Röportajlar

AK Parti zaferinin gizli kahramanı

AK Parti zaferinin gizli kahramanı
2014.07.17 00:00
| | |
11945

Mustafa Gürkan... Son dört seçimde AK Parti Seçim Koordinasyon Merkezi’nin Başkanlığını yaptı.

İlçe Başkanı Adem Sefer’in sağ kolu. Yani? Ona kısaca ‘AK Parti’nin Beykoz’daki BEYNİ’ diyorlar.  Üniversite mezunu… Son derece alçakgönüllü bir kişi; aşırılıklardan kaçınıyor. Hemen her toplantıda onu görebilmek mümkünken, sesini duyabilmek çok kolay değil. Oysa onu bir kenarda not alırken ya da stratejik hesaplar üzerine derin derin düşünürken gözlemleyebilirsiniz... 

AK Parti’nin yenilenen binasının birinci katında karşılıyor bizi Mustafa Bey... Gözlerindeki yorgunluğu sıcak tebessümüyle gizlemeye çalışıyor. Odasına geçerek röportaja başlıyoruz. İlk dikkatimizi çeken, kendisine olduğu kadar partisine ve çalışma arkadaşlarına da duyduğu büyük güven... Mustafa Gürkan, AK Parti’ye güveniyor. Her kademesini de ayrı ayrı övüyor:“Küçük iş yoktur, küçük insan vardır” diyor. Notlarımızın arasına alı veriyoruz bu özlü sözü... 

Dengeli bir tutum izliyor siyasette. Genel Başkan ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ı seviyor ve saygı duyuyor. Beykoz Belediye Başkanı Yücel Çelikbilek için de aynı şeyleri söylüyor ama ekliyor: “Ben hayatımda Genel Başkanım dahil hiç kimseyi kutsallaştırmadım! Her insanın artıları ve eksileri vardır, her zaman buna göre değerlendirme yaptım.” 

Dost Beykoz soruyor, AK Parti’nin Beykoz’daki ‘beyni’ Mustafa Gürkan yanıtlıyor. Bir seçim zaferinin perde arkası ise bu röportajla aralanıyor... 

İlk olarak sizi tanımakla başlayalım. Mustafa Gürkan kimdir? 

“1973 İstanbul Beykoz doğumluyum. 3 kuşaktır burada doğan büyüyen bir ailenin ferdiyim. Dedem, 10 yaşında İstanbul'a gelmiş: Rizeli. 3 kuşaktır burada büyümüşüz. Daha geriye gidersek, Kurtuluş Savaşı için gelmişler. 1920'lerde 1930'larda... 

Ben tahsilimi burada yaptım: İlk ve orta Öğretimimi... Lisans İstanbul Üniversitesinde’ydi. Gençlik döneminde siyasetle ilgili olamadım. Ortaokulu Fevzi Çakmak’da... Liseyi Ferit İnal’da... Üniversiteyi de İstanbul Üniversitesi’nde okudum, Edebiyat Fakültesi’ni bitirdim. Şimdi de Bahçeşehir Üniversitesi’nde Yüksek Lisans yapıyorum. 

O dönem siyasetin içinde yer almadım ama her zaman ortaokuldan itibaren ilgiliydim. Oyumu hep Refah Partisi’ne attım. MHP'yi de tasvip etmiştim. Ülkü ocaklarından arkadaşlar çağırıyordu ancak tam oturmadı kafama orası...” 

Siyasetin dışında neyle ilgileniyorsunuz? 

“Benim ailem taşımacılık işiyle uğraşıyor 1950'lerden beri. İlk geldiğinde balıkçılık yapıyormuş ancak daha sonra taşıma işine dönmüş. 1980’lerin ortasında aile şirketi kuruluyor. Ailenin muhalefetine rağmen ben de taşımacılık sektörüne girdim. Kurduğum danışmanlık şirketim var. Şu anda faaliyetimi ticaret ile yürütüyorum. 

Siyasete ilk adım nasıl oldu?

AK Parti kurulduğunda 2002 yılında siyasete girdim. Gençlik kollarında yer aldım. İnsanlar bir şeyleri beğenmiyorsa, zorla kimseye sevdiremiyorsun. Dost sohbetlerinde fikirlerin içerisinde yer alıyorduk ama nasip olmadı. AK Parti’nin kurulduğu dönemlerde ise şöyle diyebilirim: İnsan artık tribünlerden sahaya inmek istiyor. Yani konuşup fikir paylaşmak yetmiyor. 

Ben 1973 doğumluyum benim 20'li yaş dönemim kaostu. Bugünkü gibi gençlerin olanakları çok fazla değildi. Ezik ve öteki gibi büyümüyor şimdi çocuklar. Ancak biz, 1990'larda 20'li yaşlardayken bu imkanlar yoktu. 

O dönem zaten bu camianın yeni yeni hareketlendiği bir dönemdi. Çember o kadar geniş değildi. Neticede bu bir kısmettir. Sonuçta bu gelişti gelişti ve 2002'de parti kurulurken, kurucu ilçe başkanımız Dr. Ahmet Batu ile yollarımız kesişti. O zaman eski Beykoz olarak düşünüyorum. ‘Gençlik kolu başkanını Tokatköy’den seçelim’ diye bir düşünce ortaya atıldı. Sonra bizim bir abimiz var Vahdet Abi. Sağolsun o geldi; 2002'nin Ocak ya da Şubat ayıydı. 

'Ben' dedi 'Senden bahsettim' dedi. benim CV’mi aldı. Ahmet Bey de beni çağırdı. Burada tanıştık kendisiyle... Beni sağ olsun beğendi. Öyle başladık.” 

İlk dönemleri nasıldı? 

“Siyaset şöyle bir şey: Aradıklarınızı bulamıyorsunuz ama başka şeylerle de karşılaşıyorsunuz. İlk 1 yılda ben hem teşkilatlanma hem de büyük bir seçime hazırlanmayı gördüm. 

Ben bugüne kadar teşkilatta görev alan herkesi tanıyorum. Bu tabi sevgiyle ilgili bir durum... Eski kaymakamımız Aydın Bey'le ile ilgili bir anımız vardır. Bir gün otururken Başkan Çelikbilek: ‘Ne yapacaksın yarın?’ diye sormuştu. Aydın Bey de: ‘Evdeyim kitap okuyacağım. İki gün üst üste evde olup da kitap okumasam kendimi kötü hissediyorum’demişti. Hep aklıma Aydın Bey gelir. Ben de öyleyim. İki gün üst üste partiden ayrı kaldığımda kendimi kötü hissediyorum. Bu artık alışkanlık olmuş. 

2004 yılında yerel seçimlerinde biz gençlik kollarındaydık. Gençlik kolları başkanımız Nazım Kartbak geldi ve ‘Sen yaştan dolayı artık üç beş ay sonra burada yer alamayacaksın. Gel, birlikte gidip meclis üyesi olalım’ dedi. O dönemde Belediye Meclis Üyeliği benim ilgimi çekmiyordu. Teşkilatta öğrenecek çok şey vardı. Ben teşkilatta kalmak istediğimi söyledim.‘Bak’ dedi, ‘Dışarıda kalırsın, sana vermezler gençlik kolları başkanlığını’ diye uyardı. ‘Olsun, sıkıntı değil’ dedim. O dönemde üç arkadaşımız Meclis'e girmişti.” 

Kimdi o kişiler anımsıyor musunuz? 

“Nazım Kartbak, Mesut Türkeri ve Erdoğan Coşkun Çap. Hatta o dönem bir tane arkadaşımız Büyükşehir Meclis Üyesi olacaktı. Yüksekokul mezunu olmadığı için olamadı. Belki ben kabul etseydim, ben olacaktım. O gün meclise girme teklifini kabul etseydim, bugün belki çok farklı bir yerde olacaktım ama ben teşkilatta kalmayı istedim. 

Aslında burada şunu da itiraf etmeliyim: Henüz 2 yıllık siyasi tecrübeyle, nasıl bir sistemde çalıştığını bilmediğim belediyede yer almak istemedim. Ben kontrol edemediğim ortamlarda olmayı istemem.” 

Sonra ayrıldınız mı Gençlik Kollarından? 

“Evet, sonuçta teşkilatta kaldım ancak gençlik kollarında artık yer alamadım. Ben de mahalle temsilcisi olarak devam ettim. Mahalle yönetiminde normal toplantılara katıldım. Akabinde de 2006'da yeni bir kongre oldu. Sağolsun, Ahmet Başkan bizi kongrede değerlendirdi. Ben sadece gittim CV'mi bıraktım. 2006'da yapılan kongrede ilçe yönetimine girdim. 

2007'de Ahmet Bey'in istifası sonrası Adem Sefer ilçe başkanı oldu. Ben o dönem Seçim İşleri Başkanı oldum. Yani daha önceki görevim 2006'da Teşkilat Başkan Yardımcılığıydı. Hasan Çelebi'nin yanındaydım. 2007'de de bana icra yapmam önerildi. Ama ben şunu düşünüyordum: ‘İşin altını doldurarak yapmak lazım’... O dönem ki kendi işlerimi de düşününce icraya girmedim.” 

Burada ‘yeni’ isimlere mesaj mı veriyorsunuz? 

“Ben partiye yeni gelenlere de söylüyorum: ‘Bir partiye girdiğinizde hemen icraya girmeyin’ diyorum. Aktif bir kişinin yardımcısı olsunlar. Çünkü en pasif gibi görünen bir icranın başındaki kişi de aslında bir vitrindir. Küçük iş yok; küçük adam vardır. Küçük bir yer gibi görünür ama siz orada öyle bir çalışırsınız ki, yeni bir şeyler filizlendirirsiniz. 

Ben şu ana kadar toplam 8 yıldır ilçe yönetimindeyim. Yine yaklaşık 7 yıldır da İcra Kurulu'ndayım. 2007'de Ahmet Bey'in milletvekili olabilmek için istifası sonrası Adem Bey icra teklif etti. 2007 Mayıs ayıydı. Seçime 45 gün varken seçim işlerinde yer almak çok önemliydi. Riskti aslında yani...”

Peki 2014 seçimlerini nasıl değerlendiriyorsunuz? 

“2014 seçimleri için Metin Külünk Abi'nin söylediği bir söz vardı: ‘İstanbul'da sahada en zor çalışılacak yer: Beykoz'dur’. Aslında Beykoz'da bir mülkiyet sorunu var. Bu çözüldüğü zaman devamında başka sorunlar da çözülecek; mesela işsizlik sorunu çözülecek. Ancak en önemlisi mülkiyet sorunu elbette.” 

AK Parti kazandıysa da zor muydu süreç? 

“Şunu söylemek gerekiyor: Sıkıntıları yıllardır devam eden bir ilçede yani Beykoz'da aslında muhalefet yapmak çok kolay! Diğerleri de muhalefet yaptı, doğal olarak... Ancak şu var: Doğru muhalefet yapmadılar. Ben mesela muhalefette yer almış olsaydım, çok farklı yerlerden ve tam böyle 12’den vururdum! Ama onlar bunu yapmadılar. Genelde Türkiye'de yaptıkları gibi yaptılar: Kolay muhalefet, zahmetsiz muhalefet yaptılar. 

Bence sahayı ciddi ölçüde kirlettiler. Ama akılcı muhalefet yapsalardı, olay çok daha başka boyutlarda olabilirdi. Tabi bu sahası kirli olan yer, açıkçası başlangıçta bizi ürküttü. Yine de AK Parti çok büyük bir teşkilat... Doğru bir enerjiyle yönlendirildiğinde bunu sahaya yansıtabiliyor. Çünkü biz artık Beykoz'u mahalle mahalle, sokak sokak ve neredeyse ev ev biliyorduk...”    

Peki, AK Parti’nin Aday Adaylığı sürecini nasıl değerlendiriyorsunuz? 

“Şimdi aslında Beykoz, İstanbul'un en eski yerleşim yeri. Ancak buna karşın ‘sağ’ olarak da ‘sol’ olarak da istikrarlı siyasetçi yetiştirmek konusunda maalesef çok başarılı değil... 

Yücel Çelikbilek'e baktığınız zaman ise bu istikrarı yakalamış bir kişi görüyorsunuz. Yani bakın ANAP'ın Doğru Yol Partisi’nin ve hatta Refah Partisi’nin geçmiş zamanlarda öne çıkmış siyasetçilerine? Bugün onları göremezsiniz. Ancak Yücel Çelikbilek hep olmuştur ve istikrarını da sürdürmüştür. Şu anda İstanbul siyasetinde, Türkiye siyasetinde sürekliliği olan bir tek Yücel Çelikbilek var. Bu anlamda diğer isimler zaman zaman yükselse de en istikrarlısı yine Yücel Çelikbilek olmuştur.  

Aslında ben Yücel Çelikbilek'i 2009 seçimlerinde tanıdım. İl toplantısı vardı Belediye Başkanları'nın katıldığı. Biz üç kişi oraya gittiğimizde, bir baktım 39 ilçe de kalktı tebrik için kuyruğa girdi. Bakanlar geliyor, milletvekilleri geliyor. Ben o zaman anladım ki bu adamın ciddi bir ‘backround'u var, arka planı var. Tabi muhatabımızın kim olduğunu ilk defa o zaman hissettim. Yücel Çelikbilek ismi Beykoz'un ötesinde de çok ağırlığı olan bir isim. Tecrübesi olan bir isim. Şimdi aday adaylığını değerlendirirken bunu bir bilmek lazım. Karşımızda camia tarafından bilinen, sayılan ve ağabeylik yapmış bir isim var.” 

Peki diğerleri? 

“Diğer aday adaylarına baktığımızda da bunlar tabi bizim bildiğimiz insanlar. Tabi burada artı ve eksiyi düşündüğümüzde Yücel Bey'in de artıları eksileri vardır; diğer adayların da artıları eksileri vardır. Ben Genel Başkanımız başta olmak üzere hiç kimseyi kutsamadım! Herkes eksi ve artılar üzerine kuruludur. 

Herkes aday olabilirdi ancak Beykoz çok farklı bir yer. Diğer aday adaylarına baktığınızda şunu görürsünüz: Yücel Bey ile aralarında sıklet farkı var. Bana ‘Yücel Bey doğru bir aday mı?’ derseniz, şunu söylerim: Yücel Bey'in üzerine çıkabilecek bir aday ancak AK Parti Genel Merkezi'nde var. Bir şeyleri doğru oturup, doğru tartmak lazım. Yücel Çelikbilek'in sosyal ve siyasal algısı, diğer adaylardan çok yüksekti.” 

Sizin kazanmaya yönelik stratejiniz nasıl şekillendi? 

“Siyasette insanların beklentileri hep büyüktür. Şimdi ‘Bismillah’ diyerek bu ortama giren kişiler, hemen bir üstteki noktanın hayalini kurarlar. Seçim Koordinasyon Merkezlerinde arkadaşlarımız vardı, çalıştılar. Biz ise görevlendirme yaparken kimseyi kırmamaya çalıştık. Herkes her yere talip oluyor ama ne kadar içini dolduracağını bilemeyebiliyor. Bizim de burada aday adaylık sürecinde, belki bir takım kırılmalar olmuştur. 

Ancak bu hareketin o kadar güçlü enerjisi var ki, bir 30 kişi yerine yeniden bir 30 kişi alıp yola devam edebiliyorsunuz. Bu yapı içinde ben şunu anladım: Şikayet etmeyeceksin! Yeni bir kadro kurup, yoluna devam edeceksin. 

Bizde, seçim sürecinde istifalar olmuştu ve kadro konusunda sıkıntılar yaşayacağımız düşünülüyordu. Ama yanıldılar... AK Parti büyük bir teşkilat; büyük bir yapı. Belki burada biz 30-40 kişiyle hareket ettik ama sahada neredeyse 1000 kişi vardı. Bunu ben bir futbol takımına benzetiyorum: Hani sezon başında büyük umutlarla alınan oyuncular bazen kötü oynarlar ve hiç umulmadık bir oyuncu çıkar, yüksek performans sergiler, takımı kurtarır ya? Bizim de SKM'de çok umut beklediğimiz kişiler vardır; bazen vasat kalırlar. Ancak hiç beklentiniz olmayan kişiler, bir bakarsınız, topu alır götürürler. Biz de hamdolsun bu süreci başarılı bir şekilde tamamladık.” 

Seçim sürecindeki tahminleriniz neydi? Bilebildiniz değil mi bugün çıkan sonuçları? 

“Ben iki partinin toplam oyunun yüzde 80-85 civarında olacağını düşünüyordum: Yani AK Parti ve CHP’nin... Ancak biliyorsunuz Alaattin Köseler dışarıda kaldı ve bu süreçte Giresunluların oylarında kırılmalar oldu. Biz sahaya baktığımızda, bu ortamda, iki parti oy toplamının yüzde 75-80 civarında olacağını öngörüyorduk. Aradaki önceki tahminimize göre düşüşlerin MHP ve BBP kaynaklı olacağını düşünüyorduk. Biz sonra bunun üzerinden bir hesap yaptık. Yoksa AK Parti’den ve CHP'den azalmalar olacağını öngörüyorduk. Alaattin Köseler'in MHP'ye geçmesi ve BBP gerçeği her iki partiden de oyların azalmasını gerektirecekti. 

Burada şunu da söyleyeyim: CHP'nin bir 30-35 oyu zaten var. Beykoz'da kemikleşmiş. Dolayısıyla 'Biz ne yapabiliriz?' diye düşündük. Cumhuriyet Halk Partisi'nin olağanüstü durumlarda yüzde 36'yı geçemeyeceğini seçimlerden önce gördük. Bütün seçim stratejimizi de bunun üzerine yaptık. 

İki durumu da düşündük: Birincisinde felaket senaryosu yazdık, diğerinde de daha çok ne yapabilirsek artırabilirizin yollarını aradık. Bundan sonra mahalle mahalle, sokak sokak araştırma yaptık. Burada gece gündüz çalıştık. Mahalle temsilcilerimizle toplantılar yaptık. Örneğin İncirköy'deki arkadaşımız söyledi: 'Arkadaş, benim elimdekiler bu. Artılarım bu, eksilerim bu' dedi. Örnekköy söyledi: 'Benim fotoğrafım bu' dedi. Tek tek herkesi; bu teşkilattan yolu geçen hemen herkesi dinledik ve bir genel fotoğraf oluşturduk. Bunu dosyaladık ve paylaştık. Belediye Başkanımıza da İlçe Başkanımıza da dosya halinde sunduk. Tüm rotamızı da bu eldeki plana göre belirledik. 

Özellikle Ocak ayından bu güne bakarsak, ilk günlerdeki saha havasıyla, son günlerdeki saha havası arasında çok büyük farklar olduğunu söyleyebiliriz. Kendimizi en acımasız eleştiriyi yaparak, kendimizle ilgili doğru fotoğrafı da belirleyerek yola devam ettik. Seçmenimize de teşkilatımıza da son derece dürüst olduk. Önce seçmene ‘can’ olmak lazım, ‘yoldaş’ olmak lazım. Biz bunu başarmaya çalıştık.” 

Seçim sonuçlandığında neler düşündünüz? Nasıl yorumladınız? 

“Bugün seçim olsa başka bir sonuç çıkar, yarın olsa farklı çıkar... Beykoz seçmeni o kadar değişken ki... 

Seçim öncesi bizim yaptırdığımız günlük anketler hep farklı sonuçlar verirdi. Bir günü bir gününe tutmazdı. Ancak biz AK Parti olarak, Ocak ayından itibaren, Şubat ayından itibaren sahayı komple kontrol etmeye başladık. Bundan sonra da kademe kademe üzerine koyduk.” 

Yani başarılıdır diyebilir miyiz AK Parti için? 

“Ben alabileceğimiz maksimum oyun 45-46 olacağını söylemiştim. Beykoz'da bu yerel motif olduğu sürece mutlaka bir kişi çıkacak. Geçtiğimiz seçimde Şenel Ustabaşı'ydı bu dönem Murat Miniç çıktı.” 

Hemşehricilik mi bahsettiğiniz? 

“Evet kesinlikle, kesinlikle” 

Peki, bu hemşehricilik yönteminin başarılı olacağını düşünüyor musunuz? 

“Eğer başka şeylerle desteklenirse başarılı olunabilinir. Ancak siz, büyük bir parti içerisinde sadece hemşehricilikle başarılı olamazsınız. Ha şu vardır: Sizin çok güçlü bir sosyal kimliğiniz vardır, siyasal kimliğiniz vardır; ekip çalışmasını çok iyi bilirsiniz... O zaman bu yerel motif sizi destekleyebilir. Ama sadece yerel motifle bir şey yapamazsınız. İnsanlar karar verme noktasında sizi yeterli görüyorsa, yerel kimliği de size yakınsa oy verebiliyor. Ben Beykoz'da küçük de olsa her zaman bu yerel motiflerin etkili olacağını düşünüyorum.” 

Beykoz’u neler bekliyor peki önümüzdeki 5 yılda? 

“Şimdi baktığınız zaman genel seçimlerde yüzde 50'yi aşan oy aldı AK Parti. Biz de Beykoz'da yüzde 46 oy almışız. Bu yerel motifleri de kırılganlıkları da eklersek, yüzde 50'ye yakın. Yani her 2 Beykozlu'dan 1'i bize oy vermiş. Bu kadar sıkıntılı bir bölgede yapmış bunu. Şimdi başta Başkan olmak üzere, onun etrafında görev alacakların, parti teşkilatının yani bizim sorumluluğumuz daha da arttı. Her iki kişiden birinin oyunu aldın sen! Bu ciddi bir emanettir... Şimdi bizim iyi bir ekipman kurup, bu emaneti doğru taşımamız gerekiyor. Bu geçiş döneminde Beykoz'un imkanları da inşallah genişleyecek ve ben şöyle düşünüyorum: Beykoz, 60 yıl sonra İstanbul'la çok ciddi bir entegrasyon yaşayacak.

Bakınız, 3. köprü... Beykoz'dan geçmeyecek ama ne getireceği bilinmez... Bununla beraber Kanal Riva projesi... Üniversiteler... Bence bu dönem Beykoz, İstanbul’la 60 yıldır geç kalınmış entegrasyonunu tamamlayacak. Bu dönem belki de en güçlü cazibe merkezlerinden birisi olacak. Bizim bu entegrasyona hazır olmamız gerekiyor. Bir de Beykoz'da yaşayanlar olarak, bu entegrasyonun içerisinde hangi siyasi yapıdan olursa olsun, daha etkin bir rol almamız lazım. Bu süreci yöneten olmamız lazım. Ben inanıyorum ki, bu dönem çok daha yaşanılır, çok daha özenilen bir yer olacak.” 

Peki siyasi anlamda AK Parti’nin Beykoz’da geleceği nasıl olacak? 

“Söylemiştim: Bu tempoya alışınca, bu tempodan vazgeçemiyorsunuz... 

Ben şöyle düşünüyorum: Beykoz'daki demografik değişim AK Parti'nin aleyhine işliyor. Siteler olsun, villalar olsun. Hep CHP'nin işine yarıyor. Ancak biz teşkilat olarak, camia olarak bu 5 yıllık dönemi iyi bir şekilde değerlendirebilirsek, gelecekte 2019 yılında yapılacak seçimin bizim için daha kolay olacağına inanıyorum. Çünkü biz artık bir takım şeylere daha farklı bakacağız, daha farklı yorumlayacağız. 

AK Parti'nin geleceği için bir şey söyleyemem ama şu konuya dikkat çekmek isterim: AK Parti her seçimde farklı tecrübeler ediniyor. Bundan önce 6 büyük seçim olmuş ve tarihte böylesi 6 büyük seçimi kazanan bir parti yok. Yani aslında Genel Başkanımızın kendisi de bu tecrübeyi yaşayarak ediniyor. Bunun örneği yok çünkü... Onun için de bir öngörüde bulunmak zor. Ama şu var: Biz bir dahaki seçimi daha rahat kazanmayı düşünüyoruz.” 

Dost Beykoz / Özel Söyleşi 

Anahtar Kelimeler: Beykoz Güncel Haberler, Mustafa Gürkan, Seçim Koordinasyon Merkezi, Yerel Seçim, AK Parti, Röportaj

reklam
0 Yorum

Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı

Yorum yaz

DOST BEYKOZ

"Beykoz'un Hür Gazetesi"