Babamın ardından

  • 02.11.2021 16:39
  • Okunma: 3035 kez

Recep ÖNCEL


İnna lillahi ve inna ileyhi raciun. Babam gitti! Çocukken işe gider ama akşam dönerdi. Hac’ca veya umre’ye gider bir müddet sonra dönerdi.

Bu sefer, dönmemek üzere gitti.

Babacığım, 1943 yılında Konya Karatay Çengelti köyünde doğdu.

Köyde Kur’an Kursu’na devam etti. İlköğrenimini Sedirler ilkokulunda, orta ve lise öğrenimini Konya sanat okulunda (şimdiki adı endüstri meslek lisesi) yaptı.

Yüksek öğrenimini Ankara Yüksek Tekniker okulunda tamamlayarak, makine yüksek teknikeri oldu.

Askerlik görevini yedek subay asteğmen rütbesi ile Edirne Keşan’ da muhabere takım komutanı olarak yerine getirdi.

Erken yaşta evlenmesinin nimeti olarak, babam askerlik yaparken ben ilkokul öğrencisiydim. Yaz tatilinde annemle beni de askerlik yaptığı Keşan’a götürdü. Ben de küçük yaşlarda kıtaya gittim, ordu evine gittim, sanki muvazzaf bir asker çocuğu gibi askerliği tanıma fırsatı buldum.

Rahmetli ninemin;  ‘oğlum okudun ama memur olamadın!’ demesine rağmen babam özel çalışmayı tercih ederek, ticaret yaptı.

Namaza dikkatli idi. Cemaate devam ederdi. Dr. kardeşim; ’ baba camiye gitmesen, tansiyonun var, gözlerin görmüyor’ demesine rağmen, camiye gitmeye özen gösterirdi.

 Oruç tutmayı severdi. Özelikle pazartesi ve perşembe ve mübarek günler de, üç aylarda ve ramazan ayında oruç tutmaktan zevk alırdı.

Zekât vermek, hayır yapmak mutlu olduğu bir işti. Arabaya biner annemi yanına alır, fakir ve muhtaçları bulur, onlara yardım ederdi.

İki defa Hac’ca, ondurt defa umre’ ye gitti. Özellikle ramazan umresine gider, her sene aşkla bu zamanı beklerdi. Yurtdışına gidişi, bize de heyecan verirdi. Her yolculuktan sonra, annemle babamın dönüşünü hasretle beklerdik.

Kur’an-ı Kerim okur, haftada bir hatim inerdi. Gece gündüz, elinden Kurban düşmezdi, hayatı Yüce Kitabımızla dostluk üzere sürerdi. 

 Konya’da Dr. Baybal abiden ders aldı. Tasavvufta, sırasıyla Mahmud Sami Ramazanoğlu, Musa Topbaş ve Osman Nuri Topbaş Hoca Efendilere muhabbet etti, onların yoluna dâhil oldu. Sohbetlere çok önem verir, bizim evde sohbet olmasını ve özellikle gençlere ikram etmeyi, arzu ederdi.

Türkiye ‘ye hizmetleri olan devlet adamları; Menderes, Özal,  Erbakan ve Tayyip bey’i sever, desteklerdi. Din, vatan, millet düşmanlarına buğz eder, ihanet edenlere kızardı.

Ömrü hep vererek ve fedakârlıkla geçti.

 Meram Beyzade sitelerinin oluşmasında, babamın büyük emeği vardır. O zaman, Türkiye’ de bir ilki gerçekleştirdi.  Bütün arsa sahipleri, tapularını babama verdiler. O’ da ittifak inşaatla anlaşma yaparak, buradaki sanayi sitesinin yerine, o günkü şartlarda’ Konya’ nın en modern konut sitesinin yapılmasını sağladı. Bütün bu işlerden, hiç bir maddi karşılık almadı. Sadece dua bekledi!

Ayrıca,   Karatay sanayi yönetiminde yer aldı. Buradan da hiç bir maaş almadı. Belediyeden çok uygun şartlarda arsa alınmasını sağladı. Tercih hakkı olmasına rağmen özel muamele istemedi. İş bitiminde, kendisi de herkes gibi kuraya girdi. Şansından,  kurada arka taraflarda bir dükkân çıktı. Bunun üzerine kendi dükkânını kiraya verdi, merkezde başka bir dükkânı fark vererek kiraladı.

 Sanayi sitelerinin oluşmasında, insanların dükkân sahibi ve ev sahibi olmasında hiç bir maddi karşılık beklemeden yıllarca hizmet etti.

 Nalçacı caddesinde, oturduğumuz site yönetimini devir aldı.  Apartmanın tapu işlemleri için,   cebinden para ödedi ve insanların sorunlarını hallederek,  tapularının alınmasını sağladı.

Çok insaflıydı. Kiracılar kira ödeyemezse, kira almaz, kiraya zam yapmak istemez, onlara kolaylık gösterirdi.

Ticarette yufka yürekli idi. Eski Meram yolu sanayi sitesinde, traktör alım satımı yapardı. Bulunduğumuz sanayi sitesinde,  iyi iş yapan firmalardan birisi de, bize aitti.  Babam hep ucuz satardı, sürümden kazanırdı. Vadeli satışlarında ödeyemeyenlere müsamaha gösterirdi, herhangi bir vade farkı almazdı. Dükkân komşularından birisi bana, ‘eğer Mevlüt abinin sattığının yarısı kadar biz mal satsak çok zengin olurduk’ demişti.

 Babam ticaretten ziyade, daha çok hayır faaliyetleri ile tanınırdı.

Yine bir Konya ziyaretimde, arkadaşım Dr. Bülent Biberci; ‘maşallah hacı abi hep hayır işlerine koşturuyor’,diyerek babamdan bahsetmişti.

Benim hatırladığım ilk hayır faaliyeti; İrşadiye Kur’an Kursunda meydana geldi. Yıllarca dernek başkanlığı yaptı. Birçok öğrencinin yetişmesinde faydası oldu. Ramazan ayında, sıcak günlerde oruçlu olarak köylerden buğday toplar, bununla öğrencilerin ihtiyacını karşılamaya çalışırdı. Hatta üniversite mezunu gece hocası ihtiyacı olunca,   Kur’an Kursu’nda hiç maaş almadan bana da gece hocalığı yaptırmıştı.

İmam Hatip Okullarını sever, orada öğrenci okumasını tavsiye ederdi.

Büyük kız kardeşim, imam hatip lisesinde okumak isterken o zaman ki okul müdürü sorun çıkardı. Babam kardeşimi Karaman lisesine nakil ettirdi, mücadele etti, mücadeleyi kazanarak kardeşimin imam hatipte okumasını ve mezun olmasını sağladı.

 Küçük kız kardeşim, Anadolu liseleri imtihanında Türkiye altıncısı ve Konya birincisi oldu. O zaman Anadolu Lisesi idarecileri defalarca babama geldiler, ‘bu çocuğu bizim okula gönder, iyi eğitim alsın zayi olmasın, dediler’. Babam ; ’ben çocuğumu imam hatip okuluna göndereceğim, nasibinde var ise oradan sonrada iyi bir üniversite kazanır ,’ diyerek kardeşimi imam hatip okuluna gönderdi… O günkü gazeteler ; ’Konya birincisi, Anadolu lisesi yerine imam hatip tercih etti’ diye haber yaptılar. Allah kısmet etti, kardeşim çok başarı gösterdi, okul birincisi oldu ve sonunda tıp fakültesini kazandı.

Konya Sivil Toplum Kuruluşlarının, gerek şehir içinde gerekse şehir dışındaki bütün faaliyetlerine katılmaya gayret eder, sivil toplum hareketi için aşkla çalışırdı.

28 Şubat sürecinde, başörtü mücadelesi için çok emek sarf etti, yürüyüşlere katıldı, defalarca Ankara’ ya gidip geldi. Arkadaşlarıyla birlikte, bütün Türkiye’ yi dolaştı.

İmam Hatip Okul Aile Birliğinde yıllarca görev yaptı. İmam Hatip’te öğrencilere hem kendi burs verdi, hem de burs bularak okumalarına yardımcı oldu. Okul müdürü ve idarecilerle diyalog kurarak, ihtiyaçlarının karşılanması için hem Merkez İmam Hatip, hem de Mahmud Sami Ramazanoğlu İmam Hatip lisesinde ve Hoca Cihan İmam Hatipte çok gayret gösterdi.

Hacıveyiszade Camii, Nalçacı Parsana Camiinde yapımında, Nalçacı Mescidinde inşaatlarında çok emek verdi.

 Hasan Dudu Aşevine iki tane daire bağışladı ve inşaatın yapımında çalıştı. Sonrasında, valilik, kaymakamlık, belediye,  müftülük gibi kurumlarla ve iş adamı arkadaşlarıyla ilişki kurarak, aşevinin daha geniş faaliyet yapmasına katkı sağladı.

Sedirler ilkokulunda öğrencilere burs vererek ve ihtiyaçlarını karşılayarak, iyi çocuklar yetişmesi için emek verdi. .

Çengelci, Zivecik, Acıdort, Aşağıpınarbaşı köylerinin elektrik ve su işlerinin yapılması için hem Ankara’dan uğraştı, hem de bizzat cebinden para vererek gayret etti.

Bir zamanlar, köyler susuz kalmıştı. Babam ekiplerini Aşağıpınarbaşı köyüne göndererek, oradaki su pınarının tamirini yaptırdı. Köylerin suya kavuşmasını sağladı. Daha sonra köye işçileri kontrol etmeye ve camiye namaz kılmaya gittiğinde, Babama; ‘bu işi devletten ihale ile mi aldın, kaç para karşılığı inşaat yapıyorsun’  diye sormuşlar. Hâlbuki O hiç bir maddi karşılık almadı!

Dört evlat yetiştirdi. Ben ekonomi okudum, ticaret yaptım. Küçüğüm erkek kardeşim tıp okudu, profesör oldu. Küçüğü kız kardeşim öğretmen oldu, onun küçüğü kız kardeşim doktor oldu.

Geçtiğimiz yıllarda bir kaç defa, ameliyat geçirdi. En son kan kanserine yakalandı. Meram Tıp Fakültesi Hastanesinde tedavi oldu. Daha sonra ambulans uçakla, İstanbul Medipol Tıp Fakültesi Hastanesine nakli yapıldı. Tekrar Selçuklu Medova Hastanesine yatırıldı. Ama ızdıraplardan hiç şikâyet etmedi. Hep ‘Allah’a şükür iyiyim, ’ dedi.

En son yoğun bakım odasında elini tuttum, sıktım ve öptüm. Karşılık verdi, oda benim elimi sıktı.’Baba iyisin, maşallah’  dedim. Babam konuşamadı, ama ellerini kaldırdı ve ‘ Elhamdülillah’ dedi. Son günlerde, hasta yatağında sürekli dua etti.

Hastanede yanında olduğum sırada şöyle bir hadise gerçekleşti. Babamın yattığı odada hizmetini yapan hemşire hanım; ‘abi, bu amca hoca mı ?’ diye sordu. Ben cevaben; ‘neden sordunuz’ dedim. Hemşire hanım ; ‘sürekli dua ediyor, çok etkilendim’ dedi. Bende; babam yüksek makine teknikeridir. Ama ömrü Kur’an kursu, cami, imam hatip, aşevi, fakir fukara ve öğrencilere yardım hizmetleri ile geçti diye söyledim.

Yine hastanede yattığı sıralarda, ısrarla üç ismi arzu etti. Biz de istediği kişilere haber verdik, onlarda hastanede babamın ziyaretine geldiler.

1-Ömer Öncel amcamı çok severdi. Babamla amcam yapacağı işleri istişare ederdi. Son zamanlarında görmek istedi. Konuştular hasret giderdiler.

2-İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Mahmud Yeşil hoca ile görüştü. Mahmud bey, Babam ve arkadaşları hep birlikte özellikle 28 Şubat sürecinde, imam hatipler ve başörtüsü meselesi için çok mücadele ettiler.

3-Babam ve Muammer Tan hoca efendi, yıllarca tasavvuf sohbetlerinde birlikte oldular. Görüşme esnasında, Muammer hoca efendiye; çocuklar sana emanet, ben ölünce Karaciğan camiinde namazımı kıldırın, kabristan’da vasiyet ettiğim yere defnedin. Hocam bu işleri yapacağına güveniyorum dedi.

Bir müddet evvel, İstanbul’da Abdullah Sert Hoca Efendiyi ziyaret etmiştim. Hocamız; insanlar yalılarda oturuyorlar, ama yalnız ölüyorlar. Bu mübarek yolda, kişi yalnız kalmıyor demişti. Şimdi bu konuşmayı hatırladım ve duygulandım.

Kon TV program yapımcısı, İlahiyatçı Muhammed Acıyan bey babamı ziyareti esnasında gözyaşları içinde ‘hacı abi bizim duacımızdı, bize dua ederdi’ diyerek bizleri de ağlattı.

Afyon’dan Astsubay Şakir Celayir beyin, Babamla çok eski dostlukları hukukları vardır. ’Hacı Mevlüt abi, çok hayır ehli bir insandır’.diyerek, dua etti.

Taziyeye gelen arkadaşlarının babamla ilgili anlattıkları iki hatırayı burada paylaşmak istiyorum.

1-Ali Ulvi Kurucu İmam Hatip lise müdürü Hasan Bey şöyle anlattı;’28 Şubat sürecinde kız öğrencilerin başını açmak için, okul müdürlerine çok baskı yaptılar. Kaymakamlık okul müdürleriyle toplantı yaptı. O zamanki kaymakam, bağırdı çağırdı.’Muhakkak, kız öğrencilerin başı açılacak’ dedi. Okulumuza, ertesi günü milli eğitim müdürü geldi. Hava Soğuk, diz boyu kar var. Okulda denetleme yaptı ,’öğrencilerin başı açılacak, değilse soruşturma açacağım ‘dedi. Moralim bozuk bir şekilde odama oturdum. Biraz sonra kapı çalındı. Mevlüt abi ve İmam Hatip Aile Birlikleri platformu üyeleri odama geldiler.’Hocam yanınızdayız, çocuklar asla başını açmayacak ‘dediler. Bize destek oldular. Toplantılar yürüyüşler yapıldı, basın sivil toplum hep birlikte hareket ettik. O dönemde kız öğrencilerin başını açtırmadık’!

2-Hacıbalı sanayi teknik ürünler şirketi sahibi Ali Bey anlattı;’Mevlüt abi, bir gün elinde çanta ile geldi. Çantanın içi para doluydu. Şu parayı say dedi. Parayı saydık. Bu para sende dursun, Ben aşevinin inşaatı sırasında ihtiyaç oldukça, senden geri alacağım dedi. Daha sonra, inşaat sırasında bu gün beton döküldü şu kadar lazım, demir için şu kadar gerekli diyerek parayı ihtiyaç oldukça geri aldı ve inşaatı tamamladı ‘!

Kısaca babam, hizmetleriyle, mücadelesiyle, duruşuyla böyle bir hayat sürdü ve ömrünü tamamladı. İnşallah, imtihanı kazananlardan olmuştur.

Üç ay önce, kardeşlerimle birlikte kabir ziyareti yapıyorduk. O esnada kardeşim; ‘ağabey, babam vasiyet etti, kabristan da dedemlerin yanındaki boş yere defnedilmek istiyor’; deyince, içim bir hoş olmuştu…

Ama günü gelip ömrü bitti.  22 Ekim 2021, saat; 23.04’ de her fani gibi babam da ecel şerbetini içti ve Rabbine kavuştu.

Ali Ekinalan Bey, Osman hoca, kardeşim Mustafa bey ve bendeniz Babamı yıkadık, kefenledik. Bu esnada şunları düşündüm.

1- Ölüm hepimiz için ibret olmalıdır. O güçlü kuvvetli insanı, yani Babamı yıkadık, kefene sardık. Bu sırada biz babamı istediğimiz şekilde sağa sola döndürdük, hiç itiraz edemedi.

2-Vefat eden kişiyi, o çok sevdiği evlatları en yakınları yıkayıp bir an evvel kabristana koyuyorlar. Bu insan bizim yakınımız biraz beklesin dünyada az daha kalsın, diyemiyorlar. Biz, babamı kendi ellerimizle toprağa verdik!

Netice, bizler de görevimizi yaptık, babamı vasiyet ettiği şekilde kabristanda arzu ettiği yere defnettik.

Şimdi, niyaz ediyoruz; Yüce Rabbim, Dergâh-ı İzzeti’nde yapmış olduğu amelleri kabul buyursun. Allah’ım, rahmetiyle, merhametiyle, lütfüyle, muamele eylesin, mekânı Cennet olsun.

Babacığımın ruhu için, bir Fatiha, üç ihlâs okumanızı istirham ediyorum.

 

Not; Sevgili Babama, hastalığı süresince çok özen gösteren Annem, kardeşlerim Mustafa, Gülşen ve Nurşen’e, yakın alakalarını esirgemeyen Konya Meram Tıp Fakültesi Hastanesi, İstanbul Medipol Tıp Fakültesi Hastanesi, Konya Selçuklu Medova Hastanesi doktor hemşire ve sağlık personeline ve vefatında taziyede bulunan Abdullah Sert, Abdullah Başcı, Abdullah Büyük, Abdullah Kalaycı, Abdullah Özbey, Abdurrahman Çınar, Âdem Dizlek, Âdem Ergül, Âdem Esen, Adil Denizkuşları, Ahmet Akkaya, Ahmet Bezirci, Ahmet Ercan, Ahmet Sevi, Ahmet Muti, Ahmet Topbaş, Ahmet Taşgetiren, Ahmet Yurdanur, Ali Akmaz, Ali Efe, Ali Ekinalan, Ali Gözel, Ali Kartekin, Ali Rıza Kapcı, Altınoluk Konya Temsilciliği, Adnan Odabaş, Avni Çelik,  Bekir Öncel, Bilal Oral, Bülent Biberci, Büyük Selçuklu Vakfı Personeli, Celalettin Boyalı, Cem Gezen, Cemalettin Sancar, Cihangir Yıldız, Doğan Gökmen, Durmuş Sert, Erkant Uysal, Esin Çelebi, Ethem Cebecioğlu, Eyüphan Ünal, Fahrettin Güleç, Gaye Zayıf, Hasan Ayaz, Hasan Avcı, Hasan Erbil, Hasan Hüseyin Çakmak, Hasan Lütfi Ramazanoğlu, Hüseyin Öztürk, Hüseyin Yaman, İbrahim Kaya, İbrahim Suna, İsmail Bulut, İsmail Er, İsmail Öksüzler, İsmet Tolu, Kader Gür, Kamil Beki, Kamil Eyüboğlu, Kâşif Aslan, Kazım Erciyes, Kemal Ataman, Kemal Çelik, Kemal Kart, Kemal Özer, Kemal Ünal, Kerim Yapar, Latif Başaşcı, Lütfi Arslan,  Lütfi Pınarcık, Lütfi Şimşek, Nahmud Çelik, Mahmud Hakkı Ersan, Mahmud Sami Kirazoğlu, Mahmud Sami Şahin, Mahmud Kapçı, Mahmut Yeşil, Medet Bala, Mehmet Alacacı, Mehmet Ali Eşmeli, Mehmet Emin Özkan, Mehmet Çürük, Mehmet Duran, Mehmet Tekce, Mevlüt Büyükhelvacıgil, Mevlüt Özer, Muammer ErdirenÇelebi, Muammer Tan, Muhammed Acıyan, Muhsin Görgülügil, Murat Aydın, Murat Atila, Mustafa Çınar, Mustafa Büyükoflaz, Mustafa Küçükaşcı, Mustafa Önder, Mustafa Pınarcık, Mustafa Torun, Muttalip Hasdemir, Muzaffer Çoban, Muzaffer Kuduoğlu, Mükremin Tekin, Nail Olpak, Namık Ak, Namık Bek, Namık Güler, Necdet Koru, Necdet Tosun, Necmettin Güner, Orhan Çeker, Osman Demir, Osman Erbaş, Osman Ersan,  Ömer Bolat, Ömer Öncel, Safa Çakmak, Selçuk Öztürk, Selman Tan, Seyit Yalçın, Süleyman Sevi, Şaban Topal, Şakir Celayir, Şerif Eren, Ulvi Bezirci, Vahit Göktaş, Yusuf Tülin, Yusuf Yiğiter, Zeki Başyemenici, Zeki Yavuz, Zülfikar Gazi ve ismini sayamadığım dostlara teşekkür ediyorum.

 

Anahtar Kelimeler:

Yazarın Yazıları