“Evet, dostlar gerçekten acınacak hallere düştük.
”
Acınacak hallere düştük
Evet, dostlar gerçekten acınacak hallere düştük.
Daha doğrusu, yürekler acısı hallere düşürüldük.
Bu acınacak ahvâlimizi ÖRNEKLERİYLE anlatacağım.
Nasıl ve niçin düşürüldüğümüzü belgeleriyle ortaya koyduktan sonra da ÇÖZÜM ve ÇÂRELERİNİ, gayet net olarak takdim edeceğim, inşâAllah.
BİRİNCİ ÖRNEK:
Son yıllarda sokak röportajları yapmak, çok rağbet görür oldu.
Fakat doğru yerlerde, doğru zamanlarda ve tarafsız alanlarda yapılması şarttır.
Sokaklarda, her çeşit, her görüşte ve her fikirde insan olduğu için, ülke ahvâlimizi yansıtır.
İşte böyle bir sokak röportajında herkese, “Allahüekber, ne demek?” diye soru soruluyor.
Araştırma, genellikle 50 yaş üzeri kimselerle yapılmış. Sorunun doğru cevabı; “Allah en büyüktür” olması gerekirken, şu ilginç, ibretlik ve cahilce cevaplara bakınız:
CEVAPLAR: “Namaza gelin demek.” “Bilmiyorum”. “Birden sorduğunuz için hatırlayamadım”. “Camiye gelin demek.” “Dinî soruları bana sorma.” “Git Tayyibe sor”. “Namaz vaktidir, demek.” “Ben bilmiyorum.” Vs.
- Maalesef tek bir kişi bile doğru cevabı veremedi.
Şimdi siz; “belki o anda hep bilmeyenlere rastlandı” veya “doğru cevap veren kişi yayınlanmamıştır” diye de düşünebilirsiniz.
Şimdi lütfen şu ikinci ve üçüncü örneğe dikkat!..
İKİNCİ ÖRNEK:
Bu röportajı bizzat bendeniz, 20 sene kadar önce yapmıştım.
Üstelik te Kavacık Yıldırım Bayezid Camiinin avlusunda, 50-60 Yaş üzeri ve sürekli 5 vakit namaza gelen cemaate yaptım.
O günlerde camiimize, Diyanet İşleri Başkanlığından bir afiş asılmıştı.
- Afiş, KUTLU DOĞUM HAFTASIYLA ilgiliydi.
Afişte en büyük harflerle; “MEVLİDİ NEBEVİ KONFERANSI” yazıyordu.
Ben en az 20 kişiye; “MEVLİDİ NEBEVİ KONFERANSI, ne demek?” diye sordum.
Yemin billâh söylüyorum ki, sadece 3 kişi doğru cevap verdi.
Bunların birisi de Camiimizin dernek başkanıydı.
Diğerleri, genellikle sallama ve yorum niteliğinde cevaplar verdiler.
Bir kısmı da epey düşünerek, “hatırlayamadım” veya “bilmiyorum” diyebildi.
Çok az kısmı ise “konferans ne demek biliyorum da, diğer iki kelimeyi bilmiyorum” dediler.
Oysa cami cemaatinin “mutlaka bildiği zannedildiği” için, bu başlık seçilmişti.
Bu başlık cümlesinin doğru açılımı, şöyleydi:
MEVLİD= “Doğum” anlamındadır.
NEBEVÎ= “Hz. Peygamberle ilgili” demektir.
KONFERANS= “İlgili konuda, uzman bilim adamı tarafından, dinleyicilere bilgi vermek için yapılan, uzun, belgesel ve detaylı konuşma türüdür”.
Yani; “Hz. Peygamber’in Doğumuyla ilgili Konferans”.
(Cemaat KONFERANS’I biliyor, Dinî kelimeleri maalesef bilmiyor!)
ÜÇÜNCÜ ÖRNEK:
Camiimizin imamı anlatıyor. “Önceki imamlık yaptığım camide, camiimizin ahşap olan kısımlarını, cami cemaatimizden bir arkadaşa boyatıyorduk. Ertesi gün boyama sırası, dış kapıya gelmişti. Fakat usta gittikten sonra, ertesi günün Cuma olduğu aklımıza geldi. Cuma saatine kadar dış kapının boyası kurumamış olacağından, cemaate bulaşacağını düşünerek, kapının boyatılmasını iptal etmeye karar verdik. Dış kapının hemen yanındaki büyük İLÂN TAHTASINA, kalın harflerle {DİKKAT. USTAM DIŞ KAPIYI SAKIN BOYAMA. BAŞKA YERLERE GEÇ} yazdık”…
“Cumadan önce selâ vermek için camiye geldiğimde, bir de baktım ki usta dış kapıyı bitirmek üzere. Hiddetle N’APTIN SEN USTAM! Baksana biz sana şu ÎKÂZI yapmıştık. Bu İlân tahtasındaki KOSKOCA YAZIYI GÖRMEDİN Mİ? ..Dediğimizde, öyle bir cevap verdi ki kendimden utandım.
“Evet, gördüm hocam. Gördüm de ÂYET veya HADÎS ZANNETTİĞİM İÇİN, HİÇ OKUMADIM.”
OYSA gerçekte, Ayet ve Hadis-i Şerifler, her şeyden çok daha önemli ÎKAZLAR değiller mi?
- ŞİMDİ MUTKALA BİLMEMİZ GEREKEN GERÇEKLERİ DÜŞÜNELİM:
Sen, ben, o, muhtarımız, belediye başkanımız, kaymakamımız, valimiz, hatta Cumhurbaşkanımız, hepimiz KESİNLİKLE ÂHİRET YOLCULARIYIZ.
Üstelik de şu Dünya Misafir hanesine, sadece Yüce Yaratıcımız olan Allah’ı cc. lâyıkıyla tanıyıp, O’NA cc Kulluk ve İbadet için yaratıldık.
Yani, şüphesiz hepimiz SINAVDAYIZ ve bu sınavı da kesinlikle kazanmak zorundayız.
Gerçekler böyleyken; 100 seneden beri Milli Eğitim Müfredatımızda, bu GERÇEKLER maalesef ört-bas edildi. Hatta ilk 50 senede tamamen yasaklandı.(Önceki yazıma bakınız.) Bu gerçekleri gizli gizli öğrenmeye çalışanlar, maalesef Jandarma zoruyla yakalanarak ya işkencelerle, yâ ağır cezalarla, yâ da fâili meçhullerle veya İDAM edilerek cezalandırıldılar.
- Ortaya da işte böyle ‘GERÇEKLERE CÂHİL’ bir nesil çıkarıldı. Dost acı söyler.
Şu anda bile, bu GERÇEKLERİ okullarımızda öğrenmek, maalesef zorunlu değil, seçmeli!
KESİN ÇÖZÜM: 100 Seneden beri, zorunlu olarak NELERDEN MAHRUM EDİLDİYSEK,
işte O GERÇEKLERİ zorunlu olarak, Milli Eğitim Müfredatımızın her aşamasında, konu uzmanları tarafından titizlikle öğretmektir. Vesselâm.
YORUMLAR