Röportajlar

Beykoz bir Karadeniz şehri gibidir…

Beykoz bir Karadeniz şehri gibidir…
2014.07.16 00:00
| | |
20248

Dost Beykoz Genel yayın Yönetmeni Bilgehan Murat Miniç’in gerçekleştirdiği özel söyleşide, denizcilikten, siyasete uzanan bir yolculuk yapıldı.

Dost Beykoz çeşitli zaman aralıklarıyla, renkli simaları okuyucularıyla tanıştırdığı“Beykoz’un Değerleri” yazı dizisinde bu kez önemli bir ismi konuk etti. Dost Beykoz Genel yayın Yönetmeni Bilgehan Murat Miniç’in gerçekleştirdiği özel söyleşide, denizcilikten, siyasete uzanan Giresun’dan Beykoz’a varan bir yolculuk yapıldı.

Çalışma hayatına bankacılıkla başladı… Memur olarak çalışmaya başladığı Yapı Kredi bankasında kısa sürede üst düzey yöneticiliğe yükseldi… Özel sektörde göstermiş olduğu başarısıyla, ülkeyi yönetenlerin dikkatini çekti… Ve Türkiye Denizcilik İşletmeler Genel Müdürlüğü ve Yönetim Kurulu Başkanlığı’na getirildi. 12 Yıl ülkeye bürokrat olarak başarıyla hizmet etmesinin ardından 2003 yılında kendi isteği doğrultusunda emekli oldu.
Beşiktaş Spor Kulübü’nün 2004 yılında yapılan Genel Kurulu’nda Yönetim Kurulu’na seçilerek, Genel Sekreterlik görevini üstlendi… 6 yıllık görevi sırasında dürüstlüğü ve objektifliği ilke edinerek, çağdaş bir yönetici olarak iz bıraktı… Şampiyonluklar yaşadı, önemli kararların altında imza attı…
 
 
Kenan Öner…
Aslen Giresun Göreleliyim, ama İstanbul’da dünyaya geldim. İlkokulu Görele ve İstanbul'da okudum. Sonrasında ortaokul, lise ve yüksek tahsilimi İstanbul'da tamamladım. İktisatçıyım. İş hayatıma bankacı olarak başladım. Yapı Kredi bankasında 19 sene memuriyetten kadame kademe yükselerek, üst düzey yöneticiliklere kadar geldim.
1990 yılında Yapı Kredi’den, Ulusoy Şirketler Grubu’na geçerek Genel Müdür ve Murahhas Üyesi olarak görev üstlendim. Bu görevlerim sırasında, bankacılık ve madencilik sektöründe devletin dev kuruluşları arasında olan ETİ BANK AŞ’de Yönetim Kurulu üyeliği yaptım.
1991 yılı Temmuz ayında T.C Ulaştırma Bakanlığı’na bağlı olan Türkiye Denizcilik İşletmeleri’ne Genel Müdür ve Yönetim Kurulu Başkanı olarak atandım.
Toplumumuzda malum olduğu üzere genellikle devletten özel sektöre geçişler olur, ben ise özel sektörde 21 yıl çalıştıktan sonra bürokrat olmayı kabul ettim.
O yıllarda TDİ, mali yapı bakımından oldukça zor durumdaki bir kamu iktisadi teşekkülüydü. Zaten o yıllarda KİT'lerin birçoğu zarar eden kurumlardı. Bunun bilincinde olan yöneticiler olarak uzun yıllar özel sektörde çalışmanın kazandırdığı formasyon ve tecrübeyle çok sıkı bir performansın içine girdik…
 
 
Zarara tahammülüm yoktur…
İktisat-İşletmecilik eğitimim olması nedeniyle zarara tahammülü olmayan bir yapıya sahibim. Kısa sürede yaptığımız rasyonel ve radikal çalışmalarla TDİ'yi orta ölçekli bir banka kadar kar eden bir kuruluş haline getirdik.
Bugün Beykoz'da yaşayan çok sayıda Denizcilik camiası mensubu ve çalışanları bunları gayet iyi hatırlarlar… 1997 Ağustos'una kadar görevde kaldım. 1923 yılından, o döneme kadar en uzun süre TDİ’de görev yapan 3 Genel Müdürden biriyim…
İfade ettiğim üzere, şükürler olsun ki, bize verilen görevi alnımızın akıyla tamamlamak nasip oldu.
Daha sonra Ankara'ya Denizcilik Müsteşarlığına Müsteşar Yardımcısı olarak atandım. 2 yıl süren bu görevim esnasında, Denizcilik Müsteşarlığı’na da vekâlet ettim.
1999 yılında yapılan Milletvekili Genel Seçimleri’nde, milletvekili adaylığı düşüncesiyle Seçim Kanunu’nun ilgili maddesine istinaden görevimden ayrıldım… Ancak seçimlere iştirak etmeyerek, yine aynı yasa kapsamında bürokratlığa dönüşümle birlikte, T.C Başbakanlık Danışmanı olarak görevlendirildim. Az önce de ifade ettiğim gibi 2003 yılında Başbakanlık Danışmanlığı'ndan emekli oldum.
 
 
Beykoz'da aktif bir Denizcilik camiası var. Diyaloglarınız nasıl?
Evet, Beykoz'da gerek denizcilik okulu, gerekse denizciliğe yatkın Karadenizli ailelerin yaşadığı bir ilçe olması nedeniyle çok sayıda denizcilik camiası mensubu var. TDİ çalışanları da ağırlıklı olarak Karadenizli olduğu için birçok dostumuz var. Beykoz Denizciler Derneği'nin faaliyetlerine zaman buldukça katılıyorum.  
Ne zamandır Beykoz'da ikamet ediyorsunuz?
Beykoz zaten sevdiğimiz bir yerdi. Doğasıyla, deniziyle insanlarıyla şirin bir ilçe olarak bakardım hep. Bende yaklaşık 12 yıldır Beykozluyum, Beykoz’da ikamet ediyorum… 2001 yılından bu yana Beykoz'da oturuyorum. Beykoz’a gelmeden önce, uzun yıllar Beşiktaş, Mecidiyeköy ve Gayrettepe semtlerinde oturdum.
Gençlik yıllarımda, Anadolu Yakası’na geçtiğim zaman kendimi İstanbul'dan ayrılmış gibi hissederdim. Ama Beykoz'a geldikten sonra bu kanaatim değişti. 2. Köprü sayesinde artık Beykoz'dan, İstanbul’un merkezi bölgelerine rahatlıkla ulaşabiliyorsunuz.
Ben ilk geldiğim yıllarda 2. köprü bu kadar yoğun değildi. Ulaşım daha da kolaydı. Tabii bizim birçok dostumuzun, hemşeri ve akrabalarımızın da olduğu bir yer olduğu için Beykoz’da oturmaktan, Beykozlu olmaktan dolayı çok memnunum.
 
 
İstanbul'un diğer ilçelerine baktığınız zaman Beykoz'un durumunu nasıl değerlendiriyor sunuz ?
Beykoz yüz ölçümü olarak çok geniş bir alana sahip. Son çıkartılan Büyükşehir Yasası ile alan daha da genişledi… Köyler artık Beykoz’a dâhil edilerek mahalle statüsü aldı. Artık köy diye bir şey kalmadı. 
Ama köprüler yapılmadan evvel ulaşımın daha kısıtlı olması sebebiyle Beykoz biraz yerinde saymış gibi gözüküyor… Ekonomik olarak pek mesafe alınamamış. Ulaşım sorunu nedeniyle insanlar Beykoz dışına çıkmayı çok tercih etmemiş, bu da sosyal bakımdan bölgeyi içine kapatmış.
Bana göre bu durumun bir başka sebebi de, önceki yıllarda burada ki fabrikaların yoğun istihdam sağlıyor olması nedeniyle nüfusun büyük bölümü hep bu bölgede çalışmış. Yani yaşamlarını hep Beykoz’un içinde idame ettirmeyi tercih etmişler… Dolayısıyla dışarıyla irtibat az oldu…
Tabii ki, böyle olunca da gerek sosyal hayat, gerek ilçenin kendi gelişimi duraksamış. Ayrıca; imar sorunu, çarpık yapılaşma ve benzeri birçok zorun nedeniyle Beykoz hep yerinde saymış. Ama bunun yanında da içe dönük olmanın getirdiği samimiyet, yardımlaşma ve herkesin birbirini tanıdığı, selamlaştığı sıcak bir ilçe kültürü toplumumuz üzerinde egemen olmuş. Özetlemek gerekirse Beykoz, bir Anadolu kasabası görünümünde ve Karadenizli ailelerin ağırlıklı olduğu bir Karadeniz şehri gibidir.
 
 
Beşiktaş'ta ( BJK) önemli görevler yaptınız. Biraz bahseder misiniz?
2004 yılında Yıldırım Demirören'in Başkan seçildiği kongre ile bende yönetime girdim. Sayın Demirören ile birlikte 6 yıl aralıksız görev yaptık... Tabii ki bu süre içinde iyi ve kötü günler yaşanmıştır. Ama iyi niyetli ve samimi bir çalışma ortamı içinde olduk… Ben, ‘doğma, büyüme’ diye nitelendirilen bir Beşiktaşlıyım. Beşiktaş, Muradiye doğumlu ve tüm ailesi çok iyi Beşiktaşlı olan Beşiktaş ile sevinen Beşiktaş ile üzülen bir ortamda büyüdüm. Delikanlılık dönemimden sonra aidiyet duygularım daha da boyutlandı… Beşiktaşlılığımı resmileştirerek, Genel Kurul üyesi oldum. 30 yıllık Beşiktaş kongre üyesiyim…
Gençliğimden bu yana, Beşiktaş’ımız da yönetici olarak bulunmak ve hizmet etmek, içimde dayanılmaz bir arzu ve bir istekti… Allah nasip etti.
2004 yılında Yıldırım Bey'in listesinde seçildikten sonra çok önemli bir vazife olan Genel Sekreterlik görevine geldim. Hatta ikinci dönemde aynı zamanda İcra Kurulu Başkanı oldum. Gerçekten çok ağır sorumluluk gerektiren bir görevdi. Ama bunu seve seve yaptım.
Ben zaten yapı itibariyle, tanıyanlar iyi bilir; başarıya odaklanan bir insanım. Makama mevkiye pek önem vermem… Hayatım boyunca bulunduğum tüm görevlerde performansım ve başarılarımız üst düzey bir noktadadır.
 
Beşiktaş Spor Kulübü Yöneticiliğim sırasında, evimize zaman ayıramadığımız, uğrayamadığımız günlerin sayısı oldukça fazladır. Tabii sporda şöyle bir durum var; yalnızca bir takım şampiyon oluyor, her şeyi yapmanıza rağmen her zaman başarılı olamıyorsunuz. Ama biz buna rağmen çok iyi çalışmalar yaptık. Benim şahsen vicdanım çok rahat. Son derece özverili ve faydalı çalıştığım inancındayım. Benim görev yaptığım dönemde 3 kez Türkiye Kupası şampiyonluğu yaşadım. 2008- 2009 Sezonu’nda hem Türkiye Süper Ligi, hem de Türkiye Kupası Şampiyonluğu’nu yaşadıktan sonra 2010 yılında yorgunluk ve sağlık problemlerim, hem de ailemin bu yoğunluktan sıkılması sebebiyle ayrıldım. Halen Beşiktaş Spor Kulübü Divan Kurulu üyesiyim.
 
 
Beşiktaş'ın bugünkü durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Maalesef Sayın Demirören'in son iki senesi, bunu ben ayrıldığım için söylemiyorum,  istenmeyen sıkıntılı işlerle geçti. Borçlanmalar, belki iyi niyetle yapılan fakat yanlış sonuçlanan taraftar isteğine dayalı pahalı transferler maalesef kulübe fayda yerine zarar getirdi… Bu durum mali yapıyı da bozdu.
Yeni yönetimle beraber Samet Hoca'nın gelişi bence yerinde oldu. Kendisiyle de konuştum. Hocanın bu takıma yedi sekiz sene katkı sağlayacak gençler monte etmesi gerekiyor. Tıpkı; Metin, Ali, Feyyaz, Rıza, Gökhan ve Fikret döneminde olduğu gibi Beşiktaş ruhunu taşıyan bir kadro olması lazım. Samet Hoca'da bunun bilinci ve gayreti içinde. Samet Hoca'ya da bu konuda zaman ve şans tanınmalı. Yönetimde kendisine destek veriyor.
Kanaatimce birkaç sene çok iddialı olunamasa da sabırla ileri ki yıllara yönelik gençlere şans vererek istikrarlı bir yola girilirse başarı gelecektir. Taraftarımız sabırlı olsunlar, takımlarına sahip çıksınlar, desteklerini devam ettirsinler.
 
 
Futbolda ki şike olaylarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Ben bu olaylardan son derece muzdarip oldum. Bırakın Beşiktaş yöneticiliğini, bir futbolsever olarak 3 Temmuz olayını hiç benimseyemedim. İnsanlar futboldan soğudu hiç güzel olmadı. Ben kötü olan hiç bir şeye inanmak istemiyorum, inşallah mahkemeler gerçeği ortaya çıkarırlar. Çok fazla konuşmak istemediğim bir konu.
Buradan denizciliğe dönersek TDİ özelleşti. Neler söylemek istersiniz?
Özelleştirmeler ilk benim Genel Müdürlük dönemimde başladı. Önce rantabl işletilemeyen limanların özelleştirilmesi ele alındı. İlk özelleştirdiğimiz yerde Hopa Limanı oldu. Benim kişisel görüşüm, devletin hantal yapıdan kurtulmak adına bazı kurumları özelleştirmesinde fayda vardır. Çünkü özelleştirme insanları biraz daha aktive ediyor. Ama alt yapısı (gerek idari, gerek hukuki bakımdan) tamamlanmadan çarçabuk yapılan özelleştirmelerde oldu. Çalışanların mağduriyetleri giderilemedi, boşta kalanlar, yatay geçiş yapanlar, kurum değiştirenler oldu. Bunları biraz daha kapsamlı bir şekilde çalışanları mağdur etmeden, özelleştirmeyi de yalnız özelleşsin diye değil değerini bularak yapmanın yararlı olacağını düşünüyorum. TDİ bu mana da öncü oldu. İçinden ayrıca Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü diye bir kurum daha çıkardı. Çünkü çok büyük bir kuruluş olup, içinde Gemi Sanayi AŞ, Deniz Nakliyat AŞ gibi bağlı kuruluşlar ve de 12-13 işletme bulunuyordu. Böyle dev bir yapıda her yere ulaşmak kolay ve rasyonel olmuyor. TDİ olarak özelleştirmeye randıman alınmayan limanlardan başlamıştık. Onun da faydalı olduğunu yaşayarak gördük.
 
 
Türk Denizciliği bir türlü istediği gibi gelişemedi, neden?
Evet, üç tarafı denizlerle çevrili ülkemizde hala müstakil bir denizcilik bakanlığı maalesef yok. Bu yolda ilk adım olan Denizcilik Müsteşarlığı kuruldu, önce Devlet Bakanlığı’na bağlıydı. Daha sonra müstakil bir bakanlık olması düşünülüyordu, ancak bugün tekrar geriye dönüş yapılarak Ulaştırma Bakanlığı bünyesine verildi. Tabii denizcilerin, denizcilik kuruluşlarının ilgili sendika ve derneklerin devamlı çalışmalar yapmaları, denizciliğin sorunlarını, taleplerini dile getirerek gündemde tutmaları gerekiyor.
Giresunlusunuz. Giresun ve Beykoz’da ki Giresunlular bağlarınız nasıl?
Başta da söylediğim gibi ben ilkokulu bir kaç yıl Giresun Görele'de okudum. Memleketimizle elbette ki bağlarımız devam ediyor. Tabii ki, köyümüzde bağımız, bahçelerimiz var… Her yıl gitmeye çalışıyoruz. Giresun’u seviyorum… Şu anda oturduğum Beykoz’da ki, Görele Mahallesi’ne gidip fırından ekmek almaktan bile memleketimi hatırlattığı için keyif alıyorum.
Beykoz'da da Giresunlu birçok dostlarımız, yakınlarımız hatta akrabalarımız var. Zaman zaman derneklerin faaliyetlerine, düğünlere cenazelere katılıyorum. Ben hayatım boyunca insanlarla iç içe olmuş birisiyim. Bu anlamda hemşerilerimle beraber olmak beni mutlu ediyor.
 
 
Geçen dönem CHP'den Belediye Başkanı adaylığınız gündeme geldi. Beykoz da gerek spor gerek denizcilik gerekse hemşeri olarak önemli bir kesim sizi tanıyor. Önümüzde yerel seçimler var böyle bir niyetiniz var mı?
2009 yılında böyle bir gelişme olmuştu. CHP’nin o günkü Genel Başkan Sayın Deniz Baykal bizim ismimizden duyduğu memnuniyeti dile getirmiş, bu konuyla ilgilenmiş ve sıcak bakmıştı…
Ama benim açımdan şartlar farklı gelişti… O tarihte Beşiktaş Spor Kulübü’nde önemli görevlerim devam ediyor ve şampiyonluğa oynadığımız bir süreç yaşıyorduk. Kısmet olmadı… 
İçinde bulunduğumuz süreçte, gerek Giresunlu hemşerilerimizin, gerekse diğer tanıyanların Beykoz’da bu meseleyi konuştuklarını bende duyuyorum.
Tabi bizi yakın tanıyanlar aldığımız görevi layıkıyla yapabilmek için neler yaptığımız bilirler. Geçmişte bankacılıktan başlayarak, bürokratlık ve spor yöneticiliği dönemimizde üstlendiğimiz tüm işlerde başarılı bir performans grafiğimiz var.
 
 
Bize güvenleri hiç mahcup etmedik
Allah’a şükür, bu güne kadar bize güvenenlerin yüzünü hiç bir zaman kara çıkarmadık. Bütün görevleri layıkı vechile yerine getirdik… Bu nedenledir ki, hemşerilerimiz, bazı dostlarımız ismimizi gündeme getiriyorlar. Tabii bu işleri konuşmak için bence çok erken. Daha bir buçuk sene var. İnsanlar layık görüyorlar. Sağ olsunlar…  Böyle bir talep olursa o zaman değerlendirilebilir. Ben inanan bir insanım, nasip kısmet ne ise onu görürüz… Beykoz’u ve Beykozluları seviyorum… Allah (cc) her şeyin hayırlısını nasip etsin. İfade ettiğim gibi, benim açımdan bu konu ile ilgili konuşmak için henüz erken.
 
Dost Beykoz / Bilgehan Murat Miniç

Anahtar Kelimeler: Beykoz Haberleri, Etibank, Genel Müdür, Kenan Öner, TDİ, Murat Miniç, Röportaj

0 Yorum

Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı

Yorum yaz

DOST BEYKOZ

"Beykoz'un Hür Gazetesi"