Aşırı muhabbet ve sevgi helaket sebebidir

  • 22.12.2019 18:07
  • Okunma: 2307 kez

A. Raif ÖZTÜRK


Başlıktaki iddia asla benim veya herhangi bir fâninin iddiası değil, Kâinatın Yüce Hâlikı olan Allah-ü teâlanın çok açık ve çok net bir âyeti kerimesinindir.

Bakınız Tevbe sûresi, 24. Âyet: De ki: “Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, kabîleniz, kazandığınız mallar, (iyi iken) durgunluğa uğramasından korktuğunuz ticâret ve hoşunuza giden meskenler size Allah'dan, Resûlünden ve O'nun yolunda cihâd etmekten daha sevgili ise, artık Allah (hakkınızda azab) emrini getirinceye kadar bekleyin! Çünkü Allah, fâsıklar topluluğunu (isyanlarındaki ısrarları sebebiyle) hidâyete erdirmez.”

Aslında yoruma da te’vile de hiç ihtiyaç bırakmıyor. Fakat biz sadece âyetteki mesajları ayrı ayrı mütâlâa etmeye çalışacağız, inşallah…

Sevdikleriniz veya sevilmesi gerekenlerin hiç birisi, Allah sevgisinin, O’nun Rasûlülünün SAV sevgisinin ve onların emir ve yasakları hakkında mücadele vermenin üstüne asla çıkmamalıdır. Sevilmeye en çok lâyık olan Allah cc ve Rasûlüdür. SAV.

Mesaj: Şayet bu ölçüyü kaçırırsanız, sizin hakkınızda âzap emri kaçınılmaz olur. Yani diğer sevgiler, Allah ve Rasûlünün sevgisinin üstüne çıkarsa, azap hak edilmiştir.

Bu ölçüyü kaçıranları Allah cc, “FÂSIKLAR topluluğu” olarak değerlendiriyor. (FÂSIK= Allah'ın emir ve yasaklarına riâyet etmeyen, aykırı davranan, günahkâr, kötü huylu, kötülük yapmayı alışkanlık hâline getiren kimseye fâsık denir.)

Allah cc, bu ölçüyü kaçıranları, hidayete erdirmeyeceğini de bildiriyor...

Pek tabiidir ki, ciddi bir TÖVBE her zaman bu tehditlerden kurtulmaya vesiledir. Çünkü Allah cc GAFÛR ve Rahîmdir.

Muhterem dostlarım. Bu gün bu konuyu niçin seçtim? Hemen arz edeyim:

“SEVGİ” Yüce Rabbimizin hepimize, düzenli bir sosyal hayat için bahşettiği bir nimet olduğu halde, yanlış kullanıldığında insanı felâkete ve helâkete götürebilmektedir. Şeytan ise sadece kötülükleri değil, sevgiyi de kullanarak insanları doğru yoldan çıkartıyor. Hatta şeytanın SEVGİ ile yoldan çıkardığı insan sayısı, kötülük, sapıklık ve vesveseyle yoldan çıkardığı insanlardan daha fazla olduğu biliniyor…

Bu âyetin ışığında çevremize, hatta kendimize bile baktığımızda, sınıfta kaldığımızı, hatta döküldüğümüzü fark edebiliyoruz, değil mi? Bu âyetin ışığında bakmayı bilemediğimiz veya beceremediğimiz için, bu âyetin tehdidi altına girdiğimizi bile fark edemiyoruz.

 

Kendimize yazık etmeyelim diye, bugün bu konuyu seçtim…

Yukarıdaki âyette bildirilen sevilmesi gerekenlerin dışında, kimimiz Şeyhimizi, üstadımızı, hocalarımızı vs. bazı liderleri, futbolcuları veya şarkıcıları bile öyle çok seviyoruz ki, onların yanında (âyette bildirilen) gerçek sevilmesi gerekenler aklımıza bile gelmiyor...  

Oysa Şeytan; Hıristiyan’ların çoğunu, Hz. İsa’ya olan AŞIRI SEVGİLERİ nedeniyle, o yüce Peygambere “ulûhiyet verdirerek” veya hâşâ “Allah’ın cc. oğlu” dedirtip birçoğunu küfre düşürmektedir…

Yine Şeytan; Alevi kardeşlerimizin bir kısmını da, Hz. Ali’ye olan aşırı sevgilerini kullanarak, birtakım sapık inançlara sevk etmektedir. Böylece kolaylıkla yüce dinimizin dışına çekmektedir. Yani, “İlk halife Hz. Ali olmalıydı” veya hâşâ “Peygamberlik hakkı Hz. Ali’nindi” vs. diye vesvese vererek, hâşâ Allah’ın cc. takdirini bile sorgulama sapıklığına düşürmektedir. Hâlbuki; Hz. Ali; Hz. Muhammed (sav.) tarafından övüldüğü için ve O yüce peygambere çok sadık olduğu için, bu vesileyle gerektiği kadar sevilmelidir…

Hattâ yine şeytan; tarikatlarda ve cemaatlerde bile bu sevgi ve muhabbet tuzağını kullanmakta, şeyhini, üstadını veya bir başkasını aşırı sevdirerek, Allah cc. sevgisini ve Habibullah’ı ikinci-üçüncü plâna düşürtmektedir.

Yine şeytan: Bu sevdiklerini koruma adına; bazen gıybetlere girdirerek, diğer Mü’minlerin kalplerini kırdırarak, hatta bu konuda kendisini destekleyen şeytan bile olsa onu melek göstererek, kendisini tenkit edenler Peygamber vârisi ÂLİM zâtlar bile olsa, hatta aklıselim cemaat onu desteklemediği için, onlara da sövdürerek tuzağına düşürebiliyor...

Bu durum ise o Mü’min için (Allah cc. korusun) bir çöküştür ve bitişin başlangıcıdır. Yukarıda arz edilen Tevbe sûresi 24. âyetteki o ikâzı ilâhi, her şeyi çok net anlatıyor, değil mi?...

 

SORU: Âyetteki bu önemli ölçüyü korumanın veya kaçırmanın bir sağlaması var mı?

Evet, var: a.) Eğer kendimize, partimize, şeyhimize, kahramanımıza, eşimize ve diğer sevdiklerimize hakaret edildiğinde gösterdiğimiz tepki, Allah’a cc. ve Resulüne (sav) yapılan hakaretlere gösterdiğimiz tepkiden DAHA ÇOK ise ölçü kaçmış demektir… (Bazıları var ki, kendi kahramanını hafife alan bir mü’mini çılgınca yerden yere vururken, Allah ve Rasülüne hakaret edenleri görmezden bile geliyor. Veya başkalarına havale ediyor.)

b.) Gündemimizi; âyette sayılan sevdiklerimiz, Allah cc. ve Resulünden (sav) fazla işgal ediyorsa, yine bu ölçü kaçmış demektir… İşte çoğumuzun gündem meşguliyeti ortada!...

Peki; Âyette emredilen dengeyi nasıl muhafaza edeceğiz? Veya o sevilmesi gerekenleri, o âyetin tehdidine düşmeden nasıl seveceğiz? İşte bunlar da çok önemli...

I.- Öncelikle ve özellikle, bu konularda bilinçli olacağız. Risale-i Nurda geniş teferruatı var…

II.- Sevdiklerimizi; Allah’ın cc. bizlere lütfu olduğunun bilici içinde seveceğiz.

III.- Bu dengeyi korumanın en önemli çaresi, sevdiklerimize olan sevgiyi azaltmak DEĞİL, Allah cc. ve Muhammed sevgisini ARTTIRMAKTIR. Bu sevgileri arttırmanın en kesin ve selâmetli yolu ise Allah’ı cc. tüm esmâ ve sıfatlarıyla çok iyi tanımaktır.

Bu tanıtmanın en etkili prensipleri ise yine Kur’ândan, asrımıza ışık tutan Risale-i Nur eserlerindedir. Yeter ki bizler bu eserleri mütalaa ederek ve doğru anlayarak okuyalım. Vesselâm…

Anahtar Kelimeler:

Yorumlar (0 Yorum)

Bu içeriğe yorum yapılmadı, yorum yapmak ister misin?

Yorum Yaz
Yazarın Yazıları