Makaleler

'EVET' diyenlere NE MUTLU…

2014.07.26 00:00
| | |
14747

12 Eylül 2010 Referandumunda “EVET” oyu veren bahtiyarlardan, yüce Allah c.c. binlerce kez râzı olsun.

Ölesiye yanıltmalara, saptırmalara, iftiralara, saldırmalara ve sataşmalara rağmen, en isabetli bir kararla “evet” diyenlere gerçekten müjdeler olsun…

Yaptığınız bu hayırlı katkılarınızla, dünyada da, ahrette de övünebilirsiniz.

Bir takım tökezletmelere, engellemelere ve şer güçlerin provokasyonlarına rağmen, o“evet”lerinizin meyveleri, çok şükür ki alınmaya başladı.

 

Gözbebeğimiz olan TSK’da birtakım yanlış yapılanmalar nedeniyle, “..Heronlar PKK’lılara zarar veriyor, ya düşürelim, yada koordinatlarını değiştirelim” diyen subaya,“haklısın, bir şeyler yaparız!” diyen Tuğgeneral M.İ., maalesef koruma altına alınırken, hattâ terfî ettirilirken, “sadece hanımı başörtülü veya namaz kıldığı tespit edildi diye”mâsum subaylar ordudan atılıyordu. Üstelik de hiçbir hakları verilmeden…

 

Ellerine tek bir kuruş dahi verilmeden, sefalete terk edilen bu masum ve şerefli subaylar, 12 Eylül 2010 referandumundan sonra, usulüne uygun müracaat ettikçe, haklarını almaya başladılar. Her ne kadar “geciken adalet, adalet değildir” denilse de, bu güzel gelişmeler, bu mağdur subayların üzerinde, hârika etkiler uyandırdı.

ASDER kısa adıyla hizmet veren, Adaleti Savunanlar Derneği başkanlığına, o mağdur komutanlardan gelen onlarca teşekkür mektubundan, sadece birisi elime geçti. Araştırmacılığım gereği, irdeleme ihtiyacı duydum. Mektubun yarısından sonra gözyaşlarımı tutamadım. “EVET” oyu vermekle, ne kadar isabet ettiğimi, bir kez daha anladım. Bu güzelliklere vesile olan siz bahtiyar dostlarımla da, bu hicran dolu mektubu paylaşmak istiyorum. Şöyle ki:

 

[[[“Şöyle bir geçmişe uzandım bu gece.

On beş yıl önce bir şubat ayazı, tüm şiddetiyle “post modern” sürecini hüküm sürmeye devam ediyordu. Plân üzerinde iyi çalışılmıştı; özellikle medyasının başrolü üstlenmesi ve yüksek yargıç ile savcıları, rektörleri, baroları, odaları, dernekleri, provokatör, oyun, hile ve brifingleriyle üzerinde çok emek sarf edilmişti.

Önce bünyede temizlik (!) gerekiyordu. Binlerce subay-astsubay, düzmece, yalan ve iftiralarla dışarı itildi. Sonra özenle kadrolaşma ve bin yıl (!) sürecek savaş ilânı…

Kurgu gayet başarılıydı. Nitekim o günkü iktidarların da zayıf noktaları değerlendirilerek, sonuç elde edildi. Kukla hükümetler ve sipariş yönetimlerle

ülke harap edilirken, bir taraftan kader de hükmünü icra ediyor ve küllerden yeni bir kimlik inşası başlıyordu. Bünye dışına itilen memleket evlâtları, tarihi misyonlarını üstlenmek üzere, adeta küllî bir irâdenin tecellisiyle, bir araya gelmeye başlıyor ve tuğlalar teker-teker diziliyordu. Yükselen yapı zahirde mütevazı, fakat maneviyat ikliminde muazzam bir şahsı manevi haline geliyordu.

Uğradıkları zulmü, evliya sabrı ile bağırlarına basan bu Hak dostları, neticedeki hayra gözlerini dikerek, donandıkları vazife ve mes’uliyet şuuruyla oluşturdukları dernek çatısı altında, flamalarını yavaş-yavaş göndere çekmeye başlıyorlardı. ASDER doğuyordu!...

 

Nemrutlara bir İbrahim! Firavunlara da bir Musa! Geliyordu.

 

Son peygamberin yüce ahlâkıyla donanmış olan bu gönül erenleri, itidal ve müspet hareketi kendilerine düstur ve prensip edindiler. Zor zamanda doğmuştu bebek. Şubat ayazında emekledi. Kimsenin kucağına alamadığı bir zamanlarda, Rahmanın yardımıyla, güçlükle ayakları üzerinde durmayı ve yürümeyi başardı.

Ama dikildiği andan itibaren hiç eğilmedi. Kimilerinin iki büklüm olduğu zamanlarda ve kimilerinin de sütre aradığı dönemlerde, dik durmanın onurunu ve haysiyetini, yaşayarak cihana gösterdi. Konuşulmayan zamanda konuştu. Yazılmayan zamanda yazdı. Dedik ya, kader hükmünü icra edecekti; şubatın soğuk rüzgârlarına bir set, gemi azıya almış, doludizgin giden atların koşumlarına bir bilek, yolunu şaşıran tankların üstüne çıkacağını ilan eden bir yürek gerekiyordu.

Büyüyen ASDER, şanlı komutanıyla öne atıldı.

Bir taraftan muktedirlere mektuplar gönderirken, bir taraftan da halkıyla bütünleşip; yazar-çizer, düşünür ve sivil toplum örgütleriyle toplantılar yapıyordu. Tohumlar saçıldıkça filizlenmeler baş gösterdi. Zamanla her yerden sümbülleşmeler başladı. Bir, üç, beş derken her taraf çiçeklerle donandı.

Millet de gücünü sandıkta gösterdi…

İktidar ise, milletten aldığı desteği hebâ etmedi.

Medya da kendine geldi.

Vatansever, cesur savcılar çıktı.

Derken, Ergenekon yakayı ele verdi. Arkadan balyoz, darbecilerin başına iniverdi.

ASDER vazifesini yapmıştı.

Rahmeti sonsuz olan yüce yaratıcı emekleri zâyi etmedi. İktidarın yüreğini güçlendirerek, gasp edilmiş olan itibarları iade ettirdi.

Bin yıl (!) yaşayacak denilen iblis ise, 15 yıl geçmeden toprağa gömüldü...

·        Soğuk günlerde krize sokularak intihara sürüklenen arkadaşımız, askerî hastanede yatarken tedavisi yarıda kesilip hastaneden çıkartılan (atılan) kanser hastası bacımız göremedi, ama çocukları gördü bu “onurlu itibar” günlerini...

Kim bilir belki biz onları göremesek de o şehitler görüyordur ve ruhanilerle paylaşıyordur şimdi bizim bu mutluluğumuzu.

  • Yüzünü gizleyerek, çöp bidonlarından kâğıt toplamayacak artık bu onurlu komutanlar.

  • “-Komutaaan! bir bazlama ver!” diyemeyecek Kandıra pazar esnafı artık.

  • Çocuklar da okulda gururla ve onurla “benim babam, emekli komutan” diyebilecek artık...

-“Mutlaka bir şey yapmışsındır” diyen anne, baba ve akrabalar da, evlâtlarından özür dileyerek, o pak alnından öpecek, gerçek komutanların...

Hanımları, her zaman inandıkları ve en zor zamanlarda bile, yanlarında açlığa tahammül ederek, destek verdikleri mağdur kocalarının şereflerinin, “ne kadar büyük olduğunun” bir kez daha te’yit edilmesinin hazzını yaşayacaklar...

Eminim, gökte melekler de, adaletin tecelli etmesiyle kendilerinden geçmiş olarak “sübhanallâah” tespihiyle, semâyı çınlatacaklar...

Bu günleri gösteren Yüce Allah’a binlerce hamd, senâ ve binlerce şükürler olsun…”

                                                                26.03.2011 Gürcan Onat.]]]

“EVET” oyu veren bahtiyarları, bir kez daha tebrik ediyorum. Allah c.c. râzı olsun…

Pasif, cılız ve koalisyonlar yerine, Güçlü iktidarın önemi çok net anlaşılıyor, değil mi?

Anahtar Kelimeler: Evet, Ne Mutlu, Raif Öztürk, Dost Beykoz, Beykoz

Diğer Yazıları

DOST BEYKOZ

"Beykoz'un Hür Gazetesi"