Alkol ve uyuşturucu

  • 17.06.2020 09:26
  • Okunma: 1851 kez

İçki kullanan insanlara çok sık tekrarlanan bir söz vardır; içince çok değişiyorsun

İçenler bu sözü duymaktan hiç hoşlanmazlar ama “zaten bunun için içiyorum” demekten de nedense imtina ederler...

Oysa gerçekten de bütün içenler değişmek, memnun olmadığı mevcut ruh halini değiştirmek, daha önce tanıştığı ve kendisini daha iyi hissettiği (dopingli) o içkili ruh haline geçmek için içerler.

Kederden ya da neşeden; alkol veya uyuşturucu kullananlar hangi yaş grubundan olursa olsunlar mutlak ortak yanları sadece budur; “içince değişmek”…

Abartısız, ne tür içki bulursa içen tiyatrocu yakın bir arkadaşıma her gün içiyorsun azalt şunu Demiştim... O da bana:

Nasıl içmeyim Kofin; bu Beyoğlu’nda bir sürü pislikle karşı karşıyayım, herkes benle uğraşıyor, ayık olduğum zaman onlardan çekiniyorum ama içince cesaretle hepsine karşı koyabiliyorum  demişti.

Sen alkoliksin o zamanDedim Yooook, ne alkolün, ne de uyuşturucuların ayrımını yapmam ben, kafamı iyi eden ne bulursam içiyorum demişti...

Bir başka yakın arkadaşım, o’da sinema ve tiyatro oyuncusuydu kullandığı aşırı alkolden dolayı önce bir akciğeri, kısa bir süre sonra da öteki akciğeri iflas etmiş ve 52 yaşında üçüncü sınıf bir otel odasında ölü bulunmuştu. O ise sadece uyurken içmezdi.

Sık, sık içkiden sızıp her uyandığında ilk sözleri; “nerde benim rakı bardağım, ya da “kimse bana dokunmasın afyonum patlamadı” olurdu. Ne yapar, yapar her gün en az bir büyük rakı içerdi. Ama en az bir büyük.

Alkolden başka da hiçbir şey de içmezdi. Açıkça söylemezdi ama yaşama biçiminden dolayı ayıkken kendine hiç güvenmezdi. Kendini ifade etme ve ekonomik sorunlarını çözme yöntemlerini düşününce, ayık kafayla bunları başaramayacağına inanırdı...

Elbette her alkol kullananla, alkolik olanları aynı potada değerlendirmiyoruz, alkol neşeden, kederden belli günlerde az ya da çok herkes tarafından içebilir ama alkolikler uyanık oldukları ve alkole ulaştıkları her zaman içerler. İkisi arasındaki farkı anlamak hiç zor değildir herhalde.

Örneğin belli günler ve uygun ortamlarda alkol alanlarla, her yeni güne başladığında ağzına alkol alamadan yapamayanları ayırmak çok zor olmasa gerek. Birincisi keyfe keder alkol kullananlardır, ikincisi ise gerçekken alkolik olanlardır.

Kimyasal veya doğal uyuşturucularda durum biraz daha farklıdır; özellikle yeni başlayanlar “ben canım isterse içerim, istemezsem içmem ve asla müptela olmam” derler ama belli bir zaman geçince onlar da artık kolay, kolay uyuşturucusuz yaşayamaz hale gelirler. Tıpkı alkolikler gibi uyuşturucu bulamadıkları yani kullanmadıklarında kendilerini çok kötü hissederler.

90’lı yıllarda bir öğlen vakti Beyoğlu’nun salaş barlarından birine girdim. 20 yaşlarında, her yanı metal küpeli üç, beş aydır tanıdığım bir genç kız, gözyaşları boyalarını akıtmış ağlayarak boynuma sarıldı. Yüksek sesle yalvarıyordu...

“Yardım et bana Kofin, sen edersin biliyorum ne olursun yardım et bana” diyordu.

Merakla sorununun ne olduğunu sordum! Kolunu göstererek, eroin almak istediğini söyledi. Şaşırdım! Bende yok, ben anlamam bu işlerden” dedim. 

Bende var” dedi... “Sen al o zaman ben ne yapabilirim ki?

Tiyatro-Tiyatro Dergi’nin danışmanlığını yapıyor Cihangir’de, üç katlı apartmanın en üst katında tek başıma bir dairede yaşıyordum.

Evine gidelim, burada sokak ortasında alamam” dedi...  “Eroin nerde?”Dedim…

Barın merdivenlerine çömelmiş kara deri ceketli, kolları dövmeli uzaktan hiç güven vermeyen erkek arkadaşını gösterdi. Sevinçle arkadaşına koştu.

Beni göstererek, “o bize yardım edecek” dedi.  “Siz çıkın ben geliyorum” dedim...

Onlar çıkınca barda oturan diğer tanıdığım arkadaşlarımın yanına gittim aralarında o maddeyi uzun süre kullanan ama sonradan bırakmaya çalışanlardan bir gitarist vardı...

Şaşkın bir halde; “bu kız ne yapmak istiyor? dedim... “Aman abi, o bugün en az 10 tane bira içti ve şimdi krizde eğer eroin alırsa hemen ölürdedi...

“Anladım deyip dışarı çıktım ama ne yapacağımı gerçekten bilmiyordum...

Eski Beyoğlu Karakolunun önünde onu caydırmaya çalışıyordum. İçimden; “keşke bir polis onu içeri alsa da ölmese” diye geçiriyordum…

Kapıda nöbet tutan polisle aramızda dört, beş metre vardı. Hiç şansım yoktu ama yine de onu ikna etmeye çalışıyordum...

Nöbet tutan polisin bakışları önünde yüksek sesle bağırarak “yardım et bana, ne istersen vericem sana” diyordu. Zeki ve Ceylan gibi çok güzel bir kızdı ama ne hale gelmişti. Gözündeki makyajlar akıyor vampir gibi olmuştu.

Ailesi Amerika’da yaşıyordu. O ise 6 aydır Türkiye’de, Bostancı’da anneannesiyle yaşıyordu. Uyuşturucuya Amerika’da başlamış. Sana hiç yakışmıyor, kadınlığını bu pislik için aşağılıyorsun” dedim.

Ağza alınmayacak küfürler savurdu ve yanımdan uzaklaşarak sokakta kayboldu ardından gitmedim, eroin alması için ona yardım edemezdim. Daha sonra polisler almış nezarete atmışlar onu. Birkaç gün sonra karşılaştığımızda yüzüme bile bakmadı.

Benim yüzümden iki gün karakollarda süründüğünü söyledi. Birkaç hafta sonra da melek gibi yüzüyle özür diledi... Dert etme, yaşıyorsun ya gerisi önemli değil dedim.

Bütün uyuşturucu kullananlar çok iyi bilir; “Eroin” kimyasal bir uyuşturucu olduğu için erken hallerde bırakılamazsa çok geçmeden kullanıcıları mutlaka süründürerek öldürür!  Asla övmek için söylemiyorum ama “Esrar ve Kokain” o kadar acımasız değildir.

Esrar bağımlıları zengin ve iradeleri olağanüstü güçlü değillerse; pek çoğu orta veya ilerleyen yaşlarda; ya gırtlak, ya da akciğer kanseri olurlar.

İster zengin, ister fakir, ister ünlü, ister ünsüz kim olursa olsunlar, bağımlılıkların ortalarında da mutlaka ama mutlaka gizli psikopat olurlar.

Fakat zenginler bunu çok kolay saklar, yoksullar ise genellikle toplumdan dışlanırlar.

Varlıklı kullanıcılar, suçüstü olmamışlarsa en yakınları, hatta eşlerinden bile bir ömür boyu bile sırlarını gizleyebilirler. Aralarında sanat, siyaset, iş dünyasından kimler yoktur ki; adlarını bilseniz dudağınız uçuklar.

Sonuç olarak; bu tür insanların topluma kazandırılması ve uyuşturucu batağının kurutulması belki çok zor gibi görünüyor ama aslında“yarın ölecekmiş kadar dürüst, hiç ölmeyecekmiş kadar cesur yöneticiler olursa o ülkelerde bu sorunlar rahatlıkla çözümlenebilir...

Daha önce de yazmıştım yineliyorum, bütün ekmek fırınlarını satın alabilecek güçleri bile olsa, her sabah kahvaltısında en fakir insandan daha fazla ekmek yiyemeyeceğini adı gibi bilen erdemli yöneticiler ancak bu sorunları çözebilirler.

Aslında bütün toplumsal sorunlarımızın gerçek nedeni de bu özelliklere sahip yeterince erdemli insanların siyasi yöneticilik yapmayışlarından veya yapamayışları değil midir?

Alkoliklere gelince, İslam Dininde haram olduğu için tüm Müslüman ülkelerde olduğu gibi Türkiye’de de alkol kullanma kültürü özgürce gelişemez.

Özellikle işsiz, meşgalesiz yani ekonomik standartları düşük olanlar köhne deniz kenarları, ormanlar, köşe başları, ağaç altları, metruk evler ve karanlık noktalarda sanki çok büyük bir ayıp işliyorlarmış gibi kendilerini toplumdan soyutlarlar.

Yer, içer, uyur, sızar, her gün sıfırdan başlayarak nafakalarının peşine düşerler.  Sosyal, siyasal, sanatsal ve kültürel alanda hiç bir etkinlikte yer almazlar.

Çünkü sürekli aldıkları içkilerin dozuyla çevrelerine sevimli görünmedikleri için yapabilecekleri faydalı işlerden genellikle uzak tutulurlar. Bir bakıma zararlı ortamları seçme çaresizliğiyle baş başa kalırlar...

Örneğin Türkiye; alkol tüketiminde Batıya göre en son ülkeler arasında yer almasına rağmen, alkol nedeniyle trafik kazalarında ölen insanlar sıralamasında her zaman en başlarda yer alır…

İslam’da hoş görü vardır deniliyor ama içkiyi bırakmazlarsa oldukları gibi asla kabul edilmiyor orada da dışlanıyorlar…

Oysa her türlü içki ve madde bağımlılığından kurtulabilmenin tek doğru adımı; bu insanları hem kendilerine, hem de başkalarına faydalı olabilecekleri sevdikleri işlere geri döndürebilmektir.

Bu hayali gerçekleştirmek için o ülkenin gayri safi milli hâsılasını vatandaşlarına adaletli dağıtması ve işsizlik gibi son derece aptalca bir sorunu ortadan kaldırması gerekir. (İşsizliğin neden aptalca bir sorun olduğunu ilerdeki makalede ayrıntılı yazacağım) Yoksa sanıldığı gibi ne dini, ne de polisiye tedbirlerle uygulanan hapis cezaları ve kimyasal ilaçlar anlık krizlere çözümlerden öteye asla geçemezler.

Yine şaşıracaksın belki ama bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de Narkotik ve diğer polislerin de çoğu uyuşturucu kullanıyor ve sattırıyor.

Adları heybetli kurumlar olan Sağlık Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığında eksik bilgili olanların yaptığı çalışmalar ise dostlar alışverişte görsün anlayışından öteye geçemezler. Paneller, kampanyalar, fiyat artışları alkolik ve uyuşturucu kullanıcılarının sayısını ne yazık ki azaltamaz.

Ayrıca uyuşturucu kullananların pek çoğu klasik Türk filmlerinde gösterildiği gibi büyük bir ihtişam içinde bir eli yağda, bir eli balda dünyanın en zalim, en korkunç insanları da değillerdir. Senin, benim gibi aileleri, çocukları, arkadaşları, dostları, sevinçleri, hüzünleri ve sorunlarıyla aleni ya da gizli bu toplumun içindedirler…

Madde bağımlılıklarından dolayı deşifre olmuş ve dışlanmış olan bazıları da yaşama biçimlerine en uygun olduğu için kolaylıkla uyuşturucu satıcılığına başlarlar. (Torbacılık)

Çünkü arık bağımlı ve genellikle yoksuldurlar. Daha doğrusu yoksul hasta sayılırlar... Hiç de ucuz olmayan uyuşturucuya (ilaçlarına) ulaşabilmeleri için gayri meşru yollara kolaylıkla eğilimlidirler. Pek çoğu, ekonomik çaresizliklerinden dolayı içiciliklerini sürdürebilmek için riskli yollara başvurur.

Öyle sanıldığı gibi, en hızlı ve en kolayından para kazanmak ve zenginleşmek için uyuşturucuyu yaygınlaştırma çalışmalarına gönüllü başlamaz çoğu torbacılar.

İstisna da olsa bu yollardan kısa zamanda kazandıkları yüklü paralar da sanki haydan gelir ya huya, ya hapishaneye, ya da vaktinden çok önce mezara giderler. Çoğunun, sürekli insanca yaşayabilecekleri barınakları, sağlıkları ve sürekli bir ikametgâhları bile yoktur.

Hapishane, özgürlük, hastane, nezarethane ortası her zaman riskli bir hayatları vardır, hatta bazılarının mezarları da genellikle kimsesizler mezarlığıdır. Cellâtları da kendileri gibi olanlardır!

Ne yazık ki uyuşturucunun yayılmasındaki en son halka, sayıları çok binleri aşan bu insanlardan oluşur. Perakende satın alarak uyuşturucu kullananlar veya ilk kez kullanmamak isteyenler de ancak onlar sayesinde her türlü uyuşturucuya ulaşabilirler... Argoda bu işi yapanlara “TORBACI”, uyuşturucuya da “İLAÇ” derler…

Devlet ya da devletler, gerçekten uyuşturucunun yaygınlaşmasını hatta sıfıra inmesini istiyorlarsa bugüne kadar uyguladıkları sertlik politikalarından hemen vazgeçmelidirler.

Çünkü her bağımlı “potansiyel bir suçlu değil” önce bir hastadır. Pek çoğu da anıldığı durumdan hiç memnun değildir.

Onları sorgulamak, topluma kazandırmak; ne polis, ne savcı, ne de hâkimlerin yetenekleriyle ilgili bir alan değildir. Bu sorunu ancak teorik ve pratik bilgili TIP insanları çözebilir...

Bu toplumsal sorunun samimiyetle kökten çözümünü isteyen iktidarlar aşağıdaki önerileri mutlaka dikkate almalıdırlar. Çünkü yeryüzündeki en karlı ve en istikrarlı ticaretin başında uyuşturucu ticareti gelir. Uyuşturucu işinde sürüm, sadakat ve kar oranı çok yüksektir. Risk de öyle, kendi içinde kanlı çatışmaları da…

Uyuşturucu ticaretinde son alıcıya malı satan “Torbacılar” ile “Eczaneler” arasında büyük bir benzerlik vardır. Benzerlik ama aynılık değil. Nasıl ki bir “Eczane” sahibinin yaptığı işten dolayı kazandığı paralarla, kurşungeçirmez otomobili, jakuzili villası, helikopteri, Limuzini olamazsa, bir “Torbacının” da olamaz.

Ama ilaç fabrikatörlerinin neleri olabilirse, uyuşturucu toptancılarının da pek çok şeyi olabilir...

Bilindiği gibi hiçbir normal hasta olağan üstü koşullar dışında ilacını “İlaç Depolarından satın almaz. Uyuşturucu bağımlıları da “Üreticiden veya Toptancı Baronlardan” uyuşturucu satın alamazlar... Diğer ortak yanları da, ikisi de perakende ilaç satar...

Ancak biri illegal keyif amaçlı tedavi için ilaç satar, diğeri ise legal ve canlıların her türlü yaşamsal sorunlarına çare olmak için ilaç satar.

Bilindiği gibi eczaneler vergi ödüyor ve devlet tarafında denetleniyor. Torbacılar ise vergi vermiyor ve bu konuda bazı görevli devlet mensupları tarafından yönlendiriliyor ve hatta para karşılığı korunuyorlar...

Ama aynı devletlerin içinde bu sorunun gerçekten çözümünü isteyen çok sayıda erdemli insanlar da var. Zaten ben de onlar için bu önerileri yazıyorum.

Erdemli insanların yönetiminde sadece izolasyon yöntemi ile uyuşturucunun kökünün kazına bilineceğine inanıyorum. Bu bilimsel yani matematiksel ve mutlak bir çözümdür. Çünkü uyuşturucunun yaygınlaşması demek; yeni içicilerin bu kervana katılması demektir...  Demek ki anahtar kelime budur:  “Sayısal Olarak Çoğalan Yeni İçiciler”

Öyleyse hiç uyuşturucu kullanmamış insanların uyuşturucuya ilk adımlarının mutlaka engellenmesi gerekir; yani uyuşturucu kullanımını dondurmak gerekir ve bu kesinlikle mümkündür...

Yine bilindiği gibi, uyuşturucuyu ilk kez denemek isteyen hiç kimse uyuşturucuyla tanışmak için toptancı veya torbacılardan uyuşturucu satın almaz veya alamaz. Çünkü satanı bilmez, tanımaz, tanınmaz ve kendi başına uyuşturucuya ulaşamaz.

Satıcı, yani torbacı da tanımadığı kimseye uyuşturucu satmaz.

Eski içici, torbacıyla yeni içici arasındaki ilişkiyi kurandır. O halde uyuşturucuya ilk adım atmak isteyenler; her zaman daha önce kullanan birinden veya birilerinden ikramlar alarak veya satıcıyla tanışarak uyuşturucuya başlarlar.

Yoksa hiç kimse; ama hiç kimse kendi kendine “ben de uyuşturucu kullanmaya başlayayım” diye bir karar vermez ama hiç kimse…

İşte bu bağlantı önlenmeli ve eski içiciler mutlaka toptan izole edilmelidir… 

Peki, kullanıcılar nasıl dondurulacak veya izole edilecekler?  

Yasallaşarak... Torbacıların yerini legal eczaneler alarak...

Kullanıcılar bu konuda oluşturulmuş resmi kurumlardan aldıkları belgelerle tıpkı yeşil reçeteli ilaç alır gibi önceden belirlenmiş miktarlarda her gün istedikleri veya limitleri kadar uyuşturucu satın alabilmelidirler. (Zaten alıyorlar) Bu belgeyi hak etmek için kullanıcıların uyuşturucu kullandıklarını kanıtlamaları gerekir. Bu da çok zor değildir. Vücudundan alınacak bir kıl, ya da bir damla kan ile idrar her şeyi kanıtlar…

Uyuşturucusunu yasal belgeyle alma hakkını kazananlar bu haklarını korumak ve cezai şartlara razı olmak zorundadırlar. 

Neler olabilir bu şartlar?

Kullanıcı; eczanelerden serbestçe satın aldığı uyuşturucuyu hiçbir koşulda, daha önce hiç uyuşturucu kullanmamış belgesiz biriyle içemez ve paylaşamaz. Tersini yapması; yani hiç kullanmayan biriyle içmesi ve paylaşması halinde cezalar çok ağır ve kalıcı olmalıdır...  Hatta Anayasaya konulacak yeni bir maddeyle hiçbir aftan da yararlandırılmamalıdırlar…

Örneğin serbestçe uyuşturucu kullanma hakkını kaybetmekten, ömür boyu uyuşturucu kullanamayacağı bir ortamda kapalı tutulmaya kadar çok ağır bir ceza olmalıdır...

Bu önerinin gerçekleşmesi halinde görülecek ki; kullanıcılar kullanım haklarını korumak için daha önce hiç uyuşturucu kullanmamış insanlarla bunu asla paylaşmayacaklardır. Corona Virüs gibi yanlarına bile yaklaştırmayacaklardır.

Çünkü ihtiyaç duymayacaklardır onlar için asıl önemli olan kullanmak ve kullananlarla birlikte olmaktır...

İşte o zaman bütün insanlar gibi onların da ömürleri sınırlı olduğundan sayıları en aza ve nihayet yıllar içinde sıfıra inecektir.

Bu kadar basit…

Anahtar Kelimeler:

Yazarın Yazıları