Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya

Ayşe İleri: Kırık kanatlar gökyüzünü öğretir

Son birkaç haftadır olduğu gibi, insanlar dışarıda kahkahalar içinde yazın tadını çıkarırken ben yine gözlerimi beyaz hastane tavanına bakarak açtım.

Son birkaç haftadır olduğu gibi, insanlar dışarıda kahkahalar içinde yazın

Ayşe İleri: Kırık kanatlar gökyüzünü öğretir

Son birkaç haftadır olduğu gibi, insanlar dışarıda kahkahalar içinde yazın tadını çıkarırken ben yine gözlerimi beyaz hastane tavanına bakarak açtım. O tavan, umutlarımı yutan sessiz bir gökyüzüydü. Pencerenin arasından süzülen ışık, odanın soğukluğunu ısıtmaya yetmiyordu.

Başucumda mavi bir kelebek vardı. Onu avuçlarımın arasına aldım. Kanadının biri kırılmıştı. İnce, narin ve yaralı… Tıpkı benim gibi. Belki o da sağlıklı kelebeklerin gökyüzünde özgürce süzülüşünü izlerken içleniyordu. Annem yaşıyor olsaydı bu kelebeğin bana şans getirmek için geldiğini, kısa zamanda iyileşebileceğimi söylerdi.

Ben düşüncelerim içinde boğuşup beynimi susturmaya çalışırken hemşire gelip çoktan pansumanımı yapmış, kahvaltımı getirmişti. Yüzünde belli belirsiz bir gülümsemeyle “Seni gezdirmemi isteyeceğini düşünüyorum.” dedi.

Hevesli olmasam da yemeğimi bitirip onun yardımıyla eskimiş tekerlekli sandalyeme otururken bir canın daha benim gibi hastanede olduğunu düşündüm. Hayata lanetler yağdırırken yeni gelen kızı görünce kendime gelmem uzun sürdü. O, ilkokul yıllarımda yalnızlığıma şemsiye tutan kızdı. Depremle yıkılan şehrimiz bizi savurmuş, yollarımız ayrılmıştı. Ona kendimi seveceğime dair söz vermiştim. Tutamamıştım. Ama o hâlâ ışıl ışıldı. Yanıma geldi, gülümseyerek “Yaşıyor olduğunu öğrenmek içimi rahatlattı. Seni özlemişim.” dedi.

O gün yılların boşluğunu kelimelerle doldurduk. Bir kaplumbağası vardı. “Yavaş ama kararlı” dedi. Sabırlı olmayı öğretiyor… Günler geçtikçe içimdeki karanlık hafifledi. İlk kez biriyle konuşmak bana iyi gelmişti. Ta ki o gün gelene kadar… Sessizdi. Elindeki kaplumbağaya bakıyordu. Ben öldüğümde ona bakarsın, değil mi? Dünyam sustu… “Şaka yapıyorsun…” diyebildim, sadece. “Doktorlar birkaç günüm kaldığını söyledi. Gitmeden önce bilmeni istedim.” Ölümden korkmuyordum. Ben onunla çoktan tanışmıştım. Ama sevdiklerimi kaybetmek… İşte bundan kaçıyordum. Belki de bu yüzden kimseyi tam sevememiştim. Kaybetmemek için mesafe koymuştum. Ve o an, gerçeği gördüm. Benim hastalığım bedenimde değildi. Benim hastalığım sevgisizlikti.

Sözlerimi bitirip kürsüden indiğimde salon alkışlarla doldu. Günlerdir üzerinde çalıştığım bir senaryo. Yönetmen yanıma geldiğinde gözleri parlıyordu. “Bu hikâye insanların kalbine dokunacak,” dedi. O an fark ettim: Hastane tavanı aslında gökyüzünün taklidiydi. Kelebeğin kırık kanadı, uçmanın imkânsızlığı değil; yeniden denemenin cesaretiydi. Ve ben… Kaybetmemek için sevmekten kaçan o çocuk değildim artık. Çünkü bazı kanatlar kırıldığında düşmez insan, gökyüzünün kıymetini öğrenir.

Beykoz Ayşe Eda Özdemir Ortaokulu: 8/E sınıfı öğrencisi

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

“İnsan başkasının acısını anlayabildiği kadar insandır.” diyen Stefan Zweig, merhametin
Sıradaki Haber Elif Ada ÇALIŞKAN: Merhamet