Makaleler

Akşam dilenci gibi

02.11.2016 09:29
| | |
1701

Risale-i Nur sohbetlerinde, zaman zaman verilen şu “akşam dilencisi” örneğini duydukça, ben her seferinde sanki ‘yeni duyuyormuşum’ gibi çok duygulanırım ve kendimi akşam dilencisi gibi hissetmeye başlarım.

Peki, nedir bu akşam dilencisi misali? Arz edeyim:

Büyük kentlerde oturanlar bilirler ki, kalabalık caddelerde özürlü veya muhtaç birçok dilenciler vardır. Akşam üzeri olunca dilenciler, o günkü sermayelerine bir göz atarlarmış. Eğer o akşamki nafakalarını henüz çıkıştıramamış ise yolun her iki tarafında da dilenmeye başlarlarmış. Yani, yolun kendi tarafı tenha, karşı tarafı kalabalık ise telâşla yolun karşısına geçerek, orada da yalvarmaya başlarlarmış. “Peki, bunun bizimle ne alâkası var” diyeceksiniz. Onu da arz edeyim.

Gerçek şu ki, yaşı 40’ı geçmiş olanlar da yani Hz. Ömer’in buyurduğu gibi “şakaklarında tek tük beyaz kıllar çıkmaya başlamış olanlar” da akşam dilencileri gibidirler. Hatırlayınız; hani Hz. Ömer kendisini her zaman “ÖLÜM VAR YÂ ÖMER” diye ikaz etmek üzere bir köle görevlendirmişti. Şakaklarında beyaz kılları görünce o köleye “senin görevin bitti, bak bana haberciler geldi” demişti. İşte bizlere de o haberciler geldiğinden, akşam dilencisi gibiyiz. Mutlaka uhrevî sermayelerimizi merak edip, âcilen bir envanter yapmalıyız. Eğer Yüce Rabbimizin bizlerden talep ettiklerini hazırlayabildiysek ne âlâ. Şâyet uhrevî (Âhirete ait) sermayemiz noksan ise en az o akşam dilencileri gibi telaşlanılmalıyız ve nerede bir âhıret azığını arttırma ümidimiz var ise oralara koşmalıyız. İşte ben de bu akşam dilencisi örneğini ilk duyduğumdan beri, çok duygulanıyorum ve kendi adıma çok telâşlanıyorum. Pek tabiidir ki, bu konuda ne kadar çok telâşlansak yine de azdır. Çünkü her sınavın defalarca tekrarı var, fakat bu sınavın tekrarı tek bir kez dahi ASLA yok! Bu sınavın neticesi de öyle basit zararlar veya basit avantajlar değil ki. Ebedî âkıbetimizde, yâ ebedî Cehennem, yâ da ebedi Cennetler bizim olacak. Nasıl ihmal edilebilir ki?...

Öyle yâ; Azrail AS bize “haydi sınavın bitti, gidiyoruz” dedikten sonra, kabirden başlamak üzere 50 000 senelik bir BERZAH yolculuğu başlayacak. (Bu rakamı hazmedebilmemiz için, Hz. Âdem’den AS bu yana geçen sürenin Hadîs-i şeriflere göre 8400 sene olduğu, modern ilme göre ise 10 000-15 000 sene civarında hesaplandığı düşünülerek, mukayese edilmelidir.) Bu upuzuuun kabir, haşir, kıyamet, sırat, mahkeme-i Kübra yolculukları için hazırlıklarımız, acaba ne âlemde?...

Yabancısı olduğumuz modern şehirlere bile seyahat etmeden önce, bir ay için bile olsa ne kadar hazırlıklar yaptığımızı bir düşününüz. Tek başımıza, KABİR denilen bir âlemde başlayacak olan bu kaçınılmaz uzun yolculukta acaba neler geçerli olacak? Bunları çok iyi öğrenip, akşam dilencisi gibi telaşlanmamız ve eksiklerimizi mutlaka tamamlama yarışına girmemiz gerekmiyor mu? Gerçek HÂL böyle iken, hepimizdeki bu GAFLET niye? Benim oğlum üniversite sınavlarına hazırlanabilmek için, bir ay önceden Çavuşbaşı’ndaki evimize kapanmıştı. Üstelik de kazanamasa bile dilediği kadar tekrarı vardı ve avantajı ise sadece üniversiteye girebilmek idi. Oysa bizim bir aydan fazla ömrümüz olduğu garantili mi?...

İhsan Kasım Salihî hocamıza bir genç tarafından “satranç, futbol veya Basket gibi oyunlar oynamak günah mı?” diye sorulmuştu. O zât da benim yanımda unutamadığım şu cevabı verdi: “Birkaç gün sonra tekrarı olmayan ve çok önemli bir sınavınız olsa, bugün bu oyunları oynar mısınız?” ..deyince genç: “Tamam hocam, mesajı aldım” diyebildi…

Şu kısacık ömrümüzdeki sınavımızın ise asla tekrarı yok! Sınav süresinin sona erdirilme zamanı ise MEÇHÛL. Yani bir ay garantisi bile yok. Daha geçen aylarda liseli bir kızımız, okulda arkadaşlarının basket oyununu seyrederken, kalp krizi geçirerek bu sınavı sona erdirilmedi mi? Benim mağaza çalışanımın 19 yaşındaki arkadaşı, “başım ağrıyor” şikâyetiyle hastaneye gidiyor.  Beyninde tümör tespit ediliyor ve birkaç ay içinde dünya sınavı sona erdiriliyor. Doktorlar heyetinden sağlık raporları olduğu halde, sahada maç ederken ahiret sınavı biten gençlerin sayısı, hiç te az değil. Sizin de çevrenizde de böyle genç ölümler elbette vardır...

Kısacası, istatistiklere göre her gün ortalama 350 000 kişinin vefat ettiği, yani fdünya sınavının bittiği biliniyor ve bu vefatların %46’sı yaşlı ölümler. Diğerleri ise 0-45 yaş arası ölümlerdir. Demek ki akşam dilenciliği için, illâ da yaşlı olmak gerekmiyormuş…

Mademki gerçekler böyle! Her ileri görüşlü, zekî, ferasetli ve akıllı insanın en önemli derdi ve telâşı, ‘Azrail’e AS gâfil yakalanmamak için, akşam dilencisi gibi çabalamak’ olmalıdır.

KONUMUZA TAÇ: En‘am Süresi, 32. Âyet. Dünya hayatı bir oyun ve bir eğlenceden başka bir şey değildir! Ahiret yurdu ise, (günahlardan) sakınanlar için elbette daha hayırlıdır. Hiç akıl erdirmez misiniz?”…

Risale-i Nur’dan: Hâlbuki ömür sermayemiz pek az, lüzumlu işlerimiz ise pek çoktur. Nasıl ki sarhoşluk, hakikî vazifelerden gelen elemleri ve ihtiyaçları sarhoşlukla muvakkaten unutturduğu cihetle, menhus (uğursuz) ve kısa bir zevk verir. Aynen öyle de, böyle fâni boğuşmaları ve hâdiseleri merakla takip etmek, bir nevi sarhoşluktur ki, hakikî vazifelerden gelen ihtiyacat ve yapmamaktan gelen teellümatı (elem ve üzüntüleri) muvakkaten (geçici olarak) unutturduğu için, menhus bir zevk verir. Vesselâm…

Anahtar Kelimeler:

Diğer Yazıları

DOST BEYKOZ

"Beykoz'un Hür Gazetesi"