Röportajlar

Ali Rıza, ulusal basına değil; Dost Beykoz'a konuştu

Ali Rıza, ulusal basına değil; Dost Beykoz'a konuştu
05.07.2015 00:57
| | |
24775

Foto galeri Video galeri

Beykoz'a yerleşerek artık Beykozlu olan ünlü Sanatçı Halil Ergün, İLK KEZ ve SADECE Dost Beykoz'a konuştu

Kanal D ekranlarında, 2006 yılından 2010 yılına kadar kesintisiz 150'den fazla bölümü yayınlanan Yaprak Dökümü dizisinin Ali Rıza Tekin karakteri Beykozlu Sanatçı Halil Ergün, ilk kez ve sadece Dost Beykoz'a konuştu. Dost Beykoz Haber Müdürü Ferdi Güngör'ün özel röportaj talebini kabul eden Halil Ergün, hakkında çıkan söylentilerden özel yaşamına kadar pek çok soruyu içtenlikle yanıtladı. Bir süredir Beykoz Hisar Evleri'nde ikamet eden ve oyunu da burada kullanan Halil Ergün, ilçede pek çok esnafı tanıdığını, alış-veriş yaptığını ve artık Beykozlu olduğunu anlattı.

Oynadığı tiyatrolardan, filmlerden ve özellikle de kendi kaleme aldığı eseri olan Kırlangıç Fırtınası'ndan bahseden Beykozlu Halil Ergün, Ferdi Güngör'ün soruları karşısında zaman zaman duygusal anlar da yaşadı. Röportaj sırasında merhum Kemal Sunal'ın eşi Gül Sunal ve Ali Sunal'ın yanı sıra 87 yaşına basan Usta Haldun Dormen ile de telefon görüşmesi yapan Halil Ergün, keyifli sohbetler gerçekleştirdi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın kendisiyle birlikte 100 ünlü sanatçıyı İftar Yemeği için Ankara'ya davet ettiğini ilk kez Dost Beykoz'a açıklayan Halil Ergün, katılıp katılmama konusunda henüz net bir karar vermediğini ifade etti. Recep Tayyip Erdoğan'sempatik' bulduğunu daha önce de basına açıklayan Halil Ergün, son seçimlerde Cumhurbaşkanı sıfatıyla gezi yapıp siyasete karışmış olmasını doğru bulmadığını sözlerine ekledi. Halil Ergün, daha önce ÖDP ve Bağımsızlar gibi birçok farklı partiye oy kullandığını da ilk kez Dost Beykoz'a açıklarken, 1982 Anayasası için yapılan o dönemdeki Referandum'da 'Hayır' oyu kullandığını; ancak son Anayasa değişikliği için yapılan Referandum'da 'EVET' oyu kullandığını; bir önceki seçimlerde de AK Parti'ye oy verdiğini söyledi. Beykozlu Sanatçı Halil Ergün, son seçimlerde ise bir başka partiye oy kullandığını ilan etti.

‘Beykozlu Sanatçı Halil Ergün, Recep Tayyip Erdoğan’ı sempatik bulduğunu ancak 7 Haziran Seçimleri’nde siyaset yapmasını doğru bulmadığını söylüyor’

Halil Ergün... 1946 Bursa İznik doğumlu... Küçüklüğü Bursa'da geçmiş... Bu sırada 27 Mayıs'a denk gelen ortaokul yıllarında, bir kamyonun kasasına bindirilerek, 'Kahrolsunlar!' diye bağırtıldıklarını söylüyor. 1982 Anayasası'na 'Hayır' oyu vermiş. Zaten o dönemde haksız yere 2 buçuk yıl kadar cezaevinde kaldığını söylüyor. "Biz, işkenceyi yaşayan bir kuşağın çocuklarıyız" diyor. Aşırılığa karşı bir isim Halil Ergün... Özellikle kendisini 'sempatik' bulduğunu söylediği Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 7 Haziran Genel Seçimleri öncesi sahaya inerek, siyasi propaganda yapmasını eleştiriyor.

Beykozlu Sanatçı Halil Ergün, aynı Recep Tayyip Erdoğan'ın siyaseti gergin bir hale getirdiğinden de yakınıyor. Bir önceki seçimlerde AK Parti'ye atsa da 5 Haziran seçimlerinde tercihini bir başka partiden yana kullandığını vurguluyor. Dost Beykoz ise son seçimlerde Halil Ergün'ün kime oy verdiğini öğrense de bunu röportaj sırasında açıklamama kararı alıyor. Geçmişi başarılarla dolu olan bir siyasetçinin yalnızca oy verdiği bir siyasi parti üzerinden sosyal mecrada linç edilmesini istemiyor. Dost Beykoz, ÖDP, Bağımsızlar ve AK Parti'ye geçmişte oy verdiğini ilk kez açıklayan Sanatçı Halil Ergün'ün son seçimlerde kime oy verdiğinin de öncekiler gibi bir tartışma konusu olmasını ve ‘reyting’ kaygılarıyla haber yazmayı istemiyor.

Dost Beykoz, sanatçının kime oy verdiğinin çok fazla önemli olmadığı; ülkede 'sağduyunun' ve ‘hoşgörünün’ daha çok hâkim olduğu gün gelinceye kadar, bu sırrı saklamayı planlıyor.

Röportaja gelince...

1 saati aşkın bir sürede her soruya içtenlikle yanıt veren Beykozlu Sanatçı Halil Ergün, şunları anlatıyor:

Halil Hocam, sizin sinema oyuncusu, dizi oyuncusu olarak tanıyanların yanı sıra tiyatrodan da tanıyanlar var. Hayranlarınız sizi mutlaka takip ediyordur; bileceklerdir. Ancak onların bile belki tamamının bilmediği bir konu var ki: Halil Ergün aynı zamanda bir senarist. Üstelik kendisinin yazıp, kendisinin oynadığı bir film de var: Kırlangıç Fırtınası... Bu filmin öyküsünü dinleyebilir miyiz sizden?

"Ben sinemaya ilk olarak, 1974 yılında senaryosunu Yılmaz Güney'in yazdığı filmde oynayarak başladım. Hapisten çıkmıştım 'af' ile beraber... Hiç sinemayı düşünmüyordum ve tiyatroyla birlikte ben Kasaba'ya babamın yanına döndüm. Babamın toprakları vardı; çiftçi bir aileden geliyorum. Beni bu işlerden kurtulayım diye okuttular... Tiyatro falan riskliydi... Oğulları hapse düşünce üzüldüler tabi...

Sinemaya ilk olarak başladım ve orada da kaldım. Tabi ben farklı bir adamdım: Sinemayı, tiyatroyu; estetiği biliyordum. Az buçuk bunlarla ilgili kitaplar okumuş, deneyimleri olan birisiydim. Hani, deyim yerindeyse 'Artist olmak için' gelmedim İstanbul'a... O dönemlerde ve devamındaki uzun yıllar boyunca, İstanbul'a kızlar ve erkekler 'artist' olmak için geldi. Ben ilk geldiğimde sinemayı sanat haline getirenlerin çevresinde durdum uzunca bir süre... Geldiğimde de biraz başka insanlara göre ukala sayılabilir bir adamdım. Oysa ben kendim gibi yaşıyordum. Onu çok sevmediler zaten...

Ben mesleki ilişkilerimi 'abi-abla' ilişkisine göre kurmadım! Düşüncemle, tavrımla bir yerlere geldim. Bugün bile dizi senaryoları geldiğinde kendi rolüme bakmıyorum: Senaryonun tamamına kafa yoruyorum.

O zamanlar 3 film yapmıştım ama öylesine işler oldu ki... Şevkimi kırdılar, aşkımı söndürdüler. Şimdi iki senaryom var ve birisini ben kendim çekmek istiyorum. Aslında o Kırlangıç Fırtınası'nda da genç bir yönetmen arkadaşım çekmişti filmi ama benim tam olarak düşündüklerimi ekrana yansıttığını söyleyemem... Benim dediğim gibi resmedildiğini ya da yorumlandığını söyleyemem!"

Ben de aynı şeyi söyleyecektim Halil Hocam... Mesela filmdeki kavga sahneleri, daha iyi çekilebilirdi. Ana karakterin, iflas etmiş adama iş teklifi sırasında kurgu net olarak seçilmiyor. Çok hızlı hareket ediliyor. Birden kalkıyor ayağa mesela o adam...

"Dediğim gibi arkadaşımdı, çok da müdahale etme şansım yoktu. Aynı zamanda o filmde oyuncuydum ben... Üstelik alınmasın da istiyorsun bir yandan..."

Ancak Perihan Hanım da güzel oynamıştı değil mi Hocam?

"Çok... Perihan, her zaman güzel oynar... Perihan, görevini çok iyi yerine getirir. İşte benim kendi içinde olduğum sınıfsal alandan esinlenerek yazılmış bir senaryoydu."

Hayali değildi o zaman, öyle mi?

"Yani... Kendi hayatımdan da anekdotlar var. Yaşadığım, tanıdığım çevrelerden de izler var. Ama benim bütün karakterleri canlandırırken, yaşadıklarımdan çok önemli izler vardır..."

Çünkü içerisinde kaygılar var, mesajlar var, değil mi Halil Hocam?

"Ben... Yani dizilerdeki oynadığım 'babalara' bakın; çok farklı babalar olduğu çıkar ortaya... Yani ben biraz onları oynaya oynaya geliştirdim. Televizyondaki babalar, tam öyle yazılmadılar. Baba Evi'ndeki 'baba' başka bir sınıfsal kökenli bir kültürdür; Pembe Patikler'deki 'baba' çok farklı bir şeydir... Yaprak Dökümü'ndeki 'baba' çok daha başka bir şeydir. Yani bunların bir aktör olarak fark edilmesini çok isterim.

İşte Kırlangıç Fırtınası, hayatımdaki ilk senaryo... Mesela kulakları çınlasın, Atilla Dorsay Ağabey dedi ki: 'Yahu bu Halil Ergün de bir türlü gelemedi kasabadan...' dedi. Bir gün, Meral Okay ve Yaman Okay'la beraberim... Cumhuriyet Gazetesi'nde iki paragraf yazı yazmış Atilla Abi; Kırlangıç Fırtınası'yla ilgili... O zaman Ortaköy'de özel bir gösterim vardı... Sadece senaristi eleştiriyor falan... Ama kader bu... Bu da not olsun bir buraya: Daha sonra baktım, bir televizyon kanalında çıktı film... Prodüktör satmış filmi birkaç sene sonra... Atilla Abi methediyordu filmi... Ama o günlerde festivale katıldı falan... Yarışmaya sokmadılar o filmi... 'Bu film mi?' diye... Bir adam senaryo yazıyor; sonra o filmde başrolde oynuyor. Pek onu sevmediler...

Benim hayatım boyunca hiç 'abim' olmadı... Lobim olmadı... Benim menajerim de olmadı... Benim Halkla İlişkiler Danışmanım da olmadı... Ben, öyle yaşadım...

‘Sanatçı Halil Ergün, Kırlangıç Fırtınası adlı filmini anlatıyor…’

Ben, Kırlangıç Fırtınası'nı ilk dinlediğimde çok etkilenmiştim. Gerçekten öyle bir fırtına var... Açarsınız Saatli Maarif Takvimini, yazar: Kum Fırtınası, Kırlangıç Fırtınası diye... Kırlangıçlar, çamurla yuva yaparken; eğer çamur bulamazlarsa; fırtınaya yakalanırlarsa, patır patır yere düşüyorlar. Sığınacak yer de bulamıyorlar; bilmiyorlar. Görüyor musunuz? Çok hüzünlü...

Toplumların değişim yaşadığı fırtınalı dönemleri vardır. Yani o dönem geçiştirilecektir; yeni bir döneme atlanacaktır. Ben filmimde, işte o döneme yakalanan bir aileyi yakaladım. Bu tasfiye olma sürecine gelmiş, toprağa bağlı feodal bir aile, artık tükenmiştir. Çünkü büyük topraklar tasfiye olmuştur ve orada el sanatları gündeme gelir ve terzi, berber ve ayakkabıcı olurlar. Yani tüm taşra kasabalarında, çocuklara 'altın bilezik' dedikleri sanat; ya terzi olacaklardır -ki, sonra konfeksiyon sanayi gelişmesiyle birlikte mahvolacaklardır- berber olacaklar -ki, daha sonra sabun sanayi, fırça sanayi o kadar gelişti ki... Artık çocukları evde tıraş ediyorlar. Oysa eskiden takım elbise giyer, okul zamanı, bayramlarda berbere giderdik- resimlerini hatırlarım, sohbetlerini hatırlarım...

İşte o feodal ailenin önünde iki yol vardır; ya işçi sınıfına dâhil olup tasfiye olacaklardır, ya da sınıf atlayıp sıçrayacaklardır. Hepsi de beceremez... Ancak 10-20 tanesi dönemece girip, 3-4 tanesi bir yerden kendini geliştirip, dükkânı büyütebilir. Gedikpaşa'da bir kadın ayakkabıcısı vardı... O günleri bilirim... Orayı tanıyorum... Ayakkabıcıda çalışmak için gelmiş İstanbul'a... Varoş çocukları... Onları tanıyorum. Beyoğlu'nun orada mesela o dönem her yer bekâr eviydi...

Ben, o Kırlangıç Fırtınası'nın yaşandığı köye gittim mesela... Orada dev bir çukur var ve çamur. Kırlangıçlar, bir arı gibi gelip çalışıyorlar. Gelir, oradan çamur alıp, yuva kurarlar. Bunu gördüm. Hatta senaryo şöyle başlar: Bir kırlangıç gözüyle başlar... Kamera bir helikoptere biner; bütün yeri dolaşırken gelir, bir mekân bulur ve dolaşmaya başlar. Kuş gözüyle görürsün ve 'pat' diye o köydeki çamuru bulur..."

Genç yaşınızda büyük bir başarı değil miydi Halil Hocam? O dönem için? Çünkü belki de sizin gibi çok hayali olan vardı; senaryo yazıp oynayayım diye ama bunu gerçekleştirememişti? Ne dersiniz?

"Yok, bir şikâyet etmiyorum zaten... Mesela şu anda bir kırsal yerde yaşayan kadının bir hikâyesi var elimde... Onu ben çekmek istiyorum.

İşte, filmin sonunda da 'Asıl fırtınaya o yakalandı' der, oğlan için... "

Siyasete gelirsek, şu son tartışmalarla ilgili ne demek istersiniz Halil Hocam? Size yönelik çok eleştiri olmuştu... Üzüldünüz mü o dönemde?

"Ben bütün askeri darbeleri yaşamış bir kuşağın çocuğuyum. Filli olarak da karşılığını almış; haksız yere senelerce içerde yatmış, sorgulamalardan, işkencelerden geçirilmiş bir kuşağın çocuğuyum. Bunların ben daha hesabını sormamışım bu ülkede! Bu askeri himayeci sistemin, karşısında durmuşuz. Ortaokuldayken, 27 Mayıs'ta kamyonlara bindirmişler, kasabanın içinde 'Kahrolsunlar' diye bağırtmışlar bizi... Kime karşı neye karşı yapmışız? O gün anlamamışız... Sonra Hükümet Konağı'nın önüne gitmişiz; yerel bir adam vardı, onun 'Teğmenim, mavi gözlü Teğmenim' diye okuduğu bir şiir vardı; hepimiz bağırıyorduk: 'Kahrolsunlar!'... Ta o günlerden başlayan bir ritüel, hâki renkli bir rüzgarın etkisi konusunda muhalif bir adamdım.

Orada bir Anayasa var... 1982 Anayasası... Ben o zaman oy vermek için sandık başına gittiğimde herkes beni gösteriyordu: 'Acaba ne yapacak bu komünist? Ne yapacak bu anarşist?' diyorlardı. Ben ise hiç korkum yoktu o zamanlar... Elimdeki zarfı kaldırdım: 'Çok mu merak ediyorsunuz? HAYIR diyorum!' dedim ve zarfı sandığa attım. Ben ülke genelinde EVET diyen yüzde 92'nin dışında bir adamdım! Ben, yüzde 8'in içindeydim.

Bugünü ise bilemem; hukukçu değilim! Bir sürü meseleler var, belki bunların iktidar tasarrufunda çok büyük yanlışları vardır. Ama orada 15. Madde var: 'Yargılanamazlar!' diye... 'Milli Güvenlik Konseyi (MGK) yargılanamaz!' diye bir madde var! Faşizmin en tipik, simgesel maddesidir o... Nasıl yargılanamazlar? Yunanistan Albaylar Cuntası'nı yargıladı; Adalar'a soktu; onları oradan çıkarmadı! Benim intikam duygum, öfkem olmaz! Ama bu bir siyasal meseledir. Bu bir tavırdır. Orada tabi ki ben o referanduma 'EVET' diyeceğim. Hem de öyle 'Yetmez ama Evet…' falan değil; doğrudan EVET verdim ben..."

Peki, hangi partiye oy verdiğinizi açıkladığınız zaman neler yaşandı?

"Ben şimdiye kadar birçok partiye oy vermiş birisiyim: ÖDP'ye de oy verdim, Bağımsızlar'a da oy verdim ben...  O zaman kimse de bana hesap sormadı; ben de kimseye hesap vermedim. Zaten böyle bir zorunluluğum da yok. Yurttaş olarak benim bir tasarrufum var. Biz ünlü 1-2 arkadaşla oturuyorduk Zekeriyaköy'de... 'Boş' atmaya karar verdik. Televizyonda kanalları dolaşıyorum. Birden bire hapishanede kullandığım oyu hatırladım! Mamak Hapishanesi'nde sıraya girerek oy verdiğimiz günleri düşündüm. Kendi kendime sordum: 'Niye atmıyorsun?' diye... Ondan sonra da şunu sordum kendime: 'Atsan, kime atardın Halil?' dedim. Kendi kendime yanıtladım: 'AK Parti'ye atarım' dedim. Yine sordum: 'Niye atmıyorsun?' diye... Kendi kendime yanıt verdim: 'Mahalle baskısı'... Çünkü düşünüyorsun: 'Ne derler?' diye...

Kendi kendime 'Allah Allah...' dedim. 'Öbür taraf olunca mahalle baskısı yok; bu taraf olunca mahalle baskısı, öyle mi?' dedim. 'At ulan!' dedim... Açtım o iki ünlü arkadaşıma da söyledim. Birisi dedi ki: 'Aynı şeyi ben de düşünüyorum Halil' dedi. Diğeriyle konuştum; yine çok sevdiğim arkadaşım: 'Haklısın' dedi ama ekledi: '...ama Halil, ben oy veremem!'...

Saat 5'e yaklaşıyordu... Çıktım, gittim; attım oyumu. Sonra aradan 1 yıl geçti, bir televizyon programına katıldım. Kutlu Ataman filan vardı; Balçiçek'in (İlter) programındaydık. Tayyip Erdoğan'ın o dönemde Muhteşem Süleyman'la ilgili bir demeci vardı, ben çok sinirlenmiştim. Yanımda oturan Latif Tekin de meğer dizinin yazı kurulundaymış. Hiç sesini çıkartmıyor! Ben o zaman net bir tavır aldım Tayyip Bey'e... Kendisine sempatik baktığım halde bu tavrı aldım. Bunu da ilan ettim ben:

Beykoz Sanatçı Halil Ergün: “AK Parti’ye oy verdiğimi söyleyince, sosyal medyada linç edildim!”

Evet, Tayyip Bey sempatikti... Kasımpaşalı'ydı... Karadenizli'ydi... Espriliydi... Yerli’ydi... Sempatik olduğunu da söyledim; tavır aldığımı da söyledim.

Şaka gibi: 'Sayın Başbakanım, sen niye prodüktörün işine karışıyorsun?' dedim. Yasalar var... 'Zaten bir durum varsa sansür var, yasalar var. Siz o konuyu belirlemeyin; ben bunu şaka gibi görüyorum Sayın Başbakan' dedim. Orada konuştum; programda söyledim bunları da... Ardından Kutlu Ataman, neden AKP'ye oy verdiğini anlattı: İşte örtülü iki kadın gidiyormuş da filan olmuş; sinirlenmiş gidip AK Parti'ye oy vermiş. Şimdi o anlatırken, ben de AK Parti'ye oy attığımı anımsadım. Eğer söylemezsem, kendimi kötü hissedeceğimi düşündüm. Söylememeyi kendime yakıştıramazdım. Sonra program sırasında 'Ben de attım' dedim. Vay, sen misin onu söyleyen...

Hemen linç kampanyaları başladı. Akıl almaz hakaretler... İnanamazsınız... Benim Twitter hesabım falan yok... Yeğenlerim söylüyor, arkadaşlarım söylüyor... Ünlü bir takım arkadaşlarımız var: Beni hain ilan ettiler! Ne acı... Bir ülkede başka siyasi tercihler, vatan hainliğiyle ilişkilendiriliyor! Bugün HDP'ye aynı şeyleri yapıyorlar. HDP, yasal bir parti... Çalışırsın, onu geçersin; ama öyle yok saymak filan... Çirkin şeyler...

Sen toplayınca 'Biz halkız!' diye edebiyat yapacaksın; Tayyip Erdoğan orada 2 buçuk milyon insanı topladığı zaman, 'onlar makarnacı' diyeceksin. Yani biraz saygı duymak lazım, öyle şey olmaz! He yanlışı yok mu? Şimdi İsmail Cem'in bir kitabında yazdığı bir şey var: 'Türkiye Halkı, uzun vadede siyasal tercihleri konusunda hep doğru kararlar vermiştir' der. Ben de aynı fikirdeyim! Halkımız, her zaman özgür iradeyi aramıştır. Kolay olmuyor toplumun dönüşme süreci..."

Beykozlu Sanatçı Halil Ergün, uzun uzun anlatıyor. Bu sırada gözümüz, hem okuduğu kitaplara hem de aldığı ödüllere takılıyor. Halil Ergün, ödüllerinin yalnızca bir kısmının burada olduğunu söylüyor. Beykozlu Sanatçı ayrıca, bahçesinde tavuk-horoz da besliyor. Beykoz’u çok sevdiğini vurgulayan Sanatçı, alış-verişini genel olarak ilçedeki esnaftan yaptığını hatta Tokatköy’e kadar gittiğini anlatıyor.

Bu tarihi röportajın sonunda ise hep birlikte bahçeye çıkılıyor ve Beykozlu Sanatçı Halil Ergün, Dost Beykoz okurlarına özel pozlar vermeyi de ihmal etmiyor.

Dost Beykoz / özel Röportaj - Ferdi Güngör

Anahtar Kelimeler: Beykoz Haberleri, Halil Ergün, Aktör, Röportaj, Söyleşi, Hisar Evleri, Ali Rıza Tekin, Dost Beykoz, Basın, Medya, Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanı, Film, Sinema, Dizi, AK Parti, Seçim

reklam
0 Yorum

Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı

Yorum yaz

DOST BEYKOZ

"Beykoz'un Hür Gazetesi"