşke böyle bir soru sorsa...' diye geçirmiştim" diyor. Müdür Osman Bel, sözlerini şu şekilde tamamlıyor:

"Velilerimize, gerçekten çocuklarını önemsemelerini ve bulundukları yerden bir adım yükseğe çıkarmaları için onlara bir misyon, bir vizyon, bir hedef belirlemek noktasında rehberlik etmelerini tavsiye ediyorum. Onları asla küçük görmesinler ve küçümsemesinler. Velilerimiz, bugünün çocuklarının geleceğin büyükleri olacaklarına, bu ülkenin yönetimi ve idaresini devam ettireceklerine inanmalarını isterim. Bu bakış açısıyla baksınlar...

Velilerimiz, çocuklarının eğitiminden tasarruf etmemeliler... Özellikle onları hayata hazırlayacak olan ihtiyaçlarda, kendilerinden ödün versinler ama çocuklarınınkini karşılasınlar. Tasarruf etmesinler. Çünkü eğitimden tasarruf olmaz diye düşünüyorum...

Yalnızca öğrencimizin başarısız olduğu durumlarda değil, başarılı olduğu durumlarda da velinin öğrenciyi okulda ziyaret etmesi, öğretmeninden bilgi alması, onunla irtibata geçmesi gerekir. Veli, öğretmenle ve okul idaresiyle okula gelerek görüştüğünde, bunu gören öğrenci de kendisini değerli hissediyor. Hiçbir anlamı olmasa bile bunun çok büyük bir anlam olduğuna inanıyorum.

Bizlerin en çok sahiplenmesi gereken kurumlar: Okullarımızdır... Çünkü bütün geleceğimizi yarın okullarımıza borçlu olacağız. Okulları inşa etmek de okulları ihya etmek de çok önemli... Doğrudur, okullarımızın ihtiyaçları vardır. Bu ise gerek devletimiz tarafından karşılanmaktadır. Zaman zaman velilerimizin desteği ve katkısı olmaktadır. Ancak bu desteğin maddi boyutunun olduğu kadar manevi boyutu da son derece önemlidir. İnsanlar, yaptıkları işlerde başarılarının takdir edilmesini, takdir görmesini bekler. Bunun içerisine öğretmen de öğrenci de dâhildir. Takdir görülen iş büyür, gelişir ve güzelleşir."

Dost Beykoz / Özel Haber

Anahtar Kelimeler: Beykoz, Öğretmen, Ali Şamlıoğlu, Murat Kahraman, Perihan Harmancı, Türker İnanoğlu Ortaokulu Müdürü, Osman Bel

0 Yorum

Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı

Yorum yaz

DOST BEYKOZ

"Beykoz'un Hür Gazetesi"