Kültür

Atom Altında Allah'ı aramak

Atom Altında Allah'ı aramak
2014.07.27 00:00
| | |
4156

Alperenler Eğitim Kültür ve Yardımlaşma Derneği, Gümüşsuyu Spor Kulübü Tesisleri’nde bir sabah kahvaltısı düzenledi…

Alperenler Derneği Başkanı Melih Perçin’in, derneklerinin kuruluşunun altıncı yılında yaptıkları eğitim ve kültür faaliyetleri hakkında kısa bir bilgilendirme yaptığı kahvaltıya çok sayıda alperen katıldı.

Dost Beykoz Genel Yönetmeni Bilgehan Murat Miniç’in de hazır bulunduğu kahvaltı sonrası Serdar Yıldırım, “Atom Altında Allah’ı Aramak” konulu bir konferans verdi.

Yıldırım’ın konferansında altını çizdiği ifadeler şöyleydi.

“İnsanoğlu fıtratında meknuz bulunan keşfetme, anlama, öğrenme dürtüsüyle çevresini araştırırken ister istemez eşyanın neden yapıldığını da merak etti ve maddenin en küçük, en temel yapıtaşlarını bulmak istedi. İslâm âlimlerinin “cüz-i lâyetecezza”, Greklerin ise “atom” dedikleri artık daha fazla bölünemeyen en küçük parçacığa hep ulaşılmaya çalışıldı. Yirminci asrın şafağında önce elektronun, sonra protonun keşfiyle “atomaltı”na inildi. Son yüz yıl boyunca onbinlerce ilim adamı araştırmalara devam etti ve eksi yüklü elektronun karşıt parçacığı artı yüklü pozitron, ışığı oluşturan foton, hayalet parçacık denilen ve her an milyonlarcası bizi delip geçen nötrino, kuvvetlerin etkileşimini sağlayan bozon, ayrıca müon,piontau gibi daha birçok parçacık keşfedildi. Proton ve nötronun da aslında temel parçacıklar olmadıkları ve “kuark” adı verilen daha küçük parçacıkların “gluon”lar vasıtasıyla bir arada tutulmaları neticesi oluştukları anlaşıldı.

Son gelinen noktada temel olduğu kabul edilen parçacıkları şöyle tasnif edebiliriz:

Birincisi Kuarklar ki bunların altı çeşidi olup farklı kombinasyonlarla birleşerek proton, nötron ve mezonları oluştururlar

İkincisi ise Leptonlar bu sınıfta da en bilinenleri elektronlar ve nötrinolar olmak üzere en az altı çeşit parçacık bulunmaktadır

İnanması zor olsa da, demek ki bildiğimiz her şey, hava, su, toprak, yıldızlar, ağaçlar, madenler, vücudumuz vs bu temel parçacıkların farklı birleşimlerinden meydana gelmiştir veesası aynıdır!

Zikredilmesinde fayda olan bir başka mühim husus da şudur: Yapılan deneylerde kullanılan enerji ne kadar büyürse, maddenin o kadar derûnuna nüfuz edilebiliyor. Teknolojik ilerlemeler sayesinde daha büyük enerjiler kontrol edilebilir ve kullanılabilir hâle geldikçe daha küçüğe, daha derine inilebiliyor. Ama her şey gibi bunun da bir sonu olacağı şüphesiz. Dünyamızda hüküm süren fizikî şartlar çerçevesinde kullanılabilecek enerjinin bir üst sınırı var, bu da bir noktadan öteye geçilemeyecek demek oluyor. O noktaya ulaşıldığında hâlâ cevaplanmamış sorular varsa –ki olacaktır- o soruların cevapları için artık ya teorik fizikçilerin hayal gücüne ve felsefeye güvenip inanılacak veya daha temel olarak “din”e müracaat edilecektir.

“Çok ilim insanı Allah’a yaklaştırır” kelâm-ı kadimi mucibince birçok tanınmış fizikçinin bu araştırmaları esnasında dindarlaştıkları, hattâ inançsız olan bazılarının Allah’ı buldukları bilinen bir gerçektir ve sebepsiz değildir. “ dedi…

Serdar Yıldırım kısa bir süre önce dünyanın en ileri araştırma tesislerinin bulunduğu Fransa – İsviçre sınırında Cenevre yakınlarında kurulmuş bulunan CERN, Avrupa Nükleer Araştırma Organizasyona gittiğini burada kısa süreli bir araştırma yaptığını da ifade etti. CERN’nin esas itibariyle bir AB organizasyonu olmakla beraber bütün ileri ülkelerde şuanda bu merkeze üye olarak deneylere katıldıklarını Türkiye’den de yaklaşık altmışa yakın fizikçinin burada araştırmalarda bulunmasının sevindirici olduğunu söyledi…

Serdar Yıldırım, CERN’de yapılanları çekmiş olduğu resimlerle anlatırken “ Kendi ifadeleriyle vazifeleri evrenin neden yapılmış olduğunu ve nasıl işlediğini keşfetmek. Bunun için temel parçacıkları ve ilgili tabiat kanunlarını araştırıyorlar.

Bunu nasıl mı yapıyorlar? Yerin yüz metre altına 27 kilometre uzunluğunda daire şeklinde bir tünel inşa etmişler. Burada çok basit anlatımıyla atomaltı parçacıklar özel boru sistemi içerisinde, binlerce dev mıknatıs yardımıyla ışık hızına kadar hızlandırılıyor. Bu bölüme“parçacık hızlandırıcısı” deniyor. Çok yüksek enerji seviyelerine ulaşan ve birbirine ters istikamette dönen bu parçacıklar belli noktalarda çarpıştırılarak, ortaya çıkan sonuçlar çok gelişmiş dört dedektör tarafından tesbit ve dev bilgisayarlar yardımıyla analiz ediliyor. Gelelim bütün basını heyecanlandıran “Big Bang” deneyinin ne olduğuna… Bu deney CERN’in en önemli birimi olan LHC (Large Hadron Collider – Büyük Hadron Çarpıştırıcısı) nda yapılacak.Hadron, kuarklardan müteşekkil parçacıklara verilen genel isim, mesela proton ve nötronlar bu sınıfa giriyor. Söz konusu deneyde iki proton demeti birbirine ters istikamette ışık hızına kadar hızlandırılıp çarpıştırılacaklar. Bu o kadar hassasiyet isteyen bir iş ki, 10 kilometre mesafeden iki toplu iğneyi birbirine doğru fırlatıp tam yarı yolda uç uca çarpıştırmaya kıyas ediliyor! Bu deneyin bu kadar yankı uyandırmasının esas sebebi bugüne kadar hiç kullanılamayan büyüklükte enerji ile gerçekleştirilecek olması. Bu disiplinde kullanılan enerji birimi elektronvolt (eV). Proton demetlerinin çarpışması esnasında 200 GeV ölçeğinde bir enerjinin açığa çıkması, bu müthiş enerjinin milyar derece ölçeğinde sıcaklık oluşturarak şimdiye kadar hiç gözlenememiş kuark ve gluonları (kuark-gluon plazma) açığa çıkarması bekleniyor, daha doğrusu ümit ediliyor. Böyle bir hâl bütün varlık âleminde 13,5 milyar yıl önceki büyük patlamadan beri hiç görülmediğinden (çünkü eşdeğer sıcaklık ancak o ilk saniyelerde mevcuttu), “Big Bang” deneyi adı buradan mülhem ortaya çıkıyor. İlim adamları, saniyenin milyarda birinden kısa bir zaman aralığında oluşup kaybolan bu plazmayı akıl almaz büyüklük ve hassasiyetteki dedektörlerle analiz ederek, yaradılışın sırlarıyla ilgili yeni bilgilere ulaşmayı hedefliyorlar.

Netice olarak

CERN’in LHC biriminde yapılacak olan bu deney ilk değil, son da olmayacaktır. İnsanoğlunun arayışı dünya durdukça devam edecek. Aslında genel zannın aksine, ilim ilerledikçe “bilinmeyenler” artıyor! Meşhur bir bilim adamının ifadesiyle her bulunan cevap en az 3-5 yeni suali beraberinde getiriyor, dolayısıyla bilinmeyenler çığ gibi büyüyor. İlim aslında anlayana her sahada aczini itiraf ediyor, neredeyse “Hakkıyla bildiğimiz hiçbir şey yok!” demeye getiriyor. Konuyla ilgisi bakımından yine kozmolojiden bir misâl vereyim: Son elde edilen veriler ışığında yapılan hesaplara göre, maddî varlık âleminde bildiğimiz, algılayabildiğimiz madde sadece %5 (yüzde beş) gibi bir miktarı oluşturuyor. Yani bütün galaksiler, yıldızlar, gezegenler, gaz bulutları, bütün elementler, atom ve moleküllerin hepsi toplam %5!.. Ya gerisi? Efendim, ilim adamlarının hesaplara dayanan tahminlerine bakılırsa %23 kara madde (dark matter), %72 kara enerji (dark energy)! “Hoppala, bunlar da ne, nereden çıktı” demeyin, çünkü size cevap verebilecek kimse yok, zira bilinmiyor. Zaten “kara” (dark) lâfı da bunu ifade ediyor, yani anladığımız mânâda siyah değil, algılanamayan, idrâk ötesi demek oluyor. Sonuç olarak içinde yaşadığımız evrenin %95’i hakkında en ufak bir bilgimiz yok!... Vahiy dininden kopuk seküler ilim adamları ne aradıklarını tam olarak bilmiyorlar, dahası bulduklarını da doğru anlayamıyorlar. El yordamıyla araştırıp, bir şeyler bulup yarım-yamalak yorumlamaya çalışıyorlar. Ancak bu faaliyetleri ısrarla ve kararlılıkla sürdürdükleri için ilerliyorlar ve maddî plandaki üstünlüklerini koruyorlar. Kabul etmek gerekir ki, bu yolda sarfettikleri gayret, insan ve para gücü muazzam ve hakikaten takdire şayan. Fakat netice değişmiyor.

Tam da bu noktada dönüp dolaşıp tekrarladığım hayatî meseleyle karşı karşıya kalıyoruz:Bilginin İslâmîleştirilmesi ihtiyacı, hatta zarureti… Bu zor iş başarılmadıkça mutlak doğruya ulaşmak mümkün değil. Ama heyhat, böyle bir mesele gündemimizde maalesef hiç yer bulamıyor. Bu büyük sorumluluğu omuzlamaya kim talip olacak? Ne zaman, nasıl yapacak? Dinî bahislerde söz söylemeye mezun değilim, bu sahada taklid noktasındayım. Lâkin şu suali de sormadan edemiyorum: “İlim öğrenmek kadın-erkek her müslüman üzerine farzdır” emrini nasıl anlamalı, ne şekilde yerine getirmeliyiz? Kadın-erkek her müslüman birer fakülte bitirip, üstünde “diploma” yazan kağıt parçasını çerçeveletip duvara astığında bu farzı yerine getirmiş mi oluyor? Yoksa Rabbimizin bizden istediği eşyanın sırlarına vâkıf olmak suretiyle büyük “oluş” sırrını çözmeye çalışmak ve ilim, sanat ve ahlâkta yükselerek bütün insanlığın kurtuluşuna vesile olmak mıdır?... “Sen kendini bilmezsin, ya nice okumaktır” diye seslenen Yunus’a selâm olsun.

Haber Merkezi

Anahtar Kelimeler: Beykoz, Alperenler, Serdar Yıldırım, Melih Perçin

0 Yorum

Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı

Yorum yaz

DOST BEYKOZ

"Beykoz'un Hür Gazetesi"