Acaba ne zaman anlayacağız?

  • 29.06.2020 08:59
  • Okunma: 1577 kez

Daha nasıl izah ve ikaz edilelim ki? Yoksa Kıyametle mi?

İllâ Azrail’i AS. Karşımızda görünce mi anlayacağız SINAVDA OLDUĞUMUZU?

Oysa o Ebedî ve sonsuz Ahret hayatımız; şu sonsuzun ( ) yanında SIFIR hükmündeki dünya hayatımızda kazanılmayacak mıydı? İnanmamak sadece Ebedî Cennet hayatına ve ebedî mutluluklara engeldir. Ölüme değil, kabir hayatına değil, haşire(mahşere), kıyamete değil, sırata, mahkeme-i kübra’ya değil, Âhiretteki Cennete veya Cehenneme değil… 

Yüce Rabbimiz bizlere; şu fâni dünyaya niçin gönderildiğimizi, bütün mahlûkatı bize niçin seferber ettiğini, Merhameten inzâl ettiği Kur’ânında, defalarca ikaz etmedi mi?

Şâyet iş, güç ve rızık peşinde koşarken, belki okumaya fırsat bulamayız, okusak ta belki tam anlayamayız diye, bizlere en doğru sözlü kulunu Peygamber olarak göndermedi mi?

Hatta asırlar arasındaki veya kıtalar arasındaki ve medeniyetler arasındaki farklılıklara göre hükümler çıkarıp bizlere kolaylıklar sağlamaları için, Mücedditler göndermedi mi?

Yine Yüce Kur’ânında bildirdiği gibi; gaflete düşüldükçe çeşitli belâ ve musibetlerle, bizden önceki kavimleri ikaz ettiğini, yine de ikazdan anlamayanları acıklı bir şekilde HELÂK ettiğini, bizlere açık seçik bildirmedi mi?..

Bizlere defalarca; “beni tanıyınız ve bana kulluk ediniz”, “başıboş yaratıldığınızı zannetmeyiniz”, “namaz kılınız”, “şükürler ediniz”, “israf etmeyiniz”, “zina(Fuhuş)  etmeyiniz”, “faize bulaşmayınız”, “nankörlük etmeyiniz”, “zulüm etmeyiniz”, “ezanıma, dînime ve kullarıma zulüm edenlere asla meyletmeyiniz”, “emir ve yasaklarıma riâyet ediniz”, “yoksa azabım çok şiddetli olur!” ..diye bizleri ikaz etmedi mi?

  • Peki, bizler ne yaptık?.. (Herkes kendisini de çevresini de biliyor.) 

Ben şahsen çok çok eksiklerimle beraber, pişmanlıklar yaşayarak tövbeler ediyorum. Niçin hâfız olamadım, niçin Yüce Rabbimi çok daha iyi tanıyamadım? O’nu (cc) niçin gücümün yettiği kadar, tüm insanlığa tanıtmak için azami gayret sarf etmedim? Niçin her işimde “acaba Yüce Rabbim bu konuda ne der” titizliği ile hareket edemedim, diye?!.. Pişmanım.

Altmış küsur yıllık ömrümde, “belâlarla, musibetlerle, hastalıklarla îkaz edildiğim halde, niçin hâlâ kusurlar işleyebiliyorum” diye üzüntüler yaşıyorum. Bu hâlet-i Rûhiye ile son aylarda dünya çapında yaşadığımız Corona Virüs sınavımız sonrasında; acaba ne kadar ibret almışız, ne kadar ıslâh olmuşuz veya bu ikaz mesajını ne kadar anlamışız diye, paylaşımlara, haberlere ve TV açık oturumlarına ibret için bir bakalım.

  • Yine tökezlediğimizi, hatta sınıfta kaldığımızı göreceksiniz!..

Yine inanılmaz nankörlükler içinde olduğumuzu göreceksiniz!..

Yine Yüce Rabbimizin bu ciddi mesajını bile hâlâ alamadığımızı göreceksiniz!..

Birlik ve beraberlik içinde olup, Yüce Rabbimize yöneleceğimize; yine başkalarının hukukuna girerek fırsatçılık, stokçuluk, hile ve ihtikâr haramlarını görüyoruz.

Hükümetimiz diğer dev ülkelere göre bile, yapılması gerekenlerin en iyisini yaptığı halde; sorumsuz kurum ve kişilerce yine seçim öncesi gibi, desteği ve dayanışmayı bozucu, asla mümkün olmayan çağrılarla, kışkırtmalar yapıyor. (O eski SSK’yı, yolsuzlukları, susuzlukları, pislikleri vs. hatırlayınız.)

Bizler yukarıda arz edilen İlâhî ikazları ciddiye almadığımız için, başımıza gelen birçok belâ ve musibetlerden ibret almazsak, günahlarımıza, israflarımıza ve nankörlüklerimize hâlâ devam edersek; Allah (cc) bize merhamet eder mi ki?..

Oysa şu İlâhî îkazlara, bu belâ ve musibetler gelmeden önce kulak verip ibret alsaydık, rotamızı ve istikametimizi düzeltseydik, acaba bu belâ ve musibetleri hak eder miydik?

Nahl Sûresi, 112. Âyet: “Allah, huzur ve güven içinde olan ve rızkı her taraftan gelen bir beldeyi de size misal olarak verdi. O belde halkı Allah'ın nimetlerine NANKÖRLÜK edince, Allah da onlara, işleyip durdukları günahlar yüzünden, bütün benliklerini kaplayan bir açlık ve korkuyu tattırdı.” Sebe Sûresi, 17. Âyet: “Biz inkâr ve nankörlükleri sebebiyle onları böylece cezalandırdık.”…

Demek ki neymiş? Kuluna zulmetmek istemez Hüdâsı, herkesin çektiği kendi cezası.

  • Peki, bizler ne yapmalıyız ki, bu belâ ve musibetlerden selâmete çıkalım?

Öncelikle böyle musibetleri hak etmediğini zannedenler ve “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” diye düşünenler; bilecekler ki hem kurunun yanında yaş da yanıyormuş.

Hem de SINAVDA olduğumuz için, her belâ ve musibette duâ ve sabırla mükellefmişiz.

Bir de insanoğlu, hele şu âhirzaman fitnesi içindeyken, günahlara bulaşmaması mümkün değil. Günahların kaynağını, binlerce lira vererek, evlerimizin en müstesna köşelerine “nasılsa kumandası bizim elimizde” diyerek yerleştirmişiz. Mahmud Ef. Hz.’nin dediği gibi, “Düşman Çanakkale’den giremedi, fakat ÇANAK ANTENDEN evlerimize girdi.”

  • Bu günah kutusuyla, sadece VAKİT ÖLDÜRME suçu işlemekle de kalmıyoruz.

Ahlâk bozucu dizileri ve Yüce Dînimizin, mukaddesatımızın, vatanımızın, devletimizin ve birliğimizin aleyhine olan yayınlara bulaşıyorsak, vay hâlimize...

Bu belâ ve musibetlerle, hâlâ kendimize gelmezsek, acaba ne zaman geleceğiz?

Sınavda olduğumuzu ne zaman anlayacağız? Eğitimlerimizde, evlâtlarımızı yetiştirmede, ticaretimizde ve tüm yaşantımızda, ne zaman SINAV titizliğinde hareket edeceğiz?

Sadece mutaassıp aileler (İlâhî emirlere titizlikle dikkat edenler) yalnız ana haberleri ve Diyanet TV’yi izleyerek yetinenler, belki bir nebze mâzur olabilirler.

Hele hele bu sinsi âleti tedbir amaçlı evlerine sokmayanlara ne mutlu…

Belâ ve musibetlerle kendine gelip, Doğru İslâm’a ciddiyetle yönelenlere ne mutlu…

Şu vecizeyi de her zaman aklımızda tutmalıyız: “Eğer belâ ve musibetler bizi Allah’a yaklaştırıyorsa Nİ’METTİR… Eğer ni’metler, (israf ve nankörlüklerle) Allah’tan uzaklaştırıyorsa, MUSÎBETTİR…”  Vesselâm.

Anahtar Kelimeler:

Yazarın Yazıları