Makaleler

Açık saçıklık, medeniyet mi?...

2014.07.26 00:00
| | |
9215

Açık-saçıklıktaki veya daha da ileri safha olan fuhşiyattaki özgürlük, asla özgürlük değil, aksine insanlığın ve de özellikle gençlerin, Şeytana ve nefislerine bir nevi esarettir.

 

Ayrıca; insanlık geleceğinin karartılmasıdır, belki de tamamen mahvedilmesidir.

Daha açık bir ifadeyle ve bir başka anlamda, vahşettir. Hele hele “medeniyet”, hiç değildir…  

Bu asla bir iddia değil, gerçeğin tâ kendisidir, şöyle ki: İslam’dan önceki asr-ı cehalette, kız çocuklarını diri-diri toprağa gömen insanlara tek kelimeyle “VAHŞİ” diyoruz. Bu eyleme de hiç tereddüt etmeden “VAHŞET” diyoruz.  Bu tespite, elbette hiç kimsenin itirazı olmaz ve olamaz, değil mi?...      

 

Şimdi; mevsimi ve aktüalitesi nedeniyle, bu konuda çok ciddi bir tahlil yapalım:

A- İslam’dan önceki cehalet asrının putperest insanları, bu vahşetleriyle, o asırda yaşayan yüzlerce, belki de binlerce masum kız çocuklarını katlettiler. Bu vahşet asla küçümsenemez, fakat o masum kız çocuklarına verdikleri zarar, sadece dünya hayatlarındaki geri kalan ömürlerini gasp etmektir. Vahşice bitirmektir.

B-   Bir de şu çağdaş asrımızdaki akıl almaz vahşete, MEDENİYET adına kadınları açıp-saçmakla, bu masum gençliğe neler kaybettirdiklerine bakalım.

Açık-saçıklık, akabinde ki fuhşiyat ve porno özgürlükleri nedeniyle, mahvolan gençliğin akıbetini masaya yatıralım, bakalım neler göreceğiz!...

 

·        Öncelikle; şu sorulara mutlaka makul bir cevap bulunmalıdır:

-İnsan, şu fani dünyaya niçin gönderilmiş? Bu dünyadaki aslî görevi ne? Bu dünyadan nereye sevk edilecek? Sevk edildiği yerdeki akıbetini, neyle ve nasıl kazanacak?...

Bu tür soruların cevapları, herkesin en önemli problemidir ve mutlaka bilmek zorundadır.

·        Bütün bu tür soruların cevapları, bizlerin ve şu Kâinatın yüce Yaratıcısı tarafından gönderilen, tüm semavi kitaplarda açık-seçik anlatılmış.

İyice açıklanması için, şu insanlık âlemine binlerce Peygamberler görevlendirilmiş. Yüz binlerce Peygamber varisleri olan âlimler, Mezheb imamları, Kutup imamları, Müceddidler ve Bediüzzamanlar ile takviye edilerek, bu önemli malumat tüm asırlara yayılmış.

Bu dünyanın “bir HAN misali”, gelip geçici bir konaklama yeri olduğunu, bu konaklama sırasında, bir yandan bol bol ikramlar alırken, diğer yandan da İMTİHAN edildiğimiziçok net biçimde anlatmışlar. Asırlar boyu, hatta Hz. Âdem as.’dan bu yana geçen çağlar boyu, sınav gereği Şeytan tarafından çeşitli tuzaklar kurulduğu ve insanların çoğunluğunun bu tuzaklara düşürüldüğü, bu nedenle de İNANANLAR ve İNANMAYANLAR diye ikiye ayrıldığı, bir başka gerçektir. Bu tuzaklar ise çeşit çeşittir. Asr-ı cehaletteki insanların çoğunun, kız çocuklarını “ayıp sayarak ve canlı bir şekilde toprağa gömerek öldürme” tuzağıyla, bu sınavı kaybettiklerini tarih kaydetmiştir. Bu uzun paragrafta vurguladıklarımın tamamı, hiçbir kimsenin asla inkâr edemeyeceği belgesel gerçeklerdir…

 

·        İşte bu gerçekler ışığında, bir de asrımızdaki şeytani tuzaklara bakalım ve âkıbetlerimiz hakkında ciddi bir karşılaştırma yapalım:

Yukarıda arz edilen “A” şıkkında uygulanan vahşet neticesinde, o kız çocuğunun, sadece bakiye ömrü olan, en fazla 100 senesi mahvediliyordu. O baba elbette bu vahşetinin cezasını mutlaka çekecek. Fakat o masum kız çocukları ise hem masumiyetleri nedeniyle, hem de SABÎ oluşları nedeniyle, sınırsız ve ebedi bir ömür olan ahiret hayatlarında, kesinlikle ebedîyen CENNETTE olacaklar. Çünkü Allahın c.c. vaadi böyle…

·        Bir de “B” şıkkına, yani asrımızdaki vahşete bakalım:

Açık-saçıklık, fuhşiyyat ve porno özgürlükleri nedeniyle gençler, nefsanî duygularına yenik düşürülüyor. Namahreme “bakmak” bile HARAM iken, nice haltlar işletiliyor. “Gözlerini harama bakmaktan sakınsınlar” “Zinaya yaklaşmasınlar” emri ilâhilerini aştıktan sonra, gerisi çorap söküğü gibi geliyor. Akabinde ise gayrimeşru bir nesil ve cinayetler kol geziyor. “Sebep olan işleyen gibidir” prensibi gereği, medeniyet adına açık-saçıklığı teşvik edenler, işlenen her günahın bir mislini kendileri de yükleniyorlar. Netice itibariyle her nesilden milyonlarca kişinin, sonsuz ahiret hayatları ebedî bir CEHENNEMazabına dönüşüyor. (Şayet, “NASUH tövbesi” ile bir dönüş olmazsa.)

·        Şimdi, çok ciddi olarak soruyorum.

“A” şıkkındaki, masum bir şekilde toprağa gömülen bir çocuğun babası mı daha vahşi? Yoksa“B” şıkkındaki, dünyaya gönderiliş gayesini öğretmeyip evlâdını serbest bırakan, Dr., Paşa, Mühendis olsun diye milyonlar harcadığı halde, ebedi saadeti için verilmesi gereken eğitimleri ihmal eden ve evlâdının sonsuz hayatını Cehenneme çeviren baba mı daha vahşi? Lütfen elinizi vicdanınıza koyun ve öyle düşünün!...

(Konumuz olmayan 4+4+4 eğitimine, bir de bu açıdan bakınız.)

·        Bir başka ifadeyle tekrar soruyorum:

Varsayalım ki en çok, 100 senelik bir hayatı KATL ile bitirmek mi daha vahşet?

Yoksa, neslini “trilyonlarca seneden milyonlarca kat daha fazla” bir zaman Cehennem azabına iterek sebep olmak mı daha vahşet?...

(İnanmamak; ebedî hayata engel değil, Cennet hayatına engeldir.)

Parmağını MUM alevinde iki dakika bile tutamayan insan, bunları mutlaka düşünmelidir…

·         Oysa Allah c.c. hepimizi uyarmıştı. Bakınız Tahrim Suresi, 6. Âyet:

“Ey inananlar, kendinizi ve aile efradınızı öyle bir ateşten koruyun ki, onun yakıtı insanlarve taşlardır. O ateşin başında gayet katı, şiddetli, Allah'ın kendilerine buyurduğuna karşı gelmeyen ve emredildikleri her şeyi yapan görevli melekler vardır.”“Öyle bir gün ki o gün, ne malın bir faydası olur, ne de evlâdı iyâlin.”(Şuara S., 8.Âyet.)

 

·        M. Âkif Ersoy bu konuyu, birkaç şiirinde çok güzel dile getirmiştir:

Medeniyetse şayet, soymak emânet bedeni. Hayvanlar bile senden, çok daha medenî...

Tükürün milleti alçakça vuran darbelere! Tükürün onlara alkış dağıtan kahpelere!
Medeniyet denilen maskara mahlûku görün. Tükürün maskeli vicdanına asrın, tükürün!

Medeniyet! Size çoktan beridir diş biliyor. Evvelâ parçalamak, sonra da yutmak diliyor.

Kucak kucak taşıyor, olmadık seyyi’eyi*. Beğenmezsek, medeniyyet! diyor, oh ne iyi!

Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir îmânı boğar. "Medeniyyet!" dediğin tek dişi kalmış canavar?...

·        Necip Fazıl Kısakürek ise bu konuya şöyle imza basıyor:

İnsan hürdür, istediğini giyer elbette. İster dünyada PİŞER, isterse ahirette!...

***

DUÂ: Yüce Rabbim hepimizi, yaratılış gayemizi gereği gibi idrak ederek, her an sınavda olduğumuzun şuuru içinde yaşamayı ve tüm sevdiklerimizle birlikte, imanlı bir şekilde İlâhi HUZÛRA ve Cennete kavuşmayı nasip etsin. Âmin…

Vecize: “Cennet ucuz değil. Cehennem dahi lüzumsuz değil...” (Bediüzzaman.)

***

*SEYYİE= Seyyi' kelimesinin müennes (dişil) şekli olan seyyie, sözlükte kötü ve çirkin olan şeylere denir. Istılahta; şirk, küfür, nifak ve isyan gibi ilâhi irâdeye ters düşen, insanın dünya veya âhirette cezalandırılmasına sebep olan her türlü çirkin (fevâhış) ve isyan olan (meâsî) inanç, söz, fiil ve davranışlara; küçük ve büyük bütün günahlara ve insanlara yapılan kötülüklere de seyyie denir. Çoğulu, seyyiâtdır. (Diyanet.)

Anahtar Kelimeler: Dost Beykoz, Beykoz, Raif Öztürk

Diğer Yazıları

DOST BEYKOZ

"Beykoz'un Hür Gazetesi"