Mert AKDEMİR
  • 16/01/2023 Son günceleme: 16/01/2023 18:13
  • 2.777

Öncelikle bu yazı ‘halkı kin ve düşmanlığa sevk etme’ yazısı değildir. Bu yazı halkımızı yaşadığı topraklara nasıl yabancılaştırıldığının yazısıdır.

Göç idaresi Uyum ve İletişim Genel Müdürlüğü verilerine göre ülkemizde toplamda 5 milyon 506 bin yabancı uyruklu insan yaşıyor. Bu sayının 3 milyon 600 bini Suriyeli sığınmacı. Mültecilere ev sahipliği noktasında dünya lideriyiz.

Fakat konumuz sadece Suriyeli sığınmacılar ya da kaçak yoldan gelen Afganlar ya da Afrika ülkeleri vatandaşları değil.

Ülkemiz sosyal ve kültürel anlamda da bir yabancılaştırma furyasının etkisinde. Ekonomik sıkıntıların etkisinde dara düşen vatandaşlarımız çareyi parası olan yabancılara mal ve mülk satışlarında arıyor. Hükümetin vatandaşımızı mülk sahibi yapmak için açıkladığı her kampanya sonrasında ev ve arsa fiyatlarına, sahipleri tarafından inanılmaz oranlarda zam yapılıyor. Serbest piyasa ekonomisi dediğimiz yöntemde bu durum ne kadar normal karşılansa da vicdanlar açısından baktığımızda aşırı derecede anormal olduğunu hepimiz biliyoruz. Bu anormalliği vatandaşın düzeltmeyeceğini/düzeltemeyeceğini de hepimiz biliyoruz. Hükümetimiz bu konuda gerekli önlemleri almıyor/alamıyor.

Peki, böyle olunca ne oluyor? Dışarıdan gelen, cebinde de parası olan diğer ülkelerin vatandaşları ama sığınmacı ama turist fark etmeksizin bu mülkleri satın alabiliyor.

Karadeniz’de Araplar, Ege ve Akdeniz’de Ruslar biz Türklerden çok daha rahat ev ve arsa sahibi olabiliyorlar.

Yerini yurdunu satan vatandaşlarımız ise ya köylerine yerleşiyor ya da şehrin çeperlerinde kendilerine yer yurt edinme gayreti içerisine giriyorlar.

Sonrasında; öncelikle kafe, restoran ve mağazaların tabelaları ve menüleri, Türkçe’ye hiç yer verilmeden direkt farklı bir dilde yazılıyor. Patronlar kendi vatandaşlarımızı çalıştırmak yerine sigortasını ödemediği, can güvenliğini umursamadığı sığınmacılara iş vermeye başlıyor.

Cebinde parası olan yabancılar kendi ticarethanelerini açıp yerli esnaf ve kobilerimize rakip oluyorlar. Açtıkları ticarethanelerde yine kendileri gibi yabancıları kayıtsız istihdam ediyorlar. Vergi ödemeleri konusuna girmiyorum bile.  Bu durum bizim esnaf ve kobilerimizi de olumsuz anlamda etkiliyor. Ellerinden rekabet etme özelliği alınmış oluyor. Bir süre sonra iflas etmek ya da ticarethanesini kapatmak durumuyla yüzleşiyor.

Böylece girişimci ruhlu insanlarımızda istemeseler de şehir merkezlerinin dışına itiliyor.

Mahallelerde sokak sokak gettolaşma* hareketleri yüzünden senelerdir o mahallede oturan vatandaşlarımız bir süre sonra yabancı konumuna düşüyor. Bu yabancılaşma okula giden çocuklar arasında da görülüyor.  Buna önlem alamayan yöneticiler yüzünden vatandaşlarımız da doğup büyüdüğü mahallesini terk etmek zorunda kalıyor.

Şimdi gelelim sonuca; Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları, devleti yönetenlerin hiçbir önlem almayarak işlemesine izin verdiği bu sistem yüzünden şehir merkezlerini yabancılara bırakmak durumunda kalıyor. Hükümetin övünerek anlattığı yollar, tüneller, köprüler ve daha nice alt ve üst yapı sistemleri, sağlık ve eğitim gibi hayatı kolaylaştıran nice yatırımlar, vatandaşlarımızın parasıyla yapılmasına rağmen yabancıların kullanımına sunuluyor.

Yabancılar ya da sığınmacılar adına ne derseniz deyin, bizlerin vergileriyle yapılan bu hizmetlerden faydalanırken hangi bayrağın altında olduklarını önemseyen bir hal tavır içerisindeler mi?

Peki, ülkemizin ekonomik darlığını fırsat bilerek bu imkanları elde eden yabancılar gelecekte daha organize hareket edip hangi isteklerin talepkârı olacaklar hiç düşündünüz mü?

İstanbul Konstantinopolis olmayacak. Elbette olmayacak. Mücadelesini vatandaşlar olarak mevcut hükümete rağmen vereceğiz. 

Peki, sizce yukarıda bahsettiğim imkanlara hiçbir bedel ödemeden tabiri caizse elini kolunu sallayarak erişebilen yabancılar/sığınmacılar için bunun bir önemi var mı? Onlar için fark ediyor mu İstanbul olmuş, Konstantinopolis olmuş, Türk bayrağı olmuş ya da başka bir ülkenin bayrağı olmuş. Sizce onların umurunda mı?

(*gettolaşma: kentin diğer yaşam alanlarıyla bütünleşmemiş, ayrışmış bölümlerinden, kendine özgü yaşam biçimleri ve sosyokültürel yakınlıkların oluşturduğu kümelenme.)

Merhabalar; uzunca bir süredir ara verdiğim köşe yazılarıma Dost Beykoz çatısı altında tekrar başlıyorum. İmkan verenlere ve tüm okuyucularıma teşekkür ederim. Sevgiler.

Yazarın Yazıları
Yorumlar (0 Yorum)

Bu içeriğe yorum yapılmadı, yorum yapmak ister misin?

Yorum Yaz