Allah ve inanç

  • 19.05.2020 17:37
  • Okunma: 2067 kez

Saadettin KILIÇ


Her gece yatmadan önce ve her sabah uyandığımda Allah’ın adını anmadan ve ona kendi dilimde dualar etmeden yapamam ben.

Bu benim çocukluğumdan beri kişisel refleksimdir ve doğrudan doğruya sadece Allah ile benim aramdadır.

Yani içimde bir sıkıntı veya bir sevinç ile Allah’a her yöneldiğimde hiçbir zaman Arapça veya başka dillerde dua etmem. Arapça dualar bilmediğimden değil, bilirim, namaz kılmak için gerekli bütün duaları daha yedi yaşımdayken ezberlemiştim.

Buna rağmen yine de kendi dilimde ve ifade edebildiğim ölçüde her zaman ve her yerde dua ederim. Bunun için ise ne zaman, ne de mekân seçerim…

Allah’ın yarattığı her şeye saygı gösteririm. Belki şaşıracaksınız ama dışkıya bile.

Çünkü dışkı da en az iki hale dönüşür; emeksiz ya kolibasili, virüs, sivrisinek, emekle ya gübre, ya da başak, ekmek olur…

Elbette dinlerin doğuş tarihlerini, peygamberleri ve geliş nedenlerini hatta tek tanrılı dinlerden üç bin yıl öncesi Sümerlileri de okurum…

Ancak yine de özellikle sabahları her yeni güne hazırlanırken ne Sümerlilerin yazıt ve tablet bilgilerini, ne Tevrat’ın, ne İncilin, ne de Kuranı Kerimdeki ayetleri okurum, sadece ve sadece kendi dilimde, kendi duamı her zaman yaparım:

“Allah’ım, bugün bana aklın bulduğu yollardan zor da olsa doğru olanı seçmeme yardımcı ol.

Aklın bulduğu yollardan kolaymış gibi görünen yanlış yollara düşmeme izin verme.

Evrende yarattığın en üstün yetenekli canlı olarak, bugün değiştireceğim ve dönüştüreceklerimden dolayı; kendime ve kendimden başka şeylere faydalı işlere yapmama yardımcı ol.” Derim…

Bu duanın dışında yine bir sıkıntım veya sevincim olduğunda tıpkı annem veya babamla konuşur gibi dualarımı yine kendi dilimde Allah’a arz ederim ve her defasında da; “gerçi benim bunları söylememe bile gerek yok siz zaten her şeyi bilir, duyar, hisseder ve görürsünüz” diyerek kendime iç rahatlığı veririm.

Rahmetli annem bir gün bana; “uşağım sen iyi bir çocuksun ama bir de (namaz kılsan, oruç tutsan demek istemişti…) Allah’a ve peygamberlerine inansan çok daha iyi bir çocuk olursun” demişti. Ben de ona gülerek:

Peki, peygamberleri kim yarattı? Allah.

Beni veya seni kim yarattı? Allah…

O zaman Allah beni veya seni niçin yarattı bunu Allah’tan başka kim bilebilir ki?

Ayrıca, “keşke oruç tutan, namaz kılan, camiye, kiliyse, sinagoga giden ve peygamberlere inanalar da benim kadar Allah’a inansa ve ondan korksalar şu güzelim dünya o zaman gerçekten cennet olsa”

Ardından; ” ben teknolojinin yani insanların yarattığı Mobese kameralarından korkmam ama Allah’tan bir salise bile korkmadan ve ona çok yüksek bir hayranlık duymadan bir adım bile atmam.

Sen rahat ol kafanı takma anne, Allah her şeyi bilir, onun ne yalancı şahitlere, ne ahlaksız savcı, hâkim ve avukatlara hiçbir zaman ihtiyacı olmaz ve olmayacaktır. Hatta bazı insanlar dilsiz bile olsalar “ben gerçeği veya derdimi tam ifade edemedim korkusuna da kapılmayacaklar.” demiştim.

Bu yazdıklarımı kim nerelere çekerse çeksin tamamen onların sorunudur çünkü benim niyetim dinleri veya peygamberi eleştirmek, ya da onlara karşı umursamaz olmak değildir.

Tam tersine her birine ayrı, ayrı saygı duyarım…

Mahallemde hala yaşayan Bekiroğlu’nun ikici büyük oğlu Bekir abi ve 65 yıllık çocukluk arkadaşım Yusuf Er ile birlikte gençliğe ilk adımları attığımız yıllarda Cumalar ve Bayramlar dâhil beş vakit namaz da kıldım, oruç da tuttum, Beykoz-Gümüşsuyu camiinde bir ikindi vakti ezanı da okudum.

Halen Gümüşsuyu camiinde ezan okuyan çok güzel sesli (boksör lakaplı) Ahmet abinin akşam ezanını Sultaniye Çayırında uzun yıllar hayranlıkla dinlemeye de devam ettim. Bu benim kişisel tasarrufumdur, sevabı, günahı da bana aittir.

Ama Allah bilir ki; başta rahmetli annem, babam ve tüm teyzelerim olmak üzere inanan bütün insanlara her zaman çok saygılıyım, hatta Ramazan ayı birkaç ay geçse bile sokakta veya toplumda sigaramı hala sakınarak ateşlerim.

Demek istiyorum ki, hiç kimsenin ama hiç kimsenin inanç konusunda beni ikna etmesine gerek yoktur, çünkü ben veya benim gibiler ikna oldu diye hiç kimse sayemde cennettin en torpilli yerinde olmayacak veya ikna olamadım diye benim yerime hiç kimse cehennemde yanmayacak.

Bırakın insanlar kendi içtenlikleriyle inansınlar veya inanmasınlar, mahalle baskısı, iktidar yanlısı, şirin görünme yarışlarına nafile katılmasınlar. Eğer varsa adalete, hakka, hukuka, ahlaka katkı sağlayacak kendilerine ait yeni düşünceleri buyursunlar onları tartıştırsınlar.

Kutsal kitaplar asırlardır her yerde var zaten, özellikle İncil her yıl dünyada 2,5 milyara yakın basılan ve bedava dağıtılan bir kitaptır. İşin daha da ilginci çok yüksek bir maddi güç isteyen bu işin finansörleri ise ne bir dine, ne de Allah’a inanırlar…

Ama ne hikmetse garip gurabanın bu bedava dağıtılan kitapları okumasını ısrarla isterler…

Oysa kutsal kitaplara samimiyetle ilgi duyanlar, en azından benim gibi kendi başlarına okur ve bütün dinleri kolaylıkla öğrenebilirler. Zaten bu ayetler değişmez ve değiştirilemezdirler ve hala yazıldıkları gibi her okuma, yazma bilene çok yakında dururlar.

İlle de her sıra dışı bir durum ortaya çıktığında kutsal kitaplardan referanslar göstererek sanki bilmediğimiz, okumadığımız, öğrenmediğimiz yeni bir gerçekten mi söz etmiş oluyorlar?

Çok fazla gerilere gitmeden 50-100 yıl öncesi veya 13.yüz yılın insani ve ahlaki değerleriyle bugünün insani ve ahlaki değerlerine bakalım; kaç arpa boyu yol almışız diye?

Yüzde doksan dokuzu Müslüman diye anılan ülkemizde her mahalle, köy, kasaba ve kentte camiler yok mu?  Var…

CORONA VİRÜS öncesi her Cuma günleri sokaklara taşmaz mıydı inananlar? Taşardı…

Ve bu camilerde günün beş vakti vahiy ve vaazlarla insani ve ahlaki değerleri yükseltmek için İmamlar tarafından cemaatlere fetvalar verilmez mi? Verilir…

Peki, 2020yılında olumlu yönde değişen ne?

Ünlü Edebiyatçı Selim İleri; kendisinden önceki kuşak ünlü edebiyatçı Atilla İlhan’ı övmek için bir gün şöyle demişti:

Ben Atilla İlhan’ın bir şiirini ancak 40 yıl sonra tam anlayabildim.”

Atilla İlhan’da; “onu da yanlış anladın” diye cevaplamıştı.

Yani demem odur ki, sadece kutsal kitaplardaki ayetler eksik veya yetersiz tanımlanmazlar, her sıradan sözcüğün bile bin bir türlü anlamı vardır ve bu anlamları bazen bizzat yazanlar bile önceden kestiremez…

Bugün üçüncü kez kestiler enerjimi

Şehir suyum mühürleneli

Beş mevsim geçti

Olsun

Pisa kulesi gibi yanan bir mumum

Hiç tükenmeyen umudum var

Biliyorum

Yol uzak

Ve bu son tuzak

İlk başlangıç değil

Biliyorum

Balıklar, kuşlarla uçmaz

Her kes dostum olmaz

Ama gerekçe ne olursa olsun

Hiç kimse

Düşmanın olamaz…

Anahtar Kelimeler:

Yorumlar (0 Yorum)

Bu içeriğe yorum yapılmadı, yorum yapmak ister misin?

Yorum Yaz
Yazarın Yazıları