Ağzı olan konuşuyor!

  • 20.11.2020 19:02
  • Okunma: 547 kez

Bazıları “Ağzı Olan Konuşuyor” diyerek kendi ağzını som altından sanıyor herhalde!

Elbette; kulağı olan duyuyor, burnu olan kokluyor, dudakları olan öpüyor” demek gibi gafilce ifadelerdir bunlar.

Ahmet Altan’a, yazım ustalığının en somut ölçüsü nedir diye sorulduğunda; yanıtı çok netti:

Zamana dayanıklılık

Ahmet Altan'ın dünya görüşünü beğenir veya beğenmezsiniz, Fetocu’dur, ya da değildir oralar beni ilgilendirmez; Zeki Müren’in özel yaşamı nasıl beni ilgilendirmezse o da ilgilendirmez. Ama toplumsam somut doğru ve yanlışları hepimizi ilgilendirir…

Demek ki; asıl sıkıntı bir kimsenin ağzı olup da konuşması değil, ağzı olup da zamana dayanıklı veya dayanaksız konuşmasıdır.  Zaten dayanaksız ve dayanıksız konuşanlara, “laf olsun, torba dolsun” yakıştırması yapılır…

Aynı ölçüler köşe yazarı, gazeteci, sanatçı, siyasetçi, tüm bilim insanları için de geçerlidir.

Örneğin kaç Levent Kırca, kaç Atilla İlhan, kaç Nazım Hikmet daha yetişmiş bu topraklarda?

Yüzyıl, on yıl, bir yıl, bir, ay, bir hafta önce yazılan veya söylenenlere bakmalı; kim, zamana hala dayanan ve geçerliliği olan yazılar yazmış, kimin söyledikleri veya yazdıkları ise tarihin çöp tenekesine gitmiş?

Kim önce söyledikleriyle, hala söyledikleri arasında çelişkiye düşmemiş, kim asılsız, kim dayanaksız yazı yazmamış, söylememiş? İşte edebiyatçılar, yani yazım ustalara bunlara bakarlar; sonradan görme kibirli mevki sahiplerinin dayanaksız ve dayanıksız söylediklerine değil…

Ağzı olan konuşacak tabi, yüzü olmayanların kolaylıkla zırvaladığı bir ilçe veya ülkede hem ağzı, hem yüzü olanların konuşmalarından rahatsız olanlar; kestane çıkmış, kabuğunu beğenmemiş örneği olmalı…

Konu siyaset, spor, sağlık ne olursa olsun; konuşmak, yazmak, nefes almak gibi insanın kendisini ifade etmesi demektir, her canlının en önemli mutluluk nedeni de kendisini ifade etmesidir; öyleyse uzanamadığımız ciğerlere mundar demesek daha iyi ederiz.

Toplumumuzda, sık kullanılan saçma, sapan bir tümce daha vardır; özellikle sırtını kuvvetliye, yani iktidara dayayıp, mazluma karşı sorunlarını tetikçileriyle çözen Sahte Kabadayılar çok kullanır bu sözü peynir, ekmek gibi kullanırlar:

 “aklını alırım”…

Bu tümceyi ne zaman duysam önce kızar, sonra güler ve düşünürüm; direk bana söyleselerdi, şöyle cevap verirdim herhalde…

Niye?  Benim aklımı kendi aklından daha mı üstün buluyorsun, yoksa sende akıl azaldı veya hiç kalmadı da benim aklıma mı ihtiyaç duyuruyorsun? Dur bu akşam sana bir kopya göndereyim olur mu?”

Biliyoruz, aslında “korkudan çıldırtırım” tehdidini savuruyor; ama içi kin, nefret, şiddet ve öfke dolu bir tümceyle bunu ifade ediyor. “Laf olsun, torba dolsun” diyor yani; boş, nafile zırvalıyor.

Ne mertçe ve ne Türkçe açık bir mesaj veriyor, ne de insanlığa ders çıkarılacak örnek bir tümce oluşturuyor…

Ülkemiz böyle olmamalı elbette, konuşulan her söz, paylaşılan her satır mutlaka dayanaklı ve dayanıklı olmalı…

Yoksa ağzı olan da konuşsun, kalem tutan da yazsın nasıl olsa dayanaklı ve dayanıklı sözcükler baki kalıyor…

Şikâyete ne gerek var?

Lafı dolandırmanın, minder güreşçisi gibi arkaya dolanmanın manasını henüz kimse mertçe bulmadı, varsa somut dayanaklı bir şikâyet olan evelemeden, gevelemeden apaçık yazsın ama başkalarını değersizleştirme alışkanlığından da artık uzaklaşsın.

Eğer noter veya mazide icraatlarıyla onanmış biri değilse, en nazik bir dille; “hangi sıfatla yerel veya ulusal düzeyde insanları değersizleştiriyor veya küçümsüyorsun?” Derler…

Anahtar Kelimeler:

Yazarın Yazıları