Asansör arıza yapınca

  • 31.10.2021 19:25
  • Okunma: 1253 kez

Prof. Dr. İsmail KOCAÇALIŞKAN


Sıcak bir yaz günü elimdeki eşyalarla dışarıdan geldim. Epeyce yorulmuştum. Zemin kattaki asansöre yöneldim. Artık işim kolay diye düşündüm.

Beşinci kattaki evimize çıkmak üzere asansörün düğmesine bastım. Fakat o da ne! Asansör çalışmıyor. Meğer ben dışarıdayken arızalanmış. Daha önce de başıma gelmişti. Ama o zaman elektrikler kesik olduğu için çalışmıyordu. Ne yapalım; “başa gelen çekilir” diyerek merdivenleri birer birer tırmanmaya başladım.

Eve girdiğimde sırtımın terlediğini fark ettim. Nefes nefese kalmıştım. Eşyaları mutfağa bıraktıktan sonra kendimi oturma odasındaki kanepeye attım. Birden gözüm dışarıdaki kavak ağacına ilişti. Ağacın boyu bizim apartmanla boy ölçüşecek kadar uzundu. Rüzgarda beşik gibi bir sağa bir sola sallanıyordu. O anda çeşitli sorular arılar gibi kafama üşüşmeye başladı.

Asansör bozulunca ben beşinci kata çıkmak için ne kadar enerji harcadım ve yoruldum. Kavak ağacının tepesindeki yapraklara topraktaki su ve mineral besinler nasıl çıkarılıyor? Ağaçlarda asansör mü var? Yoksa aşağıda bir pompa mı var ki bunları yukarı pompalıyor? Eğer varsa bu sistemler hiç arıza yapmaz mı? Bunların çalışma enerjileri nereden sağlanıyor? Gibi sorular zihnimi kurcalamaya başladı.

Yaptığım araştırmaya göre; bitkilerde kök uçlarından yaprakların uçlarına kadar uzanan harika bir asansör sistemi yerleştirilmiştir. Aşağıdan yukarıya su ve mineral taşıyan asansör sisteminin botanik’deki adı ksilem’dir. Bu asansör sisteminde, yan yana uzanmış trake ve trakeid adı verilen birçok su borusu bitkinin her tarafına su taşıyan bir şebeke gibidir. Boruların bitişik olan duvarlarında geçit adı verilen küçük yan delikler bulunur. Su, bu deliklerden devamlı olarak geçişme yaparak yukarı doğru bir sütun halinde yükselir ve suda erimiş halde bulunan besinler de su ile birlikte taşınır. 

Borulardan birisi bir sebeple, mesela ağaç kurtlarının bir boruyu delmesiyle veya bu işlem sırasında ortaya çıkan odun tozlarının boruyu tıkatmasıyla o boruda su ilerleyemez. Ancak burada biriken su, yan deliklerden komşu borulara geçerek yukarıya taşınır. Böylece, bir borunun tıkanmayla bitkideki su taşınımı sekteye uğramaz.

 Daha ilginci boru tipindeki bu asansörlerin normal şartlarda enerji kullanmadan çalışmalarıdır. Buna pasif taşınım denir. Bitki ancak mecbur kaldığında enerji (ATP) kullanarak su taşıma yoluna gider. Toprağın derinlerinden ağacın tepesine enerji kullanmadan üstelik yer çekimine zıt yönde su ve minerallerin taşınmasını açıklamak kolay değildir.

Dünyanın en uzun boylu ve en kalın gövdeli ağaçları Amerika’da yaşayan ve 120 metre kadar boy atabilen sekoya ağaçlarıdır. Bunlar hem uzun hem de kalın gövdeli devasa ağaçlardır. Öyle kalın olanları vardır ki 10 kişi el ele tutuştuğunda ancak etrafını kuşatabilirler. Hatta gövdesi tünel gibi açılarak içinden yol geçirilenleri bile vardır.

Bu kadar büyük ağaçların elbette tonlarca suya ve besin maddesine ihtiyacı vardır. Böyle bir yüksekliğe enerji kullanılmayan bir mekanizmayla tonlarca suyun ve mineral besinlerin çıkartılması kolay olmasa gerek.

Yer çekimine aykırı olan bu taşınımın nasıl gerçekleştiğine kesin açıklama getiren bir prensip henüz bulunamamıştır. Bu konuda çeşitli teoriler ileri sürülmüş ve bunlardan deneylerle desteklenen bir kaçı şimdilik geçerli sayılmaktadır. Bunlar; vital teori, kök basıncı teorisi ve kohezyon-gerilim teorisidir.

Bu teorilere göre olay şu şekilde açıklanır; bitkilerdeki su boruları o kadar incedir ki çapları ortalama 0,02 mm civarında olduğundan bunlara ultra kılcal borular denilmektedir. Günümüz teknolojisinde henüz bu incelikte bir kılcal boru üretmek mümkün olmamıştır.

Boru içindeki su molekülleri kohezyon çekimi adı verilen bir cazibeyle birbirlerini çekerler. Bunun sonucu olarak su sütununun üst yüzeyinde iç bükey bir yüzey gerilimi meydana gelir. Bu durum suyun boruda kolayca yükselmesini sağlar. Boru ne kadar ince olursa su molekülleri arasındaki çekim ve yüzey gerilimi o kadar fazla olur ve suyun yükselmesi kolaylaşır.

Ağacın tepesine doğru gittikçe bu boruların çapı küçülür. Borulardaki kılcallık özelliği ile bu kolaylık sağlanırken, diğer taraftan bazı bitkilerin köklerinde suyu yukarı iten bir basıncın varlığı da tespit edilmiştir. Yine yapraklarda fotosentezden kaynaklandığı var sayılan bir emme kuvvetinin suyu yukarı çektiği ileri sürülmektedir.

Otsu bitkilerde ve çalı formundaki küçük ağaçlarda yapılan ölçümler kök basıcının ve yapraklardaki emme kuvvetinin suyun yükselmesini sağlayacak güçte olduğunu göstermekle birlikte, yüksek ağaçlarda yapılan ölçümler henüz olayı aydınlatmada tatmin edici olmaktan uzaktır. Çünkü ölçülen basınç değerleri suyun bu yüksekliğe taşınmasını sağlayacak seviyede bulunmamıştır. Bir de çam, köknar, ardıç ve sedir gibi iğne yapraklı ağaçlarda kök basıncına hiç rastlanmamış ve yaprakların emme kuvveti de çok zayıf bulunmuştur.

Apartmanların bodrumunda suyu üst katlara pompalayan hidrofor pompası bulunur. Acaba bitkilerde de böyle bir pompa mı var? Kök basıncı böyle bir pompaya işaret etmektedir. Böylece bitkilerin kökleri adeta bir hidrofor pompası, yaprakların da bir emme-basma tulumba gibi çalıştığı düşünülmektedir.

Ev ve apartmanlarda binanın ana girişinden itibaren şehir şebekesinden bir ana boruyla gelen su, binanın içinde belli bir plana göre yerleştirilmiş tali borularla bütün dairelerin mutfak, banyo ve tuvaletlerine kadar uygun şekilde dağıtılmıştır. Musluğu açığınızda su akar.

Şimdi bir ağaçtaki su boruları ile mukayese edelim. Köklerden yaprak uçlarına kadar, hatta yaprakların ve büyük bir zevkle yediğimiz vitamin deposu meyvelerin her tarafına damar damar yayılarak döşenmiş bir su boruları sistemi var.

Evimizdeki borular düzensiz su basıncından dolayı patlayabilir. Bağlantı yerlerinden sızıntı yapabilir. Alt kattaki komşu daireye damlar ve onları da sizi de huzursuz eder. Ama bitkilerde böyle bir sıkıntı yaşanmaz. Demek ki bitkilerdeki sistem bizim yaptığımızdan daha mükemmeldir.

Bu durumda durup bir düşünelim!

Evlerimizdeki boru sisteminin başlangıçta bir planını çizip sonra o plana göre boruları döşeyen bir ustanın veya mühendisin varlığını hiç tereddütsüz kabul edip de; bitkilerdeki bu mükemmel boru sistemi için kendi kendine oldu, tesadüfen oldu, aklı ve ilmi olmayan tabiatın ve doğanın eseridir. Diyebilir miyiz?

Borularla ilgili olarak, bitkilere verilen ilginç bir özellik de boruların duvar yapılarıdır. Bu boruların duvarlarında eğilme ve bükülmeye karşı dayanıklı olması ve bitkinin büyümesine uyum sağlayabilmesi için esnek malzemeler olan “sellüloz ve süberin” kullanılmıştır.

İlaveten boruların duvar yapıları düz olmayıp halkalı, helezonik ve spiral şekilde tasarlanmıştır. Düz olsaydı, rüzgarda sağa sola bükülen bitkinin gövdesindeki borular kırılacak veya tıkanacaktı. Bu farklı dizaynlar eğilme ve bükülmeye karşı dayanıklılık sağlamaktadır. Nasıl ki nefes borumuz halkalı yapısıyla uyku sırasında boynumuzun bükülmesi sonucu hava almamızı engellemiyorsa benzer durum burada da söz konusudur.

Son derece ilim ve hikmet gerektiren bu tasarımlar, evrimsel süreç  yorumlarıyla, tesadüflerle ve sebeplerle açıklanabilir mi?

Tüm bu tasarımların yapılabilmesi için başta inşaat ilmini, yapı malzemeleri bilimini, basıncı hesaplayabilecek fizik ilmini, boruların uygun açı, çap ve hacım hesaplamaları için matematik ilmini, boruların bitki yaşamı ile uyumu için biyokimya, genetik ve anatomi bilimi gibi birçok ilimleri bilmek gerekir.

Su borularındaki bu ölçü ve düzenin varlığı bize sonsuz ilim, hikmet ve kudret sahibi olan Yüce Yaratanı göstermektedir. Kur’anda Furkan suresinde “…ve o (Allah) herşeyi yaratmış, ona ölçü ve düzen vermiştir”, denildiği gibi daha birçok ayetler bu ölçü ve düzene işaret eder.

İnsanoğlu teorilerle olayı açıklayadursun, Yüce Yaratanın bitkilere yerleştirmiş olduğu bu akılları hayrette bırakan sistemler sayesinde, bitkilerde suyun ve besinlerin taşınması milyonlarca yıldır süregelmektedir.

Buna işareten Bediüzzaman’ın Mesnevi’sinde şu ifadeler yer alır; “ Keza manevi asansörler ile lazım olan erzak ve gıdalarını ağacın yüksek dallarına çıkartmakla, tebessümleriyle arz-ı didar eden dut ve kayısı gibi meyveleri kuru bir ağaçtan ihraç ve icad etmekle o kuru ağacı acib bir vaziyete ve hayatdar antika bir şekle koyan kudret-i ezeliyeye haşr-i umumi ağır gelir mi? Haşa! Bu latif, nazik masnuatı o kuru ağaçlardan ihraç eden kudrete hiçbir şey ağır gelmez. Bu bedihi bir meseledir. Fakat gözleri kör olanlar göremiyorlar”.

 

Anahtar Kelimeler:

Yazarın Yazıları