Abdurrahman Dilipak olayı nereye sürükleniyor?

  • 31.08.2020 10:14
  • Okunma: 2053 kez

Hem İstanbul Sözleşmesini, hem de Sayın Abdurrahman Dilipak’ın ilgili yazısını titizlikle okuyan biri kişi olarak arz ediyorum ki, bu olay; kadın kollarının bu basiretsizliği yüzünden, iktidar gemisinin tabanını delmektir.  Ve tüm iç-dış şer güçleri ümitlendirip sevindirmektir.

Neticede ise tüm ülke insanı zarar görecektir.

Bu iddiamın herkes tarafından kolayca anlaşılması için, çoğunuzun bildiği bir fıkrayı girizgâh yapacağım.

İki arkadaş sohbet ederken, biri diğerine aniden bir yumruk atar.

Yumruğu yiyen, kızgın bir şekilde çenesini ovuşturarak sormuş:
- Ne oldu be adam, ne güzel sohbet ediyorduk. Durup dururken niye yumruk attın?

- Sen bana ÖRDEK dediğin için!

- Yahu nereden çıkartıyorsun? Ben sana ördek demedim ki...
- Evet, açıkça ördek demedin ama “hava çok bulutlu” dedin yâ. Hava çok bulutlu olunca ne olur? Yağmur yağar. Yağmur yağınca ne olur; su birikintisi... Su birikintisinde de ördekler yüzer. O halde havanın bulutlu olduğunu söylemekle, sen bana ördek dedin!..

İşte kadın kollarının, o yazı üzerinden estirdikleri fırtına, aynen bu fıkradaki gibi zorlama te’villere dayandırılıyor. Sayın Dilipak’ın ‘Fuhşa destek verenlere FAHİŞE’ demesini, ‘İstanbul Sözleşmesine destek verenlere fahişe’ demiş gibi varsayarak çıngar çıkarıyorlar.

Sanırım konu anlaşıldı, fakat ben yine de bu olayı, yeni duyanlar veya hiç inceleyemeyeneler için arz edeyim.

İstanbul sözleşmesi konusunu içeren o yazısında Sayın Abdurrahman Dilipak, yerden-göğe halkıdır. Fakat sadece üslubu sert ve sü-i te’vîllere müsait tarzda oluşu bir kusur sayılabilir.

İstanbul sözleşmesi hakkında ben de 10.08.2020 tarihinde “İstanbul Sözleşmesi = Zehirli ET tuzağı” başlıklı bir yazı yayınlamıştım.

 

İşte linki: https://dostbeykoz.com/istanbul-sozlesmesi-zehirli-et-tuzagi

Dünyanın hiç bir hukuk sisteminde “kadının beyanı esas alınır” garâbeti yoktur. Hukukta, HAKLILIK esas alınır, cinsiyet değil!.. Haklıyı tespit etmek için de her iki tarafta eşit şekilde yargılanır. Yani, peşinen hiç birisi haklı gösterilemez!..

Bakınız bu konuda ünlü yazarlardan Sayın  Süleyman Özışık ne diyor: "Kadının beyanı esastır maddesinin, beraberinde korkunç sonuçlar getirdiğini, bir beyan ile erkeklerin; tecavüzcü, dayakçı ve istismarcı sayılabildiğini ve bunun bir cinnet hâline dönüştüğünü belirtmiştim. Mahkeme "Kadının beyanı esastır" diyor. Bir kadınla asansöre bindiğinizi düşünün. O kadın ‘asansörde tacize uğradığını’ iddia ettiği an hayatınız kararabiliyor.”

Hak ve Adalet bunun neresinde?..

Bunlara itiraz eden değil, taraftar olanlar, hatta tarafsız olan ve suskun kalanlar da vebal altındadır.

Şu maddeleri okuduktan sonra; ben de asansörde bir kadın varsa binmez oldum. Hatta ben asansördeyken tek bir kadın binse, ben hemen iniyorum.

Çünkü kadın bir cazgırlık yapsa; [Kadıköy’deki bir kadının cazgırlık yapması nedeniyle, hak ettiği cezadan kaçmaması için kendisini yakalamaya çalışan polisimizin, hayalarına tekmeler attığı ve küfürler savurduğu halde, görevini yapan polislerin açığa alınması gibi,] kadın haklı, siz ise haksız sayılacaksınız…

Bu sözleşme birkaç yönden kadınların menfaatine gibi gözükse de, ‘aile hayatını bitirici ve erkekleri mağdur edici tuzak maddeler’ nedeniyle, o menfaatler TAZE ET gibi görülüyor. Ve o etin câzibesi de kadınların ferasetini gölgeliyor ve basiretli düşünmelerini engelliyor.

KADEM ve benzeri kadın guruplarının, hatta kadınlarının ve kızlarının gazına gelen bazı erkeklerin bu tuzağa nasıl düştüklerini hâlâ anlayabilmiş değilim.

Şayet bu konuda Sayın Abdurrahman Dilipak’a veya Kadıköy’de yaşanan o olaydaki iki polise ceza verilirse, hem Adalette hem de Asayişte, onarılması mümkün olmayan DERİN YARALAR açılmış olacaktır. Görünen köy kılavuz istemez…

Son İstanbul seçimlerinden önce; ‘yanlış yapılması halinde, öngördüğüm bütün olumsuzlukların bir bir yaşandığını gördüğümüz gibi’, bu derin yaraların da tek tek açıldığını ve yaşandığını göreceksiniz. Yakından izlemeye devam ediniz.

Hadîs-i Şerifin; “bir kötülük gördüğünüzde, yâ elinizle, ya da dilinizle (lisanınızla veya kaleminizle) engel olunuz. Veya kalbinizle buğz* ediniz.” emri gereği, benim elimden bu kadar geliyor. Elinde imkân ve yetki olanlar düşünsün. Çünkü onlar  kesinlikle vebal altındadır, vesselâm…  

* Buğz: Düşmanlık hissi, nefret, kin, içten düşmanlık göstermek anlamına gelir.

 

Anahtar Kelimeler:

Yazarın Yazıları