Toplum

Beykoz referanduma çok önem veriyor

Beykoz referanduma çok önem veriyor
06/03/2017
| | |
6153

Foto galeri Video galeri

Beykoz Evet Platformu’nun organize ettiği “Gelin Birlikte Karar Verelim… Evet’mi?” Başlıklı program Necmettin Erbakan Kültür Merkezi’nde yapıldı.

CHP eski Milletvekili, Faik Tunay, Gazeteci yazar Mustafa Yazgan ve eski Milletvekili Ömer Vehbi Hatipoğlu’nun konuşmacı olarak katıldığı konferansı 180-200 dolayında vatandaş takip etti.

16 Nisan günü yapılacak olan, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin tüm detaylarıyla ele alındığı toplantıda, konuşmacılar vatandaşların sorularını da cevapladı.

Az sayıda da olsa çeşitli derneklerin başkanları, muhtar ve siyasi partilerden temsilcilerin katıldığı konferansta ilk sözü alan 24. Dönem CHP İstanbul Milletvekili Faik Tunay, siyasete 18 yaşında başladığını şu anda 36 yaşında olduğunu kaydetti.

"Farklılıkların zenginlik olduğuna inandım"

Anavatan Partisi'nde İstanbul İl Gençlik Kolları Başkanlığı'ndan Gençlik Kolları Genel Başkan Yardımcılığı'na kadar birçok görevlerde bulunduğunu ve 30 yaşında CHP’den milletvekili seçildiğini ifade eden Tunay, “Milletvekili oldum ama hep tartışılan bir isimdim. Bugün bile hala, geçen sene istifa etmeme rağmen Faik Tunay dediğiniz zaman radikal olanlar, solda olanlar, muhalefete alışmış olanlar beni hiç sevmezler. Bunun nedeni çok basit ben, ‘Özal’ dedim, Anavatan Partisi dedim, ben sağ görüşten geliyorum. Beni davet ettiniz; bilgimle birikimimle buraya katkı sağlamak istiyorum dedim. Farklılıkların en büyük zenginlik olduğuna inandım. Kemal Bey'de beni çağırdığı zaman böyleydi.” şeklinde konuştu. 

"Ben 16 Nisan’da ‘EVET’ diyeceğim”

“CHP’ye girdikten sonra tabiri caizse anamızı ağlattılar. Bizimle ilgili çok dedikodu ürettiler neden? Çünkü biz kalıba uymadık. Onlar muhalefet olmaya alışmışlar. Şimdi bugün de referandum sürecinde yaygaralar koparılıyor. Diktatörlük geliyor, rejim değişecek, Cumhuriyet gidecek gibi söylemlerin doğru olmadığı düşüncesinde olduğum için evet diyeceğim.” diyen Faik Tunay şöyle devam etti:    

"Hiçbir yere aday değilim"

Benim şu anda hiçbir görevim yok. 2019 yılına kadar seçimde yok, hiçbir yere de aday değilim. İşime, ticaretime bakıyorum. İki hafta önce sosyal medyada “evet” diyeceğimi açıkladım. Hemen şu karşı suçlamayı yönelttiler. Efendim Faik Tunay bir yerlere göz mü kırpıyorsun, bir yerlere aday mısın? Ben hiçbir yere aday değilim. Ben milletimi, vatanımı, bayrağımı düşündüğüm için evet diyorum ve bunun arkasında bir şey aramanın bir anlamı yok. Hiçbir partiye bağımlı da değilim, tek başımayım.

"Tayyip Erdoğan ne yaptı?"

Birileri diyor ya, ‘AK Parti, Cumhurbaşkanı veya Başbakan istediğini yapamıyor mu da böyle bir şey getirildi?’ Bunu konuşmazsak konuşulanların hepsi eksik kalır. 10 sene öncesine gidin. Sayın Abdullah Gül, Adalet ve Kalkınma Partisi'nin adayı değil miydi? Adayıydı. Meclise geldi, daha önce mecliste nasıl Cumhurbaşkanı seçiliyorsa Adalet ve Kalkınma Partisi de çıkardı adayını, ‘benim adayım bu’ dedi. Bir tane şahıs çıktı 367 krizini çıkarttı ortaya, ne dedi? ‘367 sayısı mecliste de hazır bulunacak.’ Korkuyla baskıyla askeri devreye soktular, mecliste bir kriz oldu. Abdullah Gül seçilemiyor. Tayyip Bey'de ne yaptı? O zaman Erkan Mumcu, Anavatan Partisi'nin başındaydı. Bir yasa değişikliği teklifi sundular. Bundan sonra Cumhurbaşkanını halk seçsin dediler. Referanduma gidilmesinden önce mecliste 367 tane milletvekili, Anavatan Partisi de dahil teklife destek verdi. 367 tane milletvekili, ‘tamam’ dedi ama Ahmet Necdet Sezer veto etti. O zaman seçime gidildi ve AK Parti eskisinden daha güçlü geldi. Anayasa değişikliği de yüzde 68'lik bir halk desteği ile geçti.

"İsteyen evet der, isteyen hayır der"

Türkiye'de Başbakan var, Bakanlar var bir de milletin seçtiği Cumhurbaşkanı var. Burada garip bir durum var. 367 krizi olmasaydı bugünkü bu değişiklik teklifi ortaya çıkmayacaktı. Okumuştur, anlamıştır, kendince hayır diyordur onlara hiçbir lafımız yok. İsteyen evet der, isteyen hayır der. Ama körü körüne hayırı savunup evetçilere hakaret edenlere de müsaade edemeyiz.

"MHP sayesinde 3-4 madde eklendi"

Muhalefet partisinden bazı temsilciler çıkıp diyorlar ki, uzlaşma aranmadı. Adalet ve Kalkınma Partisi, Milliyetçi Hareket Partisi ile birlikte bu teklifi getirdi. Dayatmayla getirdi bizim bir fikrimizi sormadı. İnsan yalan söyler de böyle bir yalan da olmaz. AK Parti bu teklifi getirdiğinde CHP masaya gelmedi. Önerisini sunmadı. Uzlaşmadan anladığımız; sen söyleyeceksin biz senin söylediğini yapacağız bunun adı uzlaşma mı oluyor? Devlet Bahçeli ne diyor? Bizim sayemizde 3-4 tane daha madde eklendi. Eğer sen masaya otursaydın ve buna rağmen AK Parti kabul etmeseydi. Bu senin koz olarak kullanabileceğin bir şey olurdu.

"Cumhurbaşkanı kendisini yakar mı?"

Deniyor ki bu yeni teklifte Cumhurbaşkanı, meclisi feshediyor. Biz yüz yılı aşkın parlamenter sistemle yönetilen bir ülkeyiz… ‘Meclis feshedilecek. Milletvekilleri olmayacak, padişahlık geliyor’ diyorlar. Ne üzücüdür ki eveti savunan bazı insanların hayırcılar karşısındaki çaresizliğini görünce üzülüyorum. Bugünlerde hayırcılar televizyonlarda çok daha etkin. Doğrudur ama fesih kelimesi yanlış yeniliyor. Ne oluyor biliyor musunuz? Ben Cumhurbaşkanıyım, yarın sabah kalkıp meclisi ‘yeniliyorum’ diyorum. Bunu dediğim an benim Cumhurbaşkanlığım da düşüyor ve bir dönemi kaybetmiş oluyorum. Hangi Cumhurbaşkanı bunu yapar? Zaten iki dönem seçilme hakkı var. Bir dönemini de kendisini yakarak yer mi?

"Açıp okuyan herkes bunu görebilir..."

Anayasa mahkemesi üzerinde fırtına koparılıyor. Deniyor ki Cumhurbaşkanı, Anayasa mahkemesi üyelerinin tamamını belirleyecek. Bunun da yalan olduğunu göstereyim size, bu benim iddiam değil açan okuyan herkes bunu görebilir. Bugünkü sistemde Anayasa Mahkemesi'nin 17 tane üyesi var, referandumdan evet geçtiği takdirde 15'e düşecek. Yani iki üye olmayacak onlar da Askeri Yargıtay'dan gelen üyelerdir. Bu yeni sistemde askeri yargı yok, bir tane sivil yargı var diyor. Böyle bir şey olmaz. Bugünkü sistemde zaten 14 tanesini Cumhurbaşkanı belirliyor. Yeni teklifte de 12'sini belirliyor. Bugünkü sistemden çok farklı bir şey getirmiyor. Daha iyisi olabilir miydi? Olabilirdi.

"Rejim değişmiyor, ülke batmıyor"

Diktatörlük geliyor gibi iddiaların hepsi külliyen yalandır. Bugün parlamenter sistem var. Yeni teklifle beraber yeni bir hükümet modeli getiriliyor. Şimdi Cumhurbaşkanı yetkisi var, sorumluluğu var ama bir de ortada Başbakan var. Yeni sistem, ‘yürütmeyi Cumhurbaşkanına vererek biraz daha fazla sorumluluk vereyim’ diyor. Rejim değişmiyor, ülke batmıyor.

"Sende kazan, millete git, çalış, seçimi kazan"

Bir de HSYK çok konuşuluyor. Yargıdaki en önemli kurum olduğunu biliyoruz. Cumhurbaşkanının partili olmasından dolayı hayırcılar Cumhurbaşkanının partisi seçimi de kazanacağı için bu yedi üyeyi de otomatik olarak Cumhurbaşkanı atamış olacak. Sende kazan, millete git, çalış, seçimi kazan. Ne engel buna? Muhalefet biraz da şunu yapıyor. Ben kaybedeceğim nasıl olsa seçimi de kaybettim. Kardeşim sen millete güvenmiyor musun? Git millete, anlat kendini.

"Milletin inançlarıyla oynamazsan, oyu alırsın"

Şimdi hep bu örneği veriyorum. Rahmetli Ecevit, sosyal demokrat düşünceye sahip bir liderdir. Sağdan geliyorum ama rahmetli Ecevit 1977 yılında sol olmasına rağmen, CHP olmasına rağmen yüzde 41 oyu nasıl aldı? Çeşitli nedenlerden dolayı bir sürü insan Ecevit'e oy vermiş. Millete gidersen, kendini doğru düzgün anlatırsan, milletin inançlarıyla oynamazsan, oyu alırsın. Yüzde 41 almış işte CHP ki o günden sonra tarihinde o kadar oy alamamış. Cumhurbaşkanının partisinin kazanacağını ve üyelerin çoğunluğunu Cumhurbaşkanının atayacağını söyleyenler baştan kaybetmeyi kabul etmiş oluyorlar.

Bir diğer konuşmacı olan Mustafa Yazgan ise, 15 Temmuz FET girişimine vurgu yaparak, Türkiye’nin ikinci İstiklal Savaşı’nda olduğunu söyledi.

“Bu korkutmak, ürkütmek, teşvik veya beyin yıkamak değildir. Vatikan, Dünya Mason Locaları, Siyonist lobileri, İsrail, Avrupa Birliği, içimizdeki bilinçsiz muhalefet, terörü teşvik edenler, bütün bunlar günümüzde varken bu Allah'ın bize verdiği bir fırsattır.” diyen Yazgan, “Evet” belki yarın yüzde 60 ile kabul edilecek. Ama sen eğer huzuru sükûnu saadeti, iyiliği, refahı, kalkınmayı arzu ediyorsan, samimiysen dolayısıyla mutlaka yüzde 95 çıkmalıdır. Yüzde 95 olursa ne olur biliyor musunuz? Hukuki bir 15 Temmuz meydana gelir. 15 Temmuz'da millet fiili bir hareket yaptı ve dünya şaştı kaldı. Birçok çamurdan yapılmış binalar yıkıldı. Millet işe el koydu. Şimdi aynı durumla karşı karşıyayız.” ifadelerini kullandı.

“15 Temmuz mükemmel hazırlanmış bir darbeydi”

Konuşması sırasında, referandumdan EVET çıkması durumunda Anayasa’nın değişecek olan 18 maddesini karşılaştırmalı bir şekilde izleyenlere anlatan Mustafa Yazgan, “uzun yıllar yaptığım çalışmalara baktığımda, Batı ve diğerleri Türkiye'yi düşman bildiler. Şu anda onların bir tek hedefi, ne yapıp, edip Türkiye'yi boğarak öldürmektir. Fakat Allah'ın nimetini unutuyorlar. Yüzde 99,5 FETÖ'nün 15 Temmuz darbesi mükemmel hazırlanmış bir darbeydi. Ama o yüzde yarım var ya kurban olduğum Allah'ın o yarımını unuttular ve Allah'ta o yarım ile yüzde 99,5'i yerle yeksan etti. Kim kiminle teşkilat kurdu da bir tek Sayın Cumhurbaşkanımızın telefon görüşmesiyle millet meydanlara indi. Herkes kol kola geçerken, arkadaş sen CHP'li misin, MHP'li misin diyen oldu mu? Kadını, erkeği, genci, ihtiyarı, emeklisi...” dedi…

"Biz ayrılmaz bir bütünüz…"

1964 yılında Anadolu'da verdiğim konferanslarda verdiğim bir misal var. O zamanda CHP vardı, Demokrat Parti vardı ve biz sen ben kavgasını hep yaşamışızdır. Ama akliselim bu millette her zaman galip gelmiştir. Gelen adam da kimmiş diyen olmuşsa MHP'li, CHP'li, Adalet ve Demokrat Partili kardeşlerim vardı. Şu anda bizim burada olduğumuzu istihbarat Obama'ya haber verse, Obama, Genelkurmay Başkanı'na dese ki, ‘gidin Beykoz'da bir grup toplanmış, bombalayın orayı.’ Genelkurmay Başkanı da, dönüp, ‘ama efendim bizim adamlarımız da orada dese,’ ‘hepsi gitsin benim için önemli değil der.’ Düşman bizi böyle görüyorsa, biz akılsız mıyız ki, kendi aramızda şöyle böyle diye ayrılalım? Biz ayrılmaz bir bütünüz ve bunun adına da Türkiye denir. Hiçbir şey bizi ayıramaz o halde bu tehlikeleri göze alarak başkanlık sistemini gözden geçireceğiz.

"Yürütme ve yasama, kanun yapma ile icraat ayrılacak"

Milli irade olarak hepimiz sandığa gideceğiz ve üzerimize düşeni sonuna kadar yapacağız. Yasama ve yürütmeyi seçeceğiz. 2019 yılında uçak gelip artık aprona inmiş olacak. Fakat inerken başkanlık sistemi millet tarafından tasdik edilmiş olacak. O zaman yürütme ve yasama, kanun yapma ile icraat birbirinden ayrılacak. Millet diyecek ki yürütmeye, ‘Cumhurbaşkanım, ben seninle Millet Meclisi'ni ayırıyorum. Sen Devlet başkanısın, Milletvekilleri de benim Milletvekillerim olacaklar. Ben seçtim onları ve onlar benim himayem altında. Sende benim himayem altındasın seni de ben seçtim.’

"Torpilin varsa kazanırsın durumu bitiyor"

Referandum geçtiği zaman yargıya bir çizgi getirilecek ve yargı işte o zaman hakiki yargı olacak. Bugüne kadar açık söyleyeyim, çok insanın gözü yaşlandı, hakkını alamadı, milletine küstü ve yargısına küstü. En kötüsü de, ‘torpilin varsa sen kazanırsın’ gibi bir cümleyi söyledi. ‘Paran varsa rüşveti verir her yere girersin’ dedi. Parlamenter sistemin özelliği budur. Öyle bir duruma geldi ki adamı olan iştah filmine girdi, adamı olmayan köyünden bile çıkamadı. Bu adaletsizdir. Bu başkanlık sisteminde ortadan kalkacak. Millet bu sistemle beraber diyecek ki, ‘tamamen benim lehime olan kanun yapacaksın.’ ‘Kanun nasıl yapılır, onu bilmiyorum’ diyen de olursa, ‘o zaman sen otur’ diyeceksin ona. Bu işte tecrübesi olan kültürlü insanlar bu işi götüreceklerdir.

“Halkın oyuna bunu sunalım demişler"

Programın son konuşmacısı olan eski Milletvekili Ömer Vehbi Hatıpoğlu da konuşmasında, “Biz neden sandığa gidiyoruz?” sorusuna cevap aradı…

Öncelikle bu sorunun cevabını ortaya konulması gerektiğini söyleyen Hatipoğlu, “Biz bu ülkeyi yöneten bu ülkenin rejimini değiştirmek adına sandığa gitmiyoruz. TBMM toplanmış bir Anayasa değişikliği teklifini görüşmüş ve mecliste oluşan irade demiş ki; biz bu konuda kesin karar veremiyoruz. Şu, şu, şu değişiklikleri yapmak istiyoruz ancak son karar milletindir. Gidelim millete soralım. Halkın oyuna bunu sunalım demiş.” şeklinde konuştu.

“Bunun adı sistem değişikliğidir”

Hatipoğlu şöyle devam etti: “Halkın oyuna sunulan yarın önümüze çıkacak şeyin adı sistem değişikliğidir. Türkiye hangi sistemle yönetilirse daha doğru yönetilmiş olur, Türkiye ne şekilde yönetilirse daha seri karar verebilme olanağı olur. Ve bu ülkenin kalkınması, refah seviyesinin yükselmesi, özgürlüklerin artması açısından hangi sistem daha geçerli olur, sorusunun cevabını vereceğiz.

"Gerilime gerek yok birlikte karar vereceğiz"

Evet veya hayırda kıyamet kopmayacak, evet veya hayır dediğimiz zamanda bu ülkenin rejimi değişmeyecek. Ancak ülkeyi yönetme konusunda hangi sisteme başvuracağımız oylanacak. Dolayısıyla meseleyi öncelikle sükûnet ile müzakere etmemiz, düşünmemiz buna göre evet veya hayırı takdim etmemiz gerekir diye düşünüyorum. Gerilime falan gerek yok bu ülkenin nasıl yönetileceğine birlikte karar vereceğiz. Bu referanduma karşı çıkmak demek, ‘halk bilmez, halk cahildir, niçin halka soruyorsunuz, halka gitmeyelim’ demektir ve her şeyden önce halka saygısızlıktır. Millet iradesine saygısızlıktır. Burada bir dayatma yok. Millete soruluyor bu değişikliği onaylıyor musun, onaylamıyor musun?

"Bunların artısı vardır, eksisi vardır"

Neden evet denmesi gerekir meselesi üzerine fikri anlamda bazı şeyler arz edeceğim size. Türkiye'nin yönetilebilir bir ülke olması için neler lazım, tecrübelerimiz bize neyi öğretti bunlardan bahsedeceğim. Peşinden kovalamamız gereken şey şudur. Bugün Cumhurbaşkanlığı sistemi veya şu ana kadar geçerli olan Parlamenter Demokratik Sistemin hiç bir kutsaliyeti yoktur. Hiç birisi Allah tarafından emredilmiş bir sistemde değildir. Beşeri sistemdir. Beşeri olduğu içinde her sistem kendi içerisinde zaaflar taşır. Önce bunun altını çizelim. Bunların artısı vardır, eksisi vardır. Şimdi Türkiye Cumhuriyeti Devleti nasıl kurulmuş önce bunu konuşalım. Bir Osmanlı İmparatorluğu vardı. 20 bin m²'ye hükmeden bir devletten bahsediyoruz. Dışta yedi denize hakim bir devlet. 600 yıl Nida-i Kelimetullah için üç kıta yedi denizde at koşturmuş. Şerefli bir ecdadın torunlarıyız.

"Milli mücadele vermişiz devlet meydana gelmiş"

Bu devlet içte ve dışta ihanetle karşılaşmış, şu veya bu olaylar meydana gelmiş, etrafımız düşmanlarca çevrilmiş. Kurtuluş Savaşı ile milli mücadele vermişiz ardından cumhuriyet kurulmuş, devlet meydana gelmiş. Yeni kurulan devlet demiş ki ben ulusal devlet kurdum demiş. Şimdi ulus devleti imparatorluk yerine ikame ettiğiniz zaman yerine gelecek korkunç vakalar var. Çünkü ulus devletine imparatorluğun farklı bakış tarzı vardır. Asker, ulus devleti kurduğu zaman devleti koruma ve kollama görevini askere devrettik demişler.

"Yaşadığı devlete, 'devlet baba' diyen tek millet biziz"

Neden hayır demeyeceğimi anlatıyorum. Ben İskilipli Atıf Hoca için evet diyorum, kırk yıl zulme muhatap olmuş Erbakan Hoca için evet diyorum. Bir ulus devleti kuruldu, o ulus devleti dedi ki; ‘devrimleri koruyabilmek için elinde sopalı bir devlet kurmamız gerekiyor.’ 200 devleti kabul etti ve 6 milyar insan içinde yaşadığı devlete devlet baba diyen tek millet bizizdir. Dünyada başka hiçbir yerde devlet baba yok. Devlet aslında hizmetkârdır. Şöyle de bir şey var, ‘bizim ülkemizde devlet firavundur onun istemediği hiçbir şey olmaz.’

"Hükümetin kapılar ardında nasıl kurulduğunu gördüm"

Neden evet diyorum? Milletin kendi yönetim tarzını seçeceği bir yönetim tarzı olsun diye. Parlamenter demokratik sistemden bahsediyorlar. Biz bu sistemin nasıl işlediğini gördük. 2 dönem milletvekilliği yaptım ve en az 10 tane hükümetin kapalı kapılar ardında nasıl kurulduğunu gördüm. Ne pazarlıklar yapıldığına şahit oldum ve o pazarlıkların bir tanesinde de ben vardım.

"Türkiye için doğru bir sistem olduğuna inanıyorum"

İmam Şafi Hazretleri diyor ki, ‘Fitne zamanını kollayın, düşmanın okları kime yöneliyorsa onun yanında yer alın.’ DHKP-C'nin, PYD'nin, PKK'nın, FETÖ'nün, Amerika'nın, Avrupa'nın İsrail'in tamamının okunun Recep Tayyip Erdoğan'a çevrildiğini görüyorum. Sadece Sayın Erdoğan için değil, Cumhurbaşkanlığı sisteminin Türkiye için doğru bir sistem olduğuna inanıyorum.

Dost Beykoz yazarı Ekrem Tuncer'in moderatörlüğünü yaptığı programın son bölümünde konuşmacılar, izleyenlerin sorularına cevap verdi. Saat 20.00’da başlayan program 22.30’da tamamlandı.

Haber Merkezi

Anahtar Kelimeler: Beykoz Haberler, Referandum 2017, Faik Tunay, Ömer Vehbi Hatipoğlu, Mustafa Yazgan, Beykoz Evet Platformu

0 Yorum

Bu içeriğe henüz yorum yapılmadı

Yorum yaz

DOST BEYKOZ

"Beykoz'un hür gazetesi"