Kültür

Beykoz'da bir deve çocuk hikayesi... Yıl 1970

Beykoz'da bir deve çocuk hikayesi... Yıl 1970
05.01.2017 08:20
| | |
2315

O sabah babam beni erkenden uyandırdı. Gemilerin getirdiği yükü taşımak için Beykoz sahiline gideceğimizi söyledi.

Pencereden baktım, gece hafif hafif yağan kar, bahçemizi beyaza bürümüştü. Annem çoktan sobayı yakmış, sofrayı sermişti. Kahvaltımı yapıp, Sürmeliyi hazırlamaya çıkan babamın yanına gittim. Sürmeli benim tek arkadaşmdı.

Ahıra gittiğimde babam, Sürmelinin sırtına havtu çoktan bağlamıştı. Sürmeli bizim eve gelmeden önce, baş deveymiş. Katıldığı güreşlerde rakibini yıkar geçermiş. "Ben de kuru üzüm, kuru incirle beslensem, tuttuğumu yıkarını" diye gülerek anlatırdı babam onun macera dolu günlerini.

Sürmeli bir gün rakibiyle güreşirken birden inat edip dövüşmeyi bırakınca sahibinin gözünden düşmüş. "Yeni evliydim, ben de doğru dürüst bir iş tutturamadığım için eşimin gözünden düşmek üzereydim" der hikayenin bu kısımda babam, annemin gözünün içine bakarak. Annem susar, bir şey demez. Neyse, sahibi Sürmeliyi kasaba satmayı düşünürken, cebindeki üç beş kuruşla ona talip olmuş babam. 'Yük taşır, evimin geçimini sağlarım' deyip yularından tutup eve getirmiş. O gün bugün bizimle Sürmeli. Bazen yük taşırken babama inat ettiği olur ama bana hiç inat etmez.

Yük taşırken bir yetişkine benzeyen yüzü ben onu bahçede sağa sola çekiştirirken yaramaz bir çocuğun yüzüne benzer. Hava soğuktu, ceketime sarındım, yola düştük. Sürmeli üşümez, ben üşürsem beni bile ısıtır onun kürkü. Babam beni Sürmelinin sırtına oturttu, kendi de arkama oturdu. Gittiğimiz yoldan henüz kimse geçmemişti, Sürmelinin ayak izlerini ardımızda bırakarak bir saat kadar yol aldık. Şehre yaklaşınca, yük gemisinin geleceğini haber alan başka deve sahipleriyle karşılaştık. Beykoz'a yanaşınca, ben inip yürüyeyim dedim babama. Yerler buzdur, kayarım diye önce izin vermek istemedi babam. Deve gibi inal edince mecbur kaldı indirdi. Tuttum hemen Sürmelinin yularından, öyle girdim şehre. Şehirdeki çocukların tam da okula gitme vakti şimdi. Onlar, beni bir devenin sırtında ne zaman görseler tuhaf tuhaf bakarlar Babamın bir devenin sırtında olması tuhaf gelmez ama benim olmam... Tuhaf olan onlar.

Utanmam utanmasına da, beni çocuk gibi, arkadaş gibi görmemelerine üzülürüm. Belki onlara yukarıdan baktığım için beni yadırgıyorlardı diye düşünüp, şehre girince Sürmelinin sırtından hemen inerim. Bir devenin sırtına oturamaz o çocuklar. Hörgüçlerinden de korkarlar. Sürmeliden korkulur mu be? Tuhaf Halbuki bilseler, Sürmeli çocuklara inat etmez hiç. Bilmezler. Sadece büyüklerle inatlaşır Sürmeli. işte tam o sırada, önde ben, arkada babamla Sürmeli Beykoz sokaklarında ilerlerken devemiz homurdanmaya başladı. Ne oluyor demeye kalmadan babamı sırtından attı. Meğer arkamızdan yanaşan deve, yıllar önce Sürmelinin güreşin oltasında inat edip geri çekilmesiyle galip gelen deveymiş. Meğer Sürmeli, deveyi görür görmez hatırlamış, yularını tutan da ben olunca güreşmeme inadını bırakmaya karar verip... Kızılca kıyamet koptu, çarşı birbirine girdi. Sürmelinin böğürtüleri yük gemilerinin sirenlerini bile bastırıyordu. Çocuklar, koca koca adamlar, kadınlar korkuyla sağa sola kaçıştılar hatta babam bile. Sürmeliye sadece ben yaklaşabildim. Her zamanki gibi konuştum onunla, yaklaştım, yularını çekiştirdim, her zamanki gibi dinledi. "Yanlış anlamışım" der gibi yaramaz çocuklar gibi baktı hatta. Babamı da diğer deveyi de Beykoz'u da kurtardım. Diğer çocuklarsa benden iyice uzaklaştı. Sürmelinin beni görünce inadının kırılması, bir deveyle bu kadar iyi anlaşmam tuhafmış güya. Tuhaf olan onlar!

AYKUT ERTUĞRUL / (Beykoz'un ünlü fotoğrafçısı Foto Hayri'nin arşivinden, I970'ler) 

Anahtar Kelimeler: Beykoz, Hikaye, Tuhaf Olan Onlar, Aykut Ertuğrul

0 Yorum

Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı

Yorum yaz

DOST BEYKOZ

"Beykoz'un Hür Gazetesi"