Başörtülüye saldıranlar, bin pişman olacaklar!

  • 24.01.2021 16:59
  • Okunma: 1107 kez

A. Raif ÖZTÜRK


Hatta başörtülülere saldıranları seyredip, müdahale etmeyenler de tepki göstermeyenler de çok pişman olacaklar.

Bundan zerre kadar şüphe bile etmeyiniz. Çünkü bu vaad, bir fâni kişinin vaadi değil, tüm Kâinatı, her şeyi ve herkesi yaratan Yüce Rabbimizin vaadidir.

Bu vaad yerine getirilirken o gün bin pişman olanlar, o başörtülülere öyle çok gıpta edecekler ki, tahmin bile edemezsiniz. O manzaralardan bir kısmını, Dünyanın ve Âhiretin en doğru sözlüsünün kelâmıyla, aşağıda izah ve çok net ispat edeceğim, inşaallah.

Önce; Mü’min, Müslüman, Kâfir ve Münafık kelimelerinin anlamlarına bir bakalım:

Mü’min: Allah’a, Peygamberlere, onların haber verdiklerine yürekten inanıp, kabul ve tasdik edip, yaşayan kimseye denir.

Müslüman; İslâm dinini ve 5 şartını kabul eden, Allah'a ve Rasûlüne SAV teslim olmuş kişidir.

Kâfir; Allah’ı ve İslâm’ı inkâr eden, varlığını örtmeye çalışan, Hz. Peygamber’in Allah’tan getirdiği şeyleri yalanlayıp, sabit dini esaslardan birini veya birkaçını kabul etmeyen kimse için verilen bir isimdir.

Ayetlerimizi inkâr etmiş ve kâfir olarak ölmüşlere gelince; işte Allah’ın, meleklerin ve tüm insanların lâneti onların üzerinedir. Onlar sürekli olarak lânet içinde kalırlar, artık ne kendilerinden azap hafifletilir, ne de onların yüzlerine bakılır.(Bakara S., 161-162. Âyetler.)

Münafık; Allah'ın birliğini, Hz. Muhammed'in peygamberliğini ve onun, Allah'tan getirdiklerini kabul ettiklerini söyleyerek, Müslümanlar gibi yaşar gözüktükleri halde, kalpten inanmayan kimselere münafık denir.
"Şüphe yok ki münafıklar, cehennemin en alt katındadırlar (derk-i esfeldedirler.). Artık onlara asla bir yardımcı da bulamazsın." (Nisa S., 145. Âyet.)

Bu tanımlamadan sonra, konu başlığımız olan BAŞÖRTÜSÜ hakkındaki, asla tartışılamaz Allah emirlerine bakalım:

Nur Sûresi, 31. Âyet: Mü'min kadınlara da söyle; gözlerini (haramdan) sakınsınlar ve ırzlarını korusunlar; (el, yüz gibi) görünen kısımları müstesnâ, ziynetlerini göstermesinler ve başörtülerini yakalarının üzerine kadar salsınlar! Ziynetlerini, kocaları veya babaları veya kocalarının babaları veya oğulları veya kocalarının oğulları veya erkek kardeşleri veya erkek kardeşlerinin oğulları veya kız kardeşlerinin oğulları veya kendi kadınları (Müslüman kadınlar) veya sâhip oldukları câriyeleri veya (pek yaşlı olmakla) kadınlara karşı şehvetleri olmayan erkek hizmetçiler veya kadınların mahrem yerlerini anlamayan çocuklardan başkasına göstermesinler!..

Ahzâb Sûresi, 59. Âyet: Ey Peygamber! Eşlerine, kızlarına ve mümin kadınlara söyle: Ev dışına çıktıkları zaman, dış elbiselerini üzerlerine salıversinler. Böyle yapmaları onların iffetli tanınmaları ve kendilerine sarkıntılık edilerek incitilmemeleri yönünden en uygun bir davranıştır. Allah gafurdur, rahîmdir. (çok affedicidir, merhamet ve ihsanı boldur.) [Hayrat neşriyât mealinden.]

İçkiyi haram kılan âyet; "Ey îmân edenler! İçki, kumar, putlar ve kısmet için çekilen fal okları hep şeytanın işinden birer pisliktir, ondan kaçının ki kurtuluşa eresiniz. Şüphesiz şeytan, içki ve kumarla, aranıza düşmanlık ve kin sokmak, sizi Allah'ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık bunlardan vazgeçtiniz, değil mi?" şeklindedir.

  • Oysa BAŞÖRTÜSÜ ayetleri, böyle tavsiye niteliğinde değil, kesinlikle ve çok net bir EMİRDİR ve aksini uygulamak da aksini konuşmak da haramdır.

NETİCE İTİBARİYLE: Yukarıdaki Kâfir tanımlamasındaki “..sabit dini esaslardan birini veya birkaçını kabul etmeyen kimse için verilen bir isimdir.”

Gerçekler bu kadar NET ve apaçık olduğu halde, başörtülülere saldıranların ahvâlini, âkıbetini ve encâmını siz düşününüz? Yazı başlığının, abartılı olmadığını idrak ediniz.

Anlaşılması zor olan konuların, iyi bilinen örneklerle net izah edilmesi, Kur’ân ve edebiyat kurallarındandır. Bu nedenle önce iyi bilinen bir örnek arz edeceğim:

Siz bir patronsunuz. Emriniz altındakilere müdür vasıtasıyla “bundan sonra işyerine girerken mutlaka BARET takılacaktır” şeklinde bir talimat verdiniz. Bir süre sonra uygulamalara baktığınızda, işçilerin %25’lik bir kısmı bu emri tam yerine getiriyor. (1. Grup.) Diğer yandan; %70’lik kısmı ise bu emre “ne gerek var, bu sıcakta çekilmiyor vs.” bu tür gerekçelerle baret takmaya lâkayt kalıyor. (bu da 2. Grup.)…  

%5’lik bir kısmı da (yani 3. Grup) kendileri hiç uygulamadıkları için, “siz de bu emri uygulamayın ki, patronun dikkati ve hışmı bize odaklanmasın. Hiç kimse uygulamasa, %100’ümüze ceza verecek değil yâ,” gerekçesiyle bu emre tam riayet edenlere kızıyorlar, sövüyorlar, kin tutuyorlar ve âdetâ saldırıyorlar. Sizi ise hiç takmıyorlar. Ön plânda gözükmediğiniz için, herhangi bir yaptırım uygulayacağınızı bile düşünemiyorlar.

Bütün bu gelişmeleri siz özel, görüntülü ve sesli monitörlerden izliyorsunuz.

  • Bu tablo karşısında, bu 3 ayrı guruba nasıl davranırsınız?..

Bu soru 100 kişiye sorulsa, aşağıdaki tek cevap çıkacaktır.

  • Çünkü aklın yolu birdir:

1.Gruba takdir ve mükâfatlar. 2.Gruba uygulama derecelerine göre ihtar ve cezalar.

3. Gruba ise bin pişman olacakları cezalar verilmesi, tam bir adalet olacaktır.

Başka söze ne Hâcet… (Allah’a şükürler olsun ki, bu 3. Gurup % değil, milyonda birdir.)

Ünlü şair N. Fazıl Kısakürek ne güzel söylemiş:

İster ÎMANLA yaşarsın, ister KÜFÜRLE çürürsün.

Yol mezada bitmiyor, GİTTİĞİNDE GÖRÜRSÜN!!!

Anahtar Kelimeler:

Yazarın Yazıları