Makaleler

Asıl görevimizin farkında mıyız?

2014.07.26 00:00
| | |
9192

Siz bir patronsunuz.

Şirketinizde, kobinizde veya mağazanızda çalışan elemanlarınıza, maaşlarını ve bütün sosyal haklarını fazlasıyla veriyorsunuz. Barınmaları için lojmanlar bile tahsis ettiniz. Hattâ, göz zevklerini ve keyiflerini bile düşünerek, çeşitli yerlere akvaryumlar, fıskiyeli havuzlar, çiçekli bahçeler ve meyve ağaçları bile tesis ettiniz.

Bütün bunlara mukabil elemanlarınızdan talepleriniz; belli zaman ve saatlerde, gösterdiğiniz mahallerde, makul bir takım iş ve icraatlarda bulunmak. Sizin ve âmir olarak tanıttıklarınızın emir ve yasaklarına uymak ve itaatte bulunmaktan ibarettir.

Elemanlarınızın içinde öyleleri var ki; belli vakitlerde yapması gereken işleri ya geciktiriyorlar, ya ihmal ediyorlar veya tamamen terk ediyorlar.

Bir kısmı var ki; maaşlarını ve tüm sosyal haklarını sizden aldıkları halde, o mesai saatlerinde komşu fabrikaların veya mağazaların hizmetlerinde bulunuyorlar, başkalarının emirlerinde çalışıyorlar, komşu patronlara çok daha fazla saygı gösteriyorlar.

  • Bu durumda sizin o elemanlarınıza karşı tavrınız ne olur?...

Uzunca bir soru oldu, fakat çok iyi düşünüp cevap vermelisiniz! Çünkü, bizler dünya meşguliyeti ve şeytanın vesveseleriyle, farkında olmadan, ne derece yanlışlar içinde yüzdüğümüz ve ne derece mutlak cezalara müstahak olduğumuz, çok net anlaşılacak...

İsterseniz biraz ipucu verelim veya bir kısmını birlikte cevaplamaya çalışalım:

A-     Önce genel bir bildiri dağıtarak, her birine görevlerinin neler olduğunu hatırlatırım.

B-     Bu uyarılarla bir kısmı yanlışlarının farkına vardı, fakat büyük bir çoğunluğu aynı yanlışlarına devam ediyorsa, otoritesine, doğruluğuna, sadakatine ve güzel tebliğ etmesine güvendiğim bir yâverimi aracı yaparak, yanlışlıklarının kendilerine çok pahalıya mâl olacağını ve mutlaka görevlerini yerine getirmelerini ihtâr ettiririm.

C-     Aynı hâl yine devam ediyor ise onlara hak ettikleri cezaları vermeye başlarım.

D-     Eğer fabrikamın veya işyeri personelimin çoğunluğu yukarıdaki yanlışlarını sürdürmeye devam ediyorlar ise o işyerimiz, kuruluş maksadını icra edemediğinden işyerimi kapatmaya mecbur kalırım.

Aralarında doğru dürüst çalışanlar da belki zarar çekmiş olacak, fakat yapılması gereken tek operasyon, nihayet budur, değil mi?

O dürüst çalışanlar da “yukarıdaki A, B, ve C şıklarındaki ikazlarla birlikte, yanlış yapan arkadaşlarını ikaz ve iknâ etmedikleri için” aslında onlar da biraz suçludurlar. Bu nedenle zarar onlara da dokunacaktır. Gerçi, bu dürüst çalışmış olanlara belki bazı haklar, tazminatlar veya başka avantajlar sağlanabilir. Bu o patronun bileceği bir şeydir…

***

Bu örneği iyi anladıysak, esas konumuza girelim:

Şu Kâinatın da yaratılış, kuruluş ve böylesine güzel imkânlarla tanzim edilişinin mutlaka bir gâyesi ve maksadı vardır. (Öyle yâ, yukarıdaki örnekteki işyerlerini kurduktan sonra, o işyerinden mutlaka bir takım üretim beklenecektir. Değil mi?... Hiç; bir işyerini kurup ta boşa çalıştıran veya ürettiklerini bir uçurumdan aşağı atan, çöpe atan veya toprağa gömen patron gördünüz mü? Her faaliyetin, mutlaka bir veya birçok gayeleri vardır. Bunun aksi asla düşünülemez.)

  • Şu fabrika örneğinin devâsa teşekkülünü, şu Kâinatta görmekteyiz.

Şu yeryüzü bizler için öyle güzel hazırlanmış, dayanmış, döşenmiş ki, bizim menfaatimize her şey düşünülmüş. Arı, koyun, inek, tavuk, deve, at, v.s. gibi birçok hayvanlar bizim hizmetimize verilmiş. Bin bir çeşit gıdayı toprak adındaki mutfağından çıkararak, güneş fırınında pişirip bizlere takdim etmiş. Göz zevklerimizi bile ihmal etmeden, çiçekler, kelebekler, cıvıl cıvıl kuşlar, denizler, çaylar, ırmaklar, çağlayanlar, şelâleler ve daha nice güzelliklerle çevremizi süslemiş. Bunlardan yararlanmamız için bizlere akıl ve birçok duygular bahşetmiş. Bizleri de şefkatli ana-babalarımız vasıtasıyla bu güzelliklerin içine davet etmiş. İlk yıllarımızda, tüm gıdaları içeren mis gibi bir gıda olan ana sütüyle beslemiş. Yani bizlerden talep edeceği şeylerin ücretlerini, peşin olarak fazlasıyla vermiş.

Bu durumda, akıllı bir insana; “Ey tüm bu nimetleri ve güzellikleri bahşeden Yüce Yaratıcı. BÖYLESİNE İKRAMLARININ KARŞISINDA, BENİM DE MUTLAKA MİNNET BORCUMU ÖDEMEM LÂZIM. Bütün bunlar boşu boşuna değildir. Ben seni nasıl memnun edebilirim? Benden mutlaka taleplerin vardır. Bunları bana bildir ki, yanlış yerlere minnettar olmayayım.” Diye düşünmek yakışır, değil mi?...

  • Evet; Yüce Yaratıcı bu konuda da bizleri başıboş bırakmamış:

Tarihimizde de çok net olarak görebiliyoruz ki; öncelikle, insanın yaratılış maksat ve gayelerini içeren suhuflarla, insanoğlu yüce Yaratıcı tarafından aydınlanmaya, bilgilendirilmeye ve yönlendirilmeye başlanmıştır.

Hz. Âdem as.’dan sonraki her kavim ve her topluluk, nebiler veya Peygamberler kılavuzluğunda, “bu geçici dünyaya, Hâlikını tanımak ve ona ibadet etmek için gönderildiği, yani bu dünyada SINANDIĞI,” semavi kitaplarla insanoğlu bilgilendirildi. Bu minval üzere binlerce (belki de milyonlarca) senede, 124 000 Peygamberler geldiler, kavimlerini bilgilendirdiler, görevlerini yaptılar ve Âhiret âlemine geçtiler.

Birçok zamanda da bizim yukarıdaki örnekte mütalâa ettiğimiz gibi, C ve D maddeleri de uygulanmıştır. Yani, (patronunun emirleri yerine, komşu veya başka patronlara hizmet ettiği için) Allahtan c.c. başka ilâhlar edindikleri için, semavi emirlere ve yasaklara riayet edilmediği için kısacası; yaratılış gayelerine uygun hareket edilmediği için, o beldeler helâk edilmiştir.

***

Yine murâdı İlâhî olarak ve Yüce Rabbimizin Rahmeti gereği; insanlık âleminin yeterince tekâmül etmesiyle, âhir zaman nebisi ve Hâtemül Enbiya olan Hz. Muhammed s.a.v. görevlendirildi. Yüce Allah, Hz. Muhammed’e s.a.v.; manevi âlemleri de göstererek, insanlık âlemi için Kıyamete kadar yeterli olabilecek donanımda, her asra ve her medeniyete hitap edebilecek potansiyelde yüce bir kitap olan Kur’ân-ı Kerimi O’na sav. İnzâl etti. Bu yüce kitapta bizlere, konumuzla ilgili olarak şöyle buyuruyor:

1.)   Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım. (Zâriyat S. 56. Âyet.)

2.)   Hanginiz daha güzel işler yapacaksınız diye sizi sınamak için, ölümü de, hayatı da yaratan Odur. (Mülk S. 2. Âyet.)

3.)   And olsun ki, mallarınız ve canlarınız konusunda imtihana çekileceksiniz; sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve müşriklerden birçok üzücü sözler işiteceksiniz. Eğer sabreder ve takva gösterirseniz, muhakkak ki bu, (yapılacak) işlerin en değerlisidir. (Âli İmran S. 186. Âyet.)

4.)   Onlar, her yıl bir veya iki kez (çeşitli belalarla) imtihan edildiklerini görmüyorlar mı? Sonra da ne tevbe ediyorlar ne de ibret alıyorlar!!! (Tevbe S. 126. Âyet.)

5.)   Her canlı, ölümü tadar. Bir deneme olarak sizi hayırla da, şerle de imtihan ederiz. Ve siz, ancak bize döndürüleceksiniz. (Embiya S. 35. Âyet.)

6.)   Eğer biz, bundan (Kur'an'dan) önce onları bir azapla helâk etseydik, muhakkak ki şöyle diyeceklerdi: “Ya Rabbi! Bize bir elçi gönderseydin de, şu aşağılığa ve rüsvaylığa düşmeden önce, senin ayetlerine uysaydık!” (Tâ,hâ S. 134. Âyet.)

7.)   Onlar koyu bir cehalet içerisinde kalmış gafillerdir. (Zâriyat S. 11. Âyet.)

Bu tablo karşısında, esas yaratılış görevlerimize lakayt kalırsak, âkıbetimiz ne olur?...

Bu şans elimize maalesef sadece bir kere verilmiş olup, kesinlikle tekrarı yoktur!...

  • Akıllı insan, kendisini böylesine nimetler içinde yüzdüren Yüce Yaratıcısına karşı, minnet borcunu idrak edendir. İdrak edemeyenler ise gafildirler. (Âyet.)

  • Maden ki gerçekler böyle, iş-işten geçmeden önce, mutlaka tedbir almalıyız...

Anahtar Kelimeler: Raif Öztürk, Dost Beykoz, Beykoz

Diğer Yazıları

DOST BEYKOZ

"Beykoz'un Hür Gazetesi"