“Boğaziçi’ne bir yarım ay gibi uzanan Beykoz’da, yılın on iki ayında, yeşille, mavinin tüm tonlarını görmek oksijeni bol doğallığında saatlerce yürümek mümkündür.
”
Hele Karlı tepe’de; muhteşem bir panorama ve muazzam bir ufuk vardır. Kurtarın sevmediği kadar pussuz ve güneşli havalarda, kilometrelerce uzaklarda, Asya Kıtasının En Batısıyla, Avrupa Kıtasının En Doğusunu Bir Birine Bağlayan Üç Boğaz Köprüsünü, Aynı Anda, Aynı Yerden Görebilir; Boğaziçi’nin Az Tuzlu Sularını, Dünyanın En Güzel Nehir Ve Gölleri Sanabilirsiniz Beykoz’da…
Ben de, 2007-2017 yıllarında Boğaziçi’nde, Galata’da, Eminönü’nde, Üsküdar’da, Kadıköy ve Taksim’de binlerce fotoğraf çektim. Ama İstanbul’un hiçbir ilçesinde, Beykoz kadar fazla kare güzelliği bir arada barındıran başka hiçbir ilçe göremedim.
Oksijen, Deniz, Bulut, Orman, Nehir, Dağ, Yeşil, Tarih, Mimari ve Panoraması bu kadar zengin, estetik, bakir, depreme dayanıklı başka bir ilçe yoktur herhalde İstanbul’da…
Belki dünya da bile yoktur…
Ama bunca zenginlikleriyle varlık içinde yokluk çeken başka hiç bir ilçe de yoktur İstanbul’da, belki de dünyada…
Niçin?
Beykoz’da iç ve dış turizm gelişemediği daha doğrusu muhafazakâr AKP’Lİ Belediyelerin taammüden turizmi geliştirilmedikleri için.Çünkü turizmin; içiyle de, dışıyla da olmazsa olmaz en temel felsefesi “HUZUR VE ille de ÖZGÜRLÜKTÜR, MUHAFAZAKÂRLIK” değil”
Bu ortamlar nerelerde sağlanırsa, orada ekonomik ve sosyal standartlar yükselir.
Dağı, taşı makilerden oluşan Bodrum’da sağlanırsa, Bodrum’da refah gelişir, Las Vegas çöllerinde sağlanırsa, Las Vegas cennete dönüşür…
Oysa Beykoz zaten DOĞAL BİR CENNETTİR…
İç ve dış turizmin gelişebilmesi, Beykozluların varlık içinde toklukla ve mutlukla yaşamalarını sürdürebilmeleri için sadece ve sadece; “ÖZGÜR” bir ortama İHTİYACI VARDIR…
Bunu da ancak ulusal ve yerel yöneticiler çözebilir.
Empati yapalım, kendimizden pay biçelim; her hangi bir belde veya ilçede iç veya dış turist olmayı isteseydik, yakın veya uzak nasıl bir yer düşlerdik?
İçki içme korkusu, eğlence saatleri sınırları, giyim ve kendini ifade kaosu yaşayacağınız bir belde mi, yoksa empati ve hoş görü içinde herkesin kendisini karşındakinin yerine kendini koyduğu özgürce ve baskısızca yaşanılan huzurlu bir belde mi?
Turizm denilince; ister içerde, ister dışarıda modern dünyada huzur ve özgürlük en önemlisidir…
Yani demem o ki; Muhafazakâr AKP’nin 20 yıldır iktidar olduğu Beykoz’da en fazla geliştirebildiği iç turizmle, Yuşa’YA GELEN GİDENLER Beykoz’a yetmez.
İşte bu 240 bin nüfuslu cennet ilçemize en son Belediye Başkanı seçilen Alaattin Köseler, en önce bu nedenle gerçek bir umuttur.
Tüm Beykozluların bildiği gibi Alaattin Köseler ve CHP seçimlerden zaferle çıktılar ama ne yazık ki, iktidarın hukuksuz ve haksız baskılarından YSK’DAN mazbatayı alana kadar da canları da çıkmıştı.
Şimdi de yine ulusal ve yerel medyayı destekleyen İKTİDAR kaynaklı güçlerin hukuk ve gerçek dışı suçlamalarıyla didişiyorlar…
Oysa tüm Beykozluların Belediye Başkanı olan Alaattin Köseler’e; tamamen duygusal veya gerçekten duygusal nedenlerle dayanaksız, dayanıksız aktif ya da pasif muhalefet edenlerin hepsi de kendi ayaklarına sıkıyorlar.
Çünkü A. Köseler; pek çok kişinin sandığı ve umduğu noktadan çok, çok daha ileri bir seviyededir.
Dünya, Türkiye ve Beykoz’un sorunlarını hem alaylı, hem mektepli ve hem de bir dönem Beykoz Belediye Başkanlığı yapmış biri olarak çoğumuzdan çok daha somut ve gerçekçi biliyor.
CHP’Lİ Belediyeleri “TOPAL ÖRDEK” yapmak isteyen iktidara karşı nasıl korunacağını da en iyi bilen ve uygulayan siyasilerdendir.
Yine de beklenmedik son yerel seçim yenilgi şaşkınlığını başarıyla çok çabuk üzerinden atan iktidar partisinin yandaşları, her fırsatta Alaattin Köseler’i eleştirmeden gün geçirmiyorlar…
Hani Beykoz’u, Beykozlular Yönetecekti?”
“Beykoz, Tuzla Spor birleşmesi”
“Resmi Bayram Şenlikler için kamuya ücretsiz verilen olağan konser giderleri”
Vs. Vs… Hukuken ve gerçekten fındık kabuğu doldurmayan dayanaksız, dayanıksız eleştiriler.
Keşke bütün dönem görevi boyunca aldığı tüm eletiriler hep böyle dayanaksız ve dayanıksız olsun.
Eleştiri yapanların çoğu da Karadenizli hemşerilerim, radikaldirler; büyük bir beceriyle sevdiklerini göklere çıkarır, rakiplerini yerin dibine sokarlar, orta onları kesmez…
Diğer tarafta da; Alaattin Köseler’i Belediye Başkanlığına taşıyan eski, yeni yol arkadaşları, yoldaşları var ve hepsi de hala çok şaşkın; bazıları Alaatttin Köesler’e ne destek veriyorlar, ne de köstek oluyorlar:
Beykoz’u, Beykozlular yönetecek düşleri ve hayal kırıklıklarını çok yoğun yaşıyorlar.
AKP’LİLER, iktidar sayesinde seçim yenilgi şaşkınlılıklarını kısa sürede atlattılar ama seçim galibiyetiyle zafer şaşkınlığı yaşayan CHP’LİLER hala çok şaşkınlar.
Elbette 240 bin Beykozlunun küçük, büyük verilmiş sözleri ve Alaattin Köseler’den çok fazla beklentileri var.
Ama Beykozlulara hizmet verecek hizmet kadrolarının tamamı da, Köselerden önce dört seçimi de kazanan iktidar partisinin cin gibi yönetim ve icra kadrolarıdır bunu da kimse unutmasın!
Elbette içlerinde halka hizmeti şiar edinmiş çok dürüst emekçiler vardır. Ama az ya da çok tam tersi özelliklere sahip, görevini taammüden aksatan veya zorlaştıranlar da vardır.
Siyasal iktidarın ezici gücüyle oluşan Yerel ve Ulusal medya algısı var, en önemlisi hala şaşkınlığını aşamayan çok geniş Köseler seçmen destekçileri var.
Yani Alaattin Köseler’in en az ilk bir yılı herkesin umduğundan çok daha zor geçecektir.
Bu ilk bir yılda ondan hiçbir şey beklemeden ona destek vermeye devam edenler bu gerçekleri sağduyulu analiz edenlerdir.
Diğerleri ise gerçekten tamamen DUYGUSAL mevzulardır…
Saygılarımla…
YORUMLAR