Makaleler

Beddua eden alimler ve akıbetleri

10.04.2016 17:22
| | |
3337

Kur’ân-ı Kerîm’in, dünyevî ve uhrevî olarak insanlığa her konuda ışık tutan İlâhî bir rehber ve bir kılavuz olduğu bilinen bir gerçektir.

Bu gerçeğe dayanarak, asrımızın en çok merak edilen bir fitnesi olup ümmeti bölen, parçalayan, çok önemli bir problemini de Kur’ânda aradık.

Şöyle ki, şu fitne asrında ve özellikle de son yıllarda, günlük haberlerde bile beddua seansları izler olduk. Üstelik de sıradan bir kişiden de değil, yıllarca vaazlarını ve sohbetlerini nemli gözlerle dinlediğimiz, sevdiğimiz, güvendiğimiz, hatta velî bir zât olduğuna inandığımız, hizmetlerini takdir ettiğimiz bir zât tarafından. İşte bu beddualar için uzun zamandan beri “acaba bir cezbe hâlimidir, mülâane midir, bir trans hâli midir, yoksa gerçek bir beddua ahvâli midir” diye düşünerek, pek anlam verememiştik. Böyle bir zâta toz konduramadığımız için, hüsn-ü zan etmeye çalıştık ve bunu da dert edinip içimize atmıştık.

Olayları yakından takip etmeye özen gösterdiğimiz halde, mâkul ve meşrû bir gerekçe bulunamadığından, böyle bedduaların başka İslâm âlimleri ve mâneviyat ulemâsı tarafından da yapılıp yapılmadığını araştırdık. Dinimiz İslâm.com sitesinden, tam da konumuzun cevabı ile ilgili şu Kur’ânî kıssayı okuyunca, hayretler içinde kaldım. Meğer İsm-i Âzam mertebesine ulaştığı halde, kendi devletine beddua eden, daha sonra da çok acı bir âkıbete dûçâr olan, Kur’ânda da kendisinden tahkîrle bahsedilen bir zâtın olduğunu teessürle gördüm.

Bugünkü beddua seanslarına da ışık tuttuğundan, kopyalayıp istifadenize arz ediyorum:

Sual: Bazı yazarlar, velî bir zât olduğu halde “beddualar eden” Baura diye bilinen, kötü birinden bahsediyorlar. Bu Belam kimdir?
CEVAP: Asıl ismi Belam-ı Baura olup, Musa Aleyhisselam zamanında yaşamıştı. Bu zât, İSM-İ ÂZAMIN sırrına vâkıf olup, her duası kabul edilen büyük bir âlimdi. İlmi o derece yüksekti ki, sözlerini yazmak için, 2000 kişi yanında bulunurdu. Şöhreti her yere yayılmıştı. Bir gün, bulunduğu Belka şehrinin valisi Belak, Belam-ı Baura’dan Hazret-i Musa’nın askerlerinin şehre girmemesi için, beddua etmesini istedi. Onu ölümle de tehdit etti. (Şehâdeti tercih etmesi gerekirken) Can korkusu ile ve halkın verdiği rüşvete aldanarak, Musa Aleyhisselamın ordusuna BEDDUA etti. Akabinde dili göğsüne kadar sarkıp yapıştı. Musa Aleyhisselamın askerleri tarafından öldürüldü. Müminlere beddua ettiği için İlâhi gazaba uğradı. Onun hakkında “Onun gibiler, köpek gibidir” özdeyimi dillerde (destan) kaldı.

Kur'an-ı kerimde de bu zât hakkında, Araf Sûresi 175-176. Âyetlerde şöyle buyruluyor:
(Yâ Muhammed.) Onlara, kendisine âyetlerimiz hakkında ilim nasib ettiğimiz kimsenin de kıssasını anlat: Evet, o adam bu ilme rağmen o âyetlerin çerçevesinden sıyrıldı, şeytan da onu peşine taktı, derken azgınlardan biri olup çıktı. Eğer dileseydik, onu o âyetler sayesinde yüksek bir mevkie çıkarırdık. Lâkin O, dünyaya meyletti ve nefsinin hevâsına uydu. Onun ibret verici hâli, üstüne varsan da, (korkutsan da), kendi hâline bıraksan da, dilini sarkıtıp soluyan köpeğe benzer. İşte bu âyetlerimizi yalan sayan kimselerin misalidir. Sen olayı onlara anlat, olur ki düşünüp kendilerine çekidüzen verirler. 

  • Kur’ân’da zikredilen bu olay ışığında, son yıllarda beddua seanslarıyla gündeme gelen zâtın 20-30 sene yanında bulunmuş ve “sağ kolu” dercesine ulaşmış olan ünlü kişilerin, TV ekranlarında canlı yayınlarda itiraf ettiklerine bir göz atalım:

Bu ünlü 7 kişi, o zât hakkında şunları defalarca ilân ettiler.  

Bu zât hâşâ “Allah cc ile konuştuğunu ve görüştüğünü” söylüyor, denildi. Devamla: “Onlar benim gördüğüm meleği görmemişler”, “ben şimdi Allahın yanından geliyorum”, “Allah bana dedi ki; Ben bu Kâinatı Hz. Muhammed SAV hürmetine yarattım, bundan sonra da senin hürmetine devam ettiriyorum” şeklinde iddia ettiğini defalarca izledik, dinledik ve okuduk. Hattâ, kendisinin “âhir zamanda gelmesi beklenen İSA (AS) olduğunu” ima ettiğini bile ifşâ ediyorlar…

Şimdi bütün bunları “tamamen YOK” kabul etsek bile, maalesef Risale-i Nur Cemaati zannedildiği halde, Risale-i Nurun en önemli prensipleri olan MÜSBET HAREKET ve SİYASETE GİRME YASAĞI bu cemaat tarafından tamamen çiğnenmiştir.

Üstelik de 17-25 Aralık 2013’te meşrû bir Hükümete DARBE teşebbüsleri, çalma sorularla devlet kadrolarına adam yerleştirmeler, MİT tırlarına mesnetsiz (hatta hâince) müdahaleler, Dînen de yasak olduğu halde binlerce bürokratları ve devlet büyüklerini gizlice-casusça ve binlerce kez dinlemeler ve ülke düşmanlarına servis etme olayları, ihanet değil de nedir?... (Elbette bu cemaatin %60 nispetindeki mâsum kesim, hariçtir.)                   

Hatta böylesine kritik bir zamanda, iç ve dış şer güçlerle ortak hareketleri, Din ve vatan düşmanlarıyla aynı safta yer almaları da ve seçimlerde teröristlerle müşterek çalışmaları ayyuka çıkmışsa, durum çok ciddi demektir.

Bediüzzaman Hz.’nin asla müsaade etmediği, R.Nurlarda sadeleştirme(sahteleştirme) ihanetleri de çuvala sığmayan mızraklardandır. Üstelik de bu olaylardan pişmanlık duyup tövbe etmek yerine, bu zât bunları sahiplenerek yeni yeni beddua seansları sergilemektedir.

Maalesef Velâ teziru(39/7.) âyetini de çiğneyerek, masum aileleri de içine katıp lânetler yağdırmaktadır. Yani, tarihten örnekler sunduğumuz Allah dostlarının düştükleri acı durumlarla, bu zâtınki âdeta tam örtüştüğü görülüyor. Kıyamete kadar başka Peygamber gelmeyeceğine ve Kur’ân-ı Kerîm de Kıyamete kadar hükümrân olduğuna göre, Araf s. 175.-176. Âyetlerdeki îkazları siz düşününüz…

NETİCE: Risale-i Nurdaki 21. Lema, 1. Düsturdan; “..Yoksa, hem şimdiye kadar kazandığımız hizmeti Kudsiyye kısmen zâyi olur, devam etmez. Hem de şiddetli mes’ûl oluruz. 2.S.,41. Âyetteki (..âyetlerimi az bir dünya menfaati karşılığında satmayın. …) şiddetli tehditkârâne nehy-i İlâhiye mazhar olunur… İlh.” ..düsturuna kulak verelim.

Temenni ederiz ki: Yol yakınken ve henüz fırsat varken bu  'Yanlış Yol'dan geri dönülsün. Bazılarına karşı kin ve nefrete dönüştürülen kırgınlıklar nedeniyle gücenip, o seansları yapan zâta birazcık sempatimiz varsa bile, tekrar akl-ı selim ile düşünelim. TÖVBE ve istiğfar edelim, âhirzaman fitnelerinden ve Şeytanın İĞVALARINDAN Allaha cc sığınalım.

Yüce Rabbim, âkıbetlerimizi hayırlı eylesin. Âmîn…

Anahtar Kelimeler: Raif Öztürk, Alim, Beddua, Akibet

Diğer Yazıları

DOST BEYKOZ

"Beykoz'un Hür Gazetesi"