“Aşı bütün canlılarda yapılabilen bir işlemdir. Aşının gayesi canlıyı daha sağlıklı, verimli ve dayanıklı hale getirmektir.
”
Aşının önemi
Aşı bütün canlılarda yapılabilen bir işlemdir. Aşının gayesi canlıyı daha sağlıklı, verimli ve dayanıklı hale getirmektir.
Bitkileri mikroplara, soğuğa ve sıcağa daha dirençli kılmak veya yabani çeşitlerine göre daha verimli ve bol mahsul verir hale getirmek için aşı yapılır. Hangi amaçla iyileştirme yapılmak isteniyorsa o hususta üstün olan bitki çeşidinden bir parça alınıp aşılanacak bitkiye uygun şekilde monte edilir. Hayvanlarda da benzer gayelerle aşı yapılmaktadır.
İnsanda ise vücudu mikroplara karşı daha dirençli kılmak için aşı yapılır. Öldürülmüş veya yarı canlı bırakılmış mikroplar vücuda verilerek vücuttaki akyuvarların mikropları tanıması ve bağışıklık kazanması sağlanır. Mikrop vücuda girdiğinde görevi mikroplarla savaşmak olan akyuvar hücreleri derhal onları tanır ve imha ederek vücudu hasta olmaktan korur.
Bize verilen beden dediğimiz maddi vücudumuz gibi şuur, vicdan, kalp ve hayal gibi birçok şubeleri olan ruh dediğimiz manevi vücudumuzun varlığı da muhakkaktır. Bu iki vücut iç içe yaşarlar. Hatta maddi vücut manevi vücuda dayanarak yaşar. Çünkü öldüğümüzde maddi vücut toprak olurken manevi vücut tekrar dirilişe kadar yaşamaya devam etmektedir.
Maddi vücudumuzu hastalıklardan korumak için aşı yapıldığı gibi manevi vücudumuzun da aşıya ihtiyacı vardır. Çünkü onun da mikropları ve hastalıkları vardır. Bunların başında imansızlık ve iman zayıflığı gelir. Günümüzde bu hastalık oldukça yaygındır. Çünkü imanı sarsacak ve yıkacak şüphe, günah ve vesvese gibi manevi mikroplar çoğalmıştır. Hatta bir salgın halindedir. Bu mikroplar ateizm, deizm ve sekülerizm gibi modern isimler altında kol gezmektedir.
Bazı kimseler çocukları serbest yetiştirmekten yanadır. Onlar özgür ve bağımsız birer birey olarak yetişmelidir derler. Onlara imani ve dini bir telkinde bulunmanın yanlış olduğu kanaatindedirler. Onlar büyüyünce kendi seçimlerini kendileri yaparlar diye düşünmektedirler. Halbuki çocuklar sağlam bir tahkiki iman aşısı ile aşılanmazlarsa ileride imansızlık mikropları ile karşılaştıklarında kolayca mağlup olup taklidi olan imanlarını kaybedeceklerdir.
Üstad Bediüzzaman Emirdağ Lahikası isimli kitabında “…bir çocuk kuvvetli bir ders-i imani alamazsa, sonra pek zor ve müşkil bir tarzda İslamiyet ve imanın erkanlarını ruhuna alabilir. Adeta gayr-ı müslim birisinin İslamiyeti kabul etmek derecesinde zor oluyor, yabani düşer. Bilhassa peder ve validesini dindar görmezse ve yalnız dünyevi fenlerle zihni terbiye olsa daha ziyade yabanilik verir. O halde o çocuk, dünyada peder ve validesine hürmet yerinde istiskal edip çabuk ölmelerini arzu ile onlara bir nevi bela olur. Ahirette de onlara şefaatçi değil, belki davacı olur.” demektedir.
Burada çocukluk döneminin karakter ve inanç şekillenmesindeki belirleyici rolüne dikkat çekilir. Çocuklukta kalbe yerleşmeyen iman hakikatlerinin, ilerleyen yaşlarda zor benimsendiği; buna karşılık küçük yaşta verilen sağlam bir din terbiyesinin ise kalıcı ve sarsılmaz olduğu vurgulanır. Nasıl ki aşıların çoğu (hepatit, verem, zatürre, kızamık ve çiçek gibi) çocuklukta yapılıyorsa, manevi aşıların yapılmasına en uygun zaman da yine çocukluk çağıdır.
Ailenin ve toplumun yaşadığı din, anlatılandan daha etkilidir. Tutarsızlık (söylenen ile yapılanın farklı olması) çocukta dinden uzaklaşmaya sebep olabilir. Çocuk, en çok beğendiği ve saygı duyduğu kimseleri model alarak öğrenir. Manevi eğitim korku merkezli değil, sevgi merkezli olmalıdır. Çocuk sorularına açık ve baskısız bir ortamda cevap bulmalıdır. İman eğitimi; merhamet, adalet ve dürüstlük gibi manevi değerlerle birlikte verilmelidir.
İdrak ettiğimiz ramazan ayı manevi aşı için çok uygun bir zaman ve ortamdır. Bunu fırsat bilelim ve değerlendirelim.
YORUMLAR