““Siz benim neler çektiğimi, nerden bileceksiniz?”
”
Almanya’daki Beykoz Sokağı
“Siz benim neler çektiğimi, nerden bileceksiniz?”
Yusuf Hayaloğlu’nun sözlerini yazıp Ahmet Kaya’nın seslendirdiği o muhteşem şarkıyı dinlemişsinizdir. Dinlemeyenlere bu vesileyle tavsiye ederim. Zamanın ruhunu her dem çok güzel yansıtır. Burayı şimdi konumuza bağlayalım.
Malumunuzdur.
Uluslararası düzeyde devletler ve hükümetler iş birliği yaparlar. Bu işbirlikleri çok değerlidir.
Karşılıklı iyi niyet anlaşmaları ticari ve kültürel anlaşmalar yapılır. Karşılıklı çıkara dayalı bu anlaşmalar ülke insanlarını birbirine yaklaştırmada kalıcı bir rol üstlenmez. Devletlerin üst kademedeki ilişkileri “kazan kazan” anlayışı çerçevesinde yürütülür.
Oysa Türkiye’nin Balkanlar, Orta Doğu, Afrika ve birçok soydaşının yaşadığı Avrupa ülkeleriyle kalıcı dostluklara ihtiyacı olduğu gün gibi aşikârdır.
Gençlerin, iş insanlarının zanaat erbaplarının, sanatçıların, sivil toplum kuruluşlarının, yerel yönetimler aracılığıyla çevreden merkeze uzanan bir hatta ilişkiler kurması, halklar arasında kalıcı dostluklar oluşturabilir.
Uzun yıllardır sürdürüle gelen ABD ve Avrupa Merkezli fonlarının desteklediği sivil toplum organizasyonları ve öğrenci değişim programları ne yazık ki bu dostlukları oluşturmaktan çok ABD ve Avrupa’ya eleman devşirmekten öte başka bir işe yaramadı.
Bu eksiklik 2005 yılında çıkarılan 5393 sayılı Belediye Kanunu ile giderilmiş, yerel yönetimlerin ortak sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte kardeş şehir uygulamalarının önü daha da açılmıştır.
Uygulamanın ilk yıllarında belediyeler, kardeş belediye uygulamasını çöp konteyneri ve bank yardımı vererek yaptıklarını zannetmekle kalmışlardır.
Oysa kardeş şehir uygulamaları; çevre, kültür, altyapı ve karşılıklı gelişim ve birbirini geliştiren şehircilik olarak algılanmamıştı.
Hükümet ise kardeş şehir çalışmalarını alabildiğince destekliyordu. Amma velakin, modern anlamda kardeş şehir çalışmalarını ileriye taşıyacak yeni bir belediyecilik anlayışına ihtiyaç vardı.

Eşit kardeşlik ilişkisi, toplumu birbirine yaklaştıracak bir ilişki. Yoksa birbirine iki bank, üç çöp konteyneri vermek değildi kardeş şehir ilişkisi.
2000’li yıllarda Avrupa’da hortlayan İslamafobi ve Türkiye düşmanlığı yurtdışında yurttaşlarımızı ciddi ölçüde etkiliyordu. Belli ki bir yerel yönetici olarak bizlerin de sorumluluğu vardı ve bir şeyler yapmak gerekiyordu. İşte burada Avrupa’da yurttaşlarımızın yoğun olarak yaşadıkları şehirlerde kardeş şehir veya şehirler edinerek ülkemizi birinci elden daha doğru anlatabilirdik. Bunu da gençler, iş insanları ve kültürel kuruluşlarımızı çalışmalara katmakla pekâlâ yapabilirdik.
İlk olarak Almanya ile temas kurduk. “Mülheim an der ruhr” şehrinde oldukça fazla sayıda yurttaşımız yaşıyordu. Ve orada yaşayan Beykozlular da vardı. Bu bize itici güç oldu. Bir vesileyle ile bize tanıştırılan iş adamı Fazlı Doğan aracılığıyla “Mülheim an der ruhr” belediyesiyle temaslarımız başladı.
Karşılıklı ziyaretlerimiz oldu. Öğrenci ve sanatçılar karşılıklı ilişkiler kurdu. Karşılıklı sergiler ve programlar yapıldı. Almanya’da birçok sempozyum ve panelde konuşmacı olarak ülkemizin tezlerini ve bilinen tarihi yanlışları düzeltmeye çalıştım. Bunların çok olumlu sonuçlar vermesi üzerine “kardeş şehir” protokolleri ve meclis kararlarının alınması esnasında başta belirttiğim Ahmet Kaya’nın okuduğu şarkı gibi zorluklarla, duvarlarla karşılaştım. Zaman ilerledikçe konunun anlaşılması üzerine Belediye Meclisinden gerekli kararları çıkarttık ve “Mülheim an der ruhr” şehriyle kardeş şehir olduk.

Kardeş şehir olduktan sonra bunun devam ettirilmesi için protokoller imzaladık. Bu protokollerin en önemlilerinden biri de Mülheim’de yeni açılacak bir cadde veya sokağa “Beykoz” adının verilmesi. Beykoz’da yeni açılacak bir cadde veya sokağa “Mülheim” adının verilmesiydi.
2008 yılında Mülheim Belediyesi bir sokağı Beykoz adını verdi. Bu sokağın görselini, yazının sonunda göreceksiniz. Ayrıca haritalarda bir sorgulama yaparsanız “Beykozplatz” yani “Beykoz Sokağı’nı” göreceksiniz. O tarihte biz yeni bir sokak açmadığımız için Mülheim adını bir sokağa veremedik.
‘Seçimden sonra bunu yaparız’ diye Mülheim Belediyesi’ne bildirdik. 2009 Seçimleri sonrası malum başka bir arkadaş aday oldu. Daha sonra defaten hatırlatmamıza rağmen bu konu belki de iyi niyetle unutuldu diyelim.

Son söz olarak, bugün görevde olan Beykoz Belediyesi’ndeki arkadaşların bu konunun üzerine eğilmeleri büyük bir eksikliği giderecek ve yeniden “kardeşlik hukuku” tesis edilecektir.
Benden duyurması, hatırlatması…
Kalın sağlıcakla.
YORUMLAR