Makaleler

Akbaba Köyü ve İstiklal Mücadelesi

2014.07.21 00:00
| | |
11782

Vakıflar Dergisi Ömer Barkan kaynaklı bilgilerde, Osmanlı Fetih Orduları’nın Anadolu içlerinde yayılmalarını kolaylaştıran...

Öncü kuvvetleri işlevini gören Kolonizatör Türk Dervişleri’nden Sultantepe’de SULTAN BABA, Merdivenköy’de GÖZCÜ BABA, Üsküdar’da SELAMİ BABA ve Rumelihisarı’nda NAFİ BABA hazretleri ile Beykoz’da ki AKBABA Hazretlerini eşdeğer gördüm ve ziyaret ekmek istedim. Bundan (31) yıl önce 1982 yılında Beykoz Akbaba’ya geldiğimde benden yaşça büyüğüm olan Sayın SEMİH YAVRUTÜRK ile tanıştım. Kendisi ile kır kahvesinde yapmış olduğumuz sohbetler sayesinde ŞEYH AK MEHMET EFENDİ’nin Akbaba’ya gelişi Padişah Sultan Mehmet’in ordularına katılmak arzusu ile Buhara’dan Edirne’ye kadar yaya olarak geldiğini, Padişahın teveccühüne mazhar olduğunu,  Fetih Ordularına katıldığını, Fatih’in Hocaları’nın arasında yer aldığını, fetihten sonra da, izin alarak Beykoz’un derinliklerindeki vadiye yerleştiğini, Tekke, Mescit ve Dervişlerin kalması için odalar yaptırdığını ve sonraki tarihlerde inşa edilen Can Feda Saliha Hatun Camii ile birlikte bu bölgenin (Akbaba) adı ile anılmaya başlayan yerleşim yeri haline kavuştuğu bilgileri edindim. 

OSMAN AKBAŞAK İLE TANIŞTIM 

Gazeteci Yazar Yaşar Kaba öncülüğünde Osman Akbaşak ile 12 Nisan 2013 Cuma günü randevulu olarak Sabancı Öğretmen Evi’nde buluştuk. Bana (AĞABABA) isimli romanı imzalayarak verdi. Aynı günün akşamı romanı okumaya başladığımda, kitabın tarihin gerçek olaylarını ve yaşanmış gerçek insanları konu aldığını ve Akbaba Köyü’nün şanlı tarihine ışık tutan ciddi bir belgesel olduğunu gördüm. Bu kapsamda İstiklal Savaşı’na katkısı ve kahramanlığı ile anılan Nakşi Tekkesi Şeyhi ve Canfeda Hatun Camii İmamı Mükerrem Hoca’yı asaleti ve kahramanlık yönleri ile tanımış oldum. 

MÜKERREM HOCA KİMDİR? 

Mükerrem Hoca, Sultan Abdülhamit döneminde Buhara’dan İstanbul’a gelip Akbaba’ya yerleşen ve Nakşi Tekkesi Şeyhi (Abdülhakim) Hocanın oğludur. 14 yaşında iken Fatih Medresesinde fıkıh dersi ve hat sanatı eğitimi alır. Babasının vefatından sonra Canfeda Hatun Camiine İmam olarak atanır ve daha sonra da kendisine Tekke’de Şeyh’lik makamı layık görülür. Vakıflardan aldığı maaş ve bahçesine ektiği Fasulyeleri İstanbul Haline götürüp satışından elde ettiği gelir ile geçinir. Fener Köyü’nden Hamdi Efendi’nin kızı Hafize Hanım ile evlidir. Namaz saatlerinde camiye gider, cübbesini giyer, kavuğunu başına geçirir, dini görevleri ile baş başa kalır. Sair zamanlarda bahçesinde ziraat ile uğraşır. Kahve alışkanlığı yoktur. Cami, bahçe ve evi arasındaki üçgende ömrünü geçirmektedir. 

YIL 1919 VE ÜLKE DÜŞMAN İŞGALİ ALTINDA 

          Mondros Mütarekesinden sonra düşman vatan topraklarına ayak bastıkça her yerde olduğu gibi  Akbaba köyü’nde de güven kalmamış ve huzur bozulmaya başlamıştır.

         -  Mahmud Çavuşun oğlu Abdi ile Hanife’nin kızı Zeliha nişanlıdırlar. Savaş gemilerinden atılan bir top mermisi ile Abdi şehit olur. Acı olay nişanlısı Zeliha’dan gizlenmeye çalışılırken bir saat sonra ikinci bir top mermisi ile Zeliha’nın bir bacağı kopar ve şehit olur.

         -  Düşman askerleri, Akbaba, Dereseki, Fener, Ali Bahadır ve Riva köylerin gidiş geliş yollarını tutmuş, köylülere eziyet ediyor, üzerlerini arayıp paralarına ve ürünlerine el koyuyorlar.

         - Yalıköyden Yuşa Tepesi’ne giden yolun solunda bulunan ve yurdun dört bir yanından gelen öksüz çocukların kaldığı Sarı Kışla kurşun yağmuru altında delik deşik. 

         - Şeyhülislam Dürrizade Es – Seyyid Abdullah tarafından yurdu işgal eden düşmanlara karşı savaşanların Halifeye ve Padişaha karşı geldiklerini, bu nedenle asilerin yakalanıp katledilmelerinin vacip olduğunu fetva eder.

          - Mevcut durum karşısında Canfeda Hatun Camii İmamı Şeyh Mükerrem Efendi başta olmak üzere Akbaba Köyü halkı Şeyhülislamın fetvası ile düşman arasında sıkışmışlardır. Fetvanın emrine uysalar düşman karşısında savunmasız kalacaklar, düşmana karşı direnseler Fetvaya karşı çıkmış olacaklarından şaşkın idiler. 

          -  Deresekili İsmail Ağa, İstanbul’daki hale götürmek için  bahçesinde yetiştirdiği fasulyelerini iki çuval halinde beygirine yüklemiş Yalıköy’deki motor İskelesine doğru yola çıkmış fakat akşama doğru beygir eve yalnız dönmüştür. Bir hafta sonra köylüler İsmail Ağa’nın başının bedeninden ayrılmış olarak bulurlar. 

         -  Şeyh Mükerrem Hoca ise, vakıftan maaşı gelemediğinden eşi ve çocuklarının tek gelir kaynağı bahçesinde yetiştirdiği fasulyeleridir. İstanbul’daki hale doğru yola çıktığı takdirde İsmail Ağa’nın akıbetinin kendi başına da gelebileceğini düşünür. Ama ailesi için riski göze almak zorundadır. Köyde kahveci Rıza Efendi’den başka hiç kimseye haber vermeden iki çuval fasulyeyi eşeğine yükleyip sabah namazından sonra karısı Hafize hanımın duaları ile yola çıkar. Sapa yollardan geçerek kimseye görünmeden sahile varmayı başarır. Fasulye çuvallarını Ahmet Mithat Efendi’nin evinin önündeki motora yükler. Hale geldiğinde Kabzımal Hafız İbrahim’in deposuna varır. İki çuval fasulyeleri teslim eder. Önceden yerini bildiği dolabın kapağını açarak seccadeyi çıkartıp öğle namazını eda eder ve fasulyelerin parasını bir hafta sonra almak üzere motora biner.

        - Mükerrem Hoca dönüşte Beykoz Vapur İskelesi’nin, İngiliz, Fransız, İtalyan ve Yunan bayrakları ile dolu olduğunu görür.. Düşman bayraklarının altından eğilerek iskeleye çıkmayı onuruna yediremez. Anadolu Kavağı’nda iner. Akbaba’ya dönerken karşısına İngiliz askerleri çıkar. Mani mani diye seslenirler. Yere yıkar döverler, üstünü başını ararlar. Hiçbir şey bulamayınca bırakırlar. Morali fena halde bozulan Mükerrem Haca köye vardığında hiç kimseye bir şey belli etmez. Namaz vaktidir. Camiye gider, cübbesini ve kavuğunu giyer, cemaate namazını kıldırır.

        -  İngiliz askerlerinin saldırganlıkları ile Rumların hakaret ve tahrik edici taşkınlıkları tahammül edilmez hale gelmesi karşısında Akbaba Köyü halkı nefis müdafaasına girmeyip Şeyhülislamın fetvasına itaat etmek mecburiyetinde kalmaktadırlar.

        -  Bu esnalarda Ankara Müftüsü Börekçizade Rıfat Efendi ve 153 Müftü tarafından verilen fetva ile Mustafa Kemal saflarında düşmana karşı savaşmanın halifeye padişaha ve Fetvaya karşı çıkılmış olunmayacağını açıklanarak, milli mücadeleye katılma çağrısı yapılmaktadır. Bu fetva karşısında Akbaba halkının düşmana karşı nefis savunması yolları açılmıştır.

        - Ankara’dan gelen 153 müftünün fetvası karşısında Mükerrem hoca ilk Cuma namazında TÖVBE SÜRESİ’ne göre (Allaha ve Ahrete iman edenlerin vatan savunmasında hiç kimseden izin almaya gerekli olmadıklarını), bir HADİSİ ŞERİFTE (Hubbül vatan, minel iman - Vatanı sevmek imandandır), (Kafirin sözü ile hareket edene itaat olunmaz), (Vatanın kafirden kurtulması için verilecek savaş, Cuma namazını makbul kılar) açıklamalarını yapar.

        - Artık bu aşaman sonra Akbaba halkı milli mücadele içine girmiştir. Anadolu’ya sevk için Silah ve cephaneler tekkenin alçak tavanlı bodrumuna saklandıktan sonra, geceleri katırlara yüklenip gizlice sapa yollardan sevkiyatlar yapılmaktadır.  Savaşa katılacak gönüllüler işçi kıyafetleri ile Kundura Fabrikası’nda beklemekte, gece bastığında Gökkaya mevkiinde ağırlanmaktadırlar. Her yerde Rum çocukları İngilizlere haber uçurmak için etrafı kolaçan etmekte. Bu nedenle çok dikkatli olunmayı gerektirmektedir. Bütün dualar Anadolu da ki Mustafa Kemal ve Mehmetçikler içindir.

      -  Bir ihbar üzerine Mükerrem Hocanın evi İngilizler tarafından aranmış, yatak yorganlara varana kadar tüm eşyalar süngü ile delik deşik edilmiş, hiçbir şey bulunamayınca gitmişler. Bir hafta sonra Mükerrem Hocayı tutuklamak için tekrar geldiklerinde hiç kimseyi bulamayınca evi kurşun yağmuruna tutmuşlar. Ancak, en küçük bir yılgınlık dahi olmamış. Çünkü herkes zafere inanmış.

      -  Arka arkaya Birinci ve İkinci İnönü zaferleri ile Anadolu’dan gelen haberler halkın morallerini yükseltmeye başlıyor. Nazım efendi ve arkadaşları İngiliz birlikleri ile çatışmaya girerek düşmanı Yuşa Dağı tepesine kadar geri püskürtürler. Nihayet 30 Ağustos Başkomutanlık Meydan Muharebesinin zafer haberi ile halk bayram halinde ve her taraf Ay Yıldızlı bayraklarımızla donanmış vaziyette.

SONUÇ OLARAK

          Bir ulusun top yekûn var olma, yok olma mücadelesinin verildiği vatan topraklarının bir köşesi de BEYKOZ’UN AKBABA KÖYÜ’dür. Akbabalılar sahip oldukları şanlı tarihlerini edinebilmek için AĞABABA KİTABI’na başvurabilirler. MÜKERREM HOCA’ya gelince Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından Beyaz Kurdeleli olarak İSTİKLAL MADALYASI ile onurlandırılmıştır.

        Bizleri düşman istilası ve zulmünden kurtaran şehitlerimiz, gazilerimiz ve kahramanlarımız ile birlikte örnek bir din adamı olan Canfeda Hatun Cami İmamı Şeyh Mükerrem Hocayı rahmetle anıyor, kendisinden ve silah arkadaşlarından helalık diliyor,AĞABABA adlı Romanı ile bizlere bu tarihi gerçeklerin aktarılmasında emeği geçen ve katkısı olan Mükerrem Haca’nın torunlarından Sayın Osman AKBAŞAK’a şükranlarımı sunuyorum. 

Anahtar Kelimeler: Ferda Kazancıbaşı, Dost Beykoz, Ömer Barkan, Akbaba

reklam
Diğer Yazıları

DOST BEYKOZ

"Beykoz'un Hür Gazetesi"