Allah bela vermez, kul azmayınca…

  • 23.03.2020 11:33
  • Okunma: 2043 kez

Kula belâ gelmez, Hak (Allah) yazmayınca. Hak (Allah) Belâ vermez Kul azmayınca” diye, Atalarımız bu günümüzü ne güzel özetlemiş. Şimdi hep beraber bir özeleştiri yapalım ki, azıp azmadığımız hakkındaki ahvâlimizi, bir nebze de olsa görelim.

Fakat öncelikle; neredeyse tüm dünya ülkelerinin tamamını kasıp kavuran, gözle görülemeyen corona virüs ordusu nedeniyle sokağa çıkmaktan, tüm maçların iptaline, uluslararası turistik ve ticarî geçişlerden, umre ve hac yasaklamalarına kadar. Çocuk parklarından, kahvehane, sinema, tiyatro, düğün, vakit ve cuma namazları, hatta Mîraç geceleri için camilerimizin bile yasaklanmasına kadar, evlere kapatıldığımızı düşünelim.

Hatta lokal nur sohbetlerinden, tâ tüm okullarımızın bile kapatılmalarını, yurt dışından ve umreden bile gelen binlerce kişilerin, yurtlarda karantinaya alındıklarını düşünelim.

Hele hele sokaklara çıkış yasakları nedeniyle siftahsız dükkân kapayan milyonlarca esnafın geçim darlıklarını ve ithalât ve ihracât yapamayan binlerce işadamlarının elemanlarına maaş verememe sıkıntıları nedeniyle, düştükleri geçim darlıklarını düşünelim. Acaba bütün bu zorunlu tedbirler ve bunlara sebep olan musibetler, bizler tamamen masum olduğumuz halde mi gönderildi? Çok ciddi düşünelim...

 

Tamamen sağlam ve tartışılmaz mihenklere vurarak, titizlikle inceleyelim:

Yüce Rabbimiz bizlere (Tâ-Hâ S, 124. Â.’te) “Kim benim zikrimden (Kur’ândan, namazdan ve tesbihattan) yüz çevirirse, ona dünyada DAR BİR GEÇİM veririm buyurduğu halde, bizler bu buyruğu ciddiye almadığımız için gündemimizden çıkarmadık mı?...

Yüce Rabbimiz bizlere (Mülk S., Â. 2.’de) “sizleri şu dünyaya SINAV için gönderdik” diye buyurarak kopya verdiği halde, bizler ise iş, güc, okul, eğlence, maçlar veya siyaset vs. meşguliyetlere dalarak, bu buyruğu unutmadık mı?...

Yüce Yaratıcımız bizlere (Zâriyat 56.’da) “Ben cinleri ve insanları sırf Beni tanıyıp yalnız Bana ibadet etsinler diye yarattım” buyurduğu halde, bizler bu buyruğu da O’nu Esmâ ve sıfatlarıyla ve Kâinattaki eserleriyle tanımak yerine, sümen altı etmedik mi?...

Yüce Allah bizlere (Mâûn S. 3., Duhâ S. 8., Fecr S. 18., Nur S. 56., Bakara S. 43, 83, 110. Vs. Âyetlerde) yoksul ve fakirleri gözetmemizi ve bizlere bahşettiği nimetlerin içinden, onların hakları olan zekâtı vermemizi emrettiği halde, biz (uluslararası olarak) onları çevremizde ve çöllerde açlığa ve susuzluğa terk etmedik mi?...

Yüce Allah bizlere (Nahl S. 5., Â’raf S. 73. Âyetlerde ve Ebu Davud, Edeb, 66 / Tirmizi, Birr, 16. Veya Buhari, Edeb, 18. Hadis-i Şeriflerde) Hayvanların, bizlerin menfaatimize yaratıldığını ve onlara eziyet edilmemesini buyurarak, bizim emrimize verilen hayvanların da haklarını korumamızı emrettiği halde (uluslararası olarak) sadece “ÇOK SU TÜKETİYOR” DİYE binlercesini katletmedik mi?...

 

Yüce yaratıcımız biz erkeklere (Nur S. 30’da) “gözlerinizi haramdan (nâmahremden) sakının”, kadınlara ise (Nur S. 31. Ve Ahzab S. 59. Âyetlerde) “tarif edildiği gibi ÖRTÜNÜN” buyurduğu halde, hem ülkemizdeki, hem de dünya ülkelerindeki itaatsizliklere lütfen bakınız. İnsanlık ve çoğunluk olarak sınıfta kalmadık mı? Ve daha nice itaatsizlikler?

 

Bakınız daha zulüm, zina, katil, içki, kumar, fâiz vb. gibi yasaklara bile girmedik!...

Yukarıdaki İlâhi emirleri yerine getirenler elbette var, ancak acaba % kaç?

Ben ülkemiz için 2016’da yapılan istatistikî bir bilgiyi arz edeyim. 

Halkımızın sadece % 22’si 5 Vakit namaz kılıyor. Bu 5 vakit namaz kılanların bile %55’i, maalesef Kur’ân okumayı hiç bilmiyor. Duaları lâtin harfleriyle öğrenmiş. Oysa Kur’ânı orijinalinden okumayı bilmeden ve telâffuzunu beceremeden kılınan namazlar, sadece Kur’ân öğrenme eğitimi sırasında makbuldür. Tembellik edip öğrenmeyenlerin namazı arızalı, kusurlu ve defolu bir namazdır. (Biz yine de Allah cc kabul buyursun diye niyaz edelim.)

 

Ülkemizde en az BİR KAÇ MİLYON zekâta mükellef zengin var, bunların % 20’si-25’i zekâtlarını tam verseler, 10 sene içinde yoksul ve fakir kalır mı?

Şimdi siz bu kriterleri dünya çapında düşününüz. Yukarıdaki İlâhî emirlere, hâli vakti yerinde olan insanların %kaçı riâyet ediyor? Acaba %5 veya %10 diyebilir misiniz?...

Şimdi size, can alıcı bir soru soracağım:

-Sizin fabrikanızdaki elemanların %5’i veya %10’u sizin emirlerinizi tam yerine getirse, diğer %90’ı, %95’i sizi hiç takmasa veya emirlerinizi uygulamasa, siz ne yaparsınız?...

O %10’un hukukunu koruma adına bile olsa, o %90’a veya %95’e cezalar vermez misiniz?

“Kurunun yanında yaş da yanar” vecizesi gereği, bu cezalardan o %10 etkilenmez mi?

-“Ben olsam, o fabrikayı tamamen kapatırım” dediklerinizi duyar gibiyim.

İşte bu örneği de düşünerek, yüce Rabbimizin ne kadar SABÛR olduğunu anlayınız...

Eğer siz, o %10’un içindeyseniz, diğerlerini kavl-i leyyin ile Allah’ın emir ve yasaklarına uymaya, iknâ ile davet ediniz. Tâ ki bu %10 oran yükselsin...

Eğer o %90’ın içinde olduğunuzu tahmin ediyorsanız, henüz ömür sınavı bitmeden tövbe edip, Kur’ân’ın ve Hz. Muhammed’in SAV emir ve yasaklarını titizlikle öğrenerek, uygulamaya azamî gayret ediniz. Cân-u gönülden böyle davranırsanız, Yüce Rabbimiz sizin bu tövbenizden önceki günahlarınızı, tamamen af edecek. Hatta belki de (yani, şu müjdeyi hak edecek derecede samimi olunursa) günahları sevaba döndürecektir, inşaallah.

Bu iddia benim değil, Yüce Allah cc, Furkan Sûresi, 70. Âyet ile şöyle buyuruyor:

“..Ancak şu var ki, Tövbe ile dönüş yapıp iman edenler, güzel ve makbul işler işleyenler bundan müstesnadır. Allah onların kötülüklerini iyiliklere, günahlarını sevaplara çevirir. Çünkü Allah gafûrdur, rahîmdir (çok affedicidir, merhamet ve ihsanı boldur).”

Allah kelâmından başka söze ne hacet?...

Anahtar Kelimeler:

Yorumlar (0 Yorum)

Bu içeriğe yorum yapılmadı, yorum yapmak ister misin?

Yorum Yaz
Yazarın Yazıları