Anı-yorum – Nazenin’den Türkmen Dağına

  • 13.08.2021 09:01
  • Okunma: 1507 kez

Şeref KAÇMAZ


Değerli dostlar, öncelikle Millet olarak Ülkemiz genelinde yaşadığımız felaketlerde hayatını kaybedenlere Rahmet, kalanlara sabır diliyorum.

Ülkemiz, tarihinin en büyük yangın felaketini yaşadı, milyonlarca canlı yok oldu, 60-70-80 yaşındaki büyüklerimizin ifadesi ile ‘’ömürlerinde görmedikleri’’ sel felaketlerini Karadeniz bölgemizde gördük. Hepimize geçmiş olsun. Allah CC böyle afetleri bir daha Milletimize yaşatmasın inşallah.

Bu yazımda, hatırlanmayı ve anılmayı hak eden bir kardeşimi, bir dostumu, çocukluk arkadaşımı vefatının yıl dönümünde, hem anmak hem de sizlere tanıtmak istiyorum. Biliyorum ki, Vatan topraklarını savunmanın, haritada bilinen sınırların çok ötesinde, Kafkaslardan, Balkanlardan, Kuzey Afrika’dan, Filistin’den, Yemen’den başladığını bilen, binlerce Vatan evladı coğrafyanın farklı bölgelerinde yatmaktadır. Kimi görevli, kimi de gayrı resmi gönüllü.

Beykoz’da doğup büyümüş, çocuk yaşta yetim kalmış, hayat mücadelesini birçoğumuza göre çok ağır şartlarda yaşamış, inandığı dava uğruna da son nefesine kadar mücadele etmiş bir Şehidi, bir Kahramanı Anı-Yorum.

Salih Ağca, çocukluğundan beri çok çalışkan, boş durmayı sevmeyen, mutlaka kendine yapacak bir iş bulan, kazandığı parayı biriktirmeden ihtiyaç sahiplerine harcayan şahsına münhasır bir karakterdi. Denizi çok severdi, çok iyi bir yüzücü ve dalgıçtı. Ayrıca iyi bir Cam Dekor ustasıydı Çok genç yaşında Ülkemizin en tanınmış ailesinin yatında gemicilik yaparak işe başladı, çok kısa bir süre sonra da aynı teknenin Kaptanı oldu. Yıllarca bu aileyle birlikte çalıştı. Kaptanlığını yaptığı Nazenin1 teknesinden ve ailenin yanından Askerlik görevi için ayrıldı.

Askerlik dönüşünde ailenin yakın akrabasına ait Orsa2 adında ki bir teknede kaptanlık yapmaya başladı. 1992 yılı yaz sezonunda Orsa2 adlı teknede Salih kaptanın yanında gemici olarak çalıştım. Tekneyi, Kalamış marinadan Bodrum marinaya getirmek için başladığım kısa macera, bütün sezon sürmüştü. 92 Eylül’ünde İstanbul’a döndüm ve Salih kaptan ile uzun süre görüşmedik, uzun süre diyorum çünkü Beykoz’da isek haftada birkaç kez görüşürdük…

Birkaç ay sonra Gümüşsuyu’unda karşılaştık, bana bütün kötü alışkanlıklarını bıraktığını, Kur-an’ı Kerim’i ve Arapça yazmayı öğrendiğini söyledi. Sık sık bir rüya gördüğünü ve rüyasında bir yere davet edildiğini, rüyasındaki davetçiye benzer birinin eve gelerek ziyaret ettiğini ve sonrasında bu kişi ile birlikte Adıyaman Menzil’e gittiğini anlattı. Duyduklarıma hem çok şaşırmış hem de çok sevinmiştim…

Salih’ten uzun süre haber alamadım. 95 Mayıs ayı idi, çalıştığım şirket telefonundan beni aradı, adresi tarif ettim ve yanıma geldi. Tekrar büyük bir şaşkınlık yaşamıştım. Neredeyse zor tanıdım, başında kalpak, sakalları hayli uzun, üzerinde kalın kaban, ayaklarında askeri bot.

Yaklaşık dört aydır bulunduğu Çeçenistan’dan sabah gelmiş, son karşılaştığımızdan birkaç gün sonra Rus işgalindeki Çeçenistan’a, kardeşlerimizin yanında Allah CC rızası için savaşmaya gitmiş. “Milyon birinci” General Dudayev’in yanında (Rahmetle anıyorum) cephe cephe dolaşarak, Çeçenistan dışından gelen mücahitlerin hem tercümanlığını yapmış hem de Cihadını.

O dönemde Milli Görüş Lideri’nin (Merhum Erbakan hocamızı Rahmetle anıyorum) talimatıyla kurulan bir ekip, tıpkı Bosna savaşında olduğu gibi, Çeçenistan savaşı için gönüllü olarak Kuzey Afrika’dan, Balkanlardan ve Orta Doğudan gelen birçok mücahidi, Azerbaycan ve Dağıstan üzerinden Çeçenistan’a geçmelerini sağlardı. Salih’te bu gruplardan biri ile gitmiş.  Türkiye’ye döndükten sonra, Kafkas Çeçen dernekleri üzerinden Çeçen mültecilere yardım etti, Ülke genelinde faaliyet gösteren bir Gençlik Derneğinin Beykoz şubesine ait Tokatköy’de bulunan binasına, Çeçen mücahitlerin ailelerinin yerleştirilmesinde görev aldı. Merhum Yücel Çelikbilek abimizi de Rahmetle anıyorum, bu çalışmaların bizzat içinde ve destekçisi idi.    

Salih Kaptan artık Mücahit Salih’ti ve Çeçenistan’a gidip gelirken, Balkanlarda başlayan savaşa katılmak için, Bosna kafileleri ile Bosna’ya gider Sırplarla savaşırdı. Keşmir’de Hindularla, Eritre’de İslam düşmanları ile savaştı.

Bu arada evlendi, aslan gibi iki oğlu oldu. Kaptanlığı bıraktı, Farklı işlerde çalıştı. Ekmeğini taştan çıkarırdı.

2012 yılında Suriye’de başlayan savaş sonrası yine bir şeyler yapmam lazım dedi ve Osmanlı’nın bölgedeki son cephesi olan Golon tepesi civarına gitti.

İlk gittiğinde Suriye’nin güneyinde, golon tepelerine yakın bölgelerde, hepimizin bildiği istihbarat örgütlerinin oluşturduğu askeri kamplardaki başka amaçlı, farklı bir yapılanmayı görünce (bu kamplarda yetiştirilen savaşçılar kısa bir süre sonra işid olarak karşımıza çıktı), buradaki çalışmanın ne Millete ne de Ümmete faydası olmayacağı için Türkiye sınırına yakın, terör tehdidi altındaki Türkmen bölgesine kuzeye çıktı. Bu bölgelerde yaşayan, YPG/PKK teröristlerinin evlerinden çıkardığı, taciz ettiği, tecavüz ettiği insanların yanında cephe savaşına başladı.

Salih Ağca, 14 Ağustos 2013 tarihinde, Suriye’nin Azez bölgesinde YPG/PKK’lı teröristlerle girdiği çatışmada, yıllardır Rızasını kazanmak için yolunda savaştığı Rabbine ruhunu teslim etti. Mekânı CENNET, derecesi ÂLİ, makamı ŞEHADET olsun inşallah.

Her gittiği savaş bölgesine gitmeden önce, dua alması gereken büyüklerden dua alır, destek alması gereken yerlerden de destek alırdı, en önemlisi de DESTUR alırdı.   

Salih Ağca, Beykozlu bir Mücahittir. Kabri Azez de Türkmen şehitliğindedir.

Cephede birlikte savaştığı Türkmen Komutan, cenazesini almak için gelen heyete, ‘’Salih artık bizim misafirimizdir, bizim evladımızdır’’ diyerek, defnedildiği şehitlikte kalmasını istemiştir.

Salih Ağca gibi, adları bilinmeyen, hikâyeleri hiç okunmamış, hiçbir karşılık, mevki makam, menfaat beklemeden, Vatan, Millet, Bayrak uğruna, Allah CC yolunda canlarını veren bütün şehitlerimize selam olsun. Ruhları için bir Fatiha okur muyuz?

Adaletin Güçlü, Güçlünün de Adil Olduğu Bir Dünya’nın kurulması duası ile Allah’a emanet olunuz.    

Anahtar Kelimeler:

Yazarın Yazıları