Makaleler

Allah’a Tevekkül, işte böyle olur

27.02.2017 15:41
| | |
2177

Bir camide adamın biri uzun uzun dualar ediyormuş. Duasının heyecanına kapılınca mırıltısı biraz duyulmaya başlamış. Yakınındaki kişi “acaba bu adam böyle yana-yakıla ne istiyor” diye merak edip kulak kabartmış.

-“Yâ Rabbi biliyorsun ki ben perişan oldum, falan kimseye şu kadar borcum var, adamın yüzüne bakamaz oldum. Filan firmaya şu kadar borcum birikti, işsiz kaldığım için onu ödeyememenin ıstırabıyla sana yalvarıyorum. Ne olur ya Rabbi bu müşkülümü halleyle…!” vs.

Dinleyen kişi ise çok zengin bir hayırsevermiş. Yanına iyice yaklaşarak, “Kardeş bi dakka, gayri ihtiyarî kulak misafiri oldum. Senin borçlarının tamamı ne kadar?” deyince, adam: “..Efendim, toplamı 4500 lira kadar, fakat benim durumum yok.” Zengin adam; “Al kardeşim sana 4500 lira. Git borcunu öde. Şu kartımı da al, sıkışınca beni ararsın” deyice, adam kartı elinin tersiyle iterek:

-“Bana yardımcı olduğunuz için çok teşekkür ederim, Allah cc sizden razı olsun. Ancak ben bunu kabul edemem. Çünkü ben sıkışınca Allahtan istedim, O cc ise seni gönderdi. Başka zaman sıkışırsam, O cc elbette bir başkasını gönderecektir. Siz müsterih olunuz…”

Tevekkülü görüyor musunuz? Bugün, çok daha ilginç ve gözyaşlarınızı tutamayacağınız bir kıssa daha arz edeceğim. Eğer sabredip dikkatlice okursanız, çok memnun olacaksınız...

Kıt kanaat geçinen bir işçi, o işinden de çıkarılır. Başka hiçbir gelir kaynağı olmadığı için ve her gün iş aramalarına rağmen iş bulamadığı için, evde çoluk çocuğu ile birlikte günlerce aç ve susuz kalırlar. Mütevekkil hanımı ise her şeyi yakinen bildiği için eşine; “bey, şu benim gelinliğimden kalma başörtümü götür, satmaya çalış, tâ ki bir günlüğüne bile olsa çocuklarımıza bir şeyler yedirelim.” Adam çaresiz olduğu için istenileni yapar ve o başörtüyü 2 dirheme satar ve evin yolunu tutar. Tam eve yaklaşmışken, samîmâne yalvaran temiz kıyafetli bir yoksula rastlar. “Allah rızası ve Peygamber aşkı için vs.” duaları da duyunca, o iki dirhemi yoksula verir. Evine yine boynu bükük döner. Kendisini kapının dibinde aç susuz bekleyen çocuklarını görünce gözleri dolar ve olanları hanımına anlatır.

Mütevekkil kadın vaziyeti anlayınca eşini teselli etmeye çalışır ve “..bey, O Allah ki, çok ulu ve çok zengindir. Elbette bizleri görüyor ve sınıyordur. Senin, O’nun rızası için gösterdiğin bu cömertliğini de elbette gördü ve karşılığını sana fazlasıyla mukabele edecektir. Ben sadece acaba nasıl mukabele edecek diye merak ediyorum” der ve ekler: “..Baba evinden getirdiğim şu saati de yarın götür ve satmaya çalış der.

Ertesi gün aynı minval üzere o saati de götürür, fakat her ne kadar çabaladıysa da bu kez satamaz. Bitkin bir vaziyette evine dönerken, geç saatlere rağmen elindeki iki balığı satamayan bir balıkçıyı görür. “Şu satamadığın balıklara karşılık şu saati kabul et, ben de evime boş dönmeyeyim, sen de şu geç saatte daha fazla bekleme” diye teklif eder. Balıkçı biraz düşünerek, memnuniyetle kabul eder.

Günlerden beri evine ilk defa yiyecekle koşarcasına dönen adamı eşi ve çocukları sevinç çığlıklarıyla karşılarlar. Hanım hemen balıkları kesip ayıklamaya başlar ve bir bakar ki birinin içinden çok iri bir inci çıkar. Sevinç çığlıklarıyla ve şükür nidalarıyla birbirilerine sarılırlar. Adam biraz açlığını bastırarak hemen çarşıdaki kuyumcuya koşar. Kuyumcu bu iri inciyi görünce, şaşkınlıkla gözleri iyice açılır. Ve “böyle iri bir inciyi ilk defa görüyorum. Bu çok para eder, fakat ben sana ancak 14 000 Dirhem verebilirim,” diyerek anlaşırlar. Adam yine sevinçle tabir caizse uçarak evine döner. Anlar ki Allah ona nimet kapılarını açmıştır. Hep birden şükürler etmeye başlarlar.

Tam da bu sırada kapıdan bir ses duyulur. Kapıyı açtığında çok temiz yüzlü bir yoksul görür ve “çok muhtaç ve perişan olduğunu anlatarak, âcilen 7000 dinara ihtiyacı olduğunu söyler” ve Allah rızası için yalvarır. Adam yine dayanamayarak ve “nasılsa geri kalan bize yeter” diye düşünerek gider, o 14 000 dirhemim içinden 7000’ini alır ve kapıya koşar. Fakat dilencinin yerinde yeller esiyor. Para elinde, evin etrafını da dolaşır ve evine döner.

O gece sabaha karşı rüyasında, çok net olarak o dilenciyi görür ve telaşla sorar: “Dün ben seni çok aradım, öyle nereye kayboldun?” Cevap çok ilginç ve çok anlamlıdır:

“-Ben herhangi bir yoksul değildim. Allah’ın meleklerinden biriyim. Hayırseverliğinizi, tevekkülünüzü ve cömertliğiniz ölçmek için, yoksul ve muhtaç kılığında kapınıza gelmiştim. O paraya ihtiyacım olmadığı için birden kayboldum. Beni, Allah cc son bir kez sizi denemek ve derecenizi yükseltmek için göndermişti. Önceki akşam o 2 dirhemi senden alan da bendim. Gönül rahatlığı ile ALLAH cc RIZASI İÇİN o iki dirhemi bağışladığın için, o iri inciyi Allah cc sana bağışladı. Bu akşamki ölçüsüz cömertliğin için ise Ebedî hayatın olan Âhirette, eşsiz zenginlikleriyle Cennet nimetlerine kavuşacaksınız...” İşte samimî bir tevekküle, İlâhî cevap.

Çok önemli bir açıklama: Allaha tevekkül yanlış anlaşılmasın. Allah’ın cc Şeriatı ikidir. Biri TEŞRÎ’Î yani Kelâm sıfatından gelen Kur’an ve hükümleridir. Diğeri ise İrade, Kudret ve Hikmet sıfatından gelen TEKVÎNÎ Şeriattır ki, Kâinata koyduğu bütün fıtrî kanunlardır. Sakıncalı olsa da “tabiat kanunları” diye de tesmiye edilmektedir. Herhangi bir konuda maddi olarak, yani Tekvîni Şeriate göre yapılması gereken her şey yapıldıktan sonra, netice için Allaha cc tevekkül edilir. Meselâ; Ticaret için, ziraat için, sağlık için, sınav kazanmak için vs., gereken bütün teknik kurallar yerine getirilir, ondan sonra tevekkül edilir. Yoksa, gerekenlerin tamamı yapılmadan her şeyi Allah’tan beklemek, tevekkül değildir…

İşte Tevbe Sûresi, 51. Âyet:  De ki: "Hiçbir zaman bize Allah'ın bizim için takdir ettiğinden başkası dokunmaz. O bizim Mevlâ’mızdır. Müminler yalnızca Allah'a tevekkül etsinler."

Anahtar Kelimeler:

Diğer Yazıları

DOST BEYKOZ

"Beykoz'un Hür Gazetesi"